30 Nisan 2013 Salı

Evinizden Her Gün Torbalarca Çöp mü Çıkıyor? İşte ev atıklarını azaltmanın yolları...

Ne zamandır böyle bir yazı yazmak istiyordum ama nereden nasıl başlayacağıma karar veremiyordum. Meğer birisi daha önce yazmış, en iyisi çeviri yapıp yanına not düşmektir diye düşündüm: http://zerowastehome.blogspot.com/p/tips.html
 
 
Ev Atıklarını Azaltmak İçin İPUÇLARI
Burada evinizde atık azaltmanıza yardımcı olacak, sekiz kategoride en iyi ipuçlarımı yazacağım. Her bölüm, o konu ile ilgili yazdığım bir yazının özetlenmiş halidir, bu nedenle her bölüm hakkında daha fazla bilgi için lütfen başlık bağlantılarını takip edin. Ürün önerileri için de sanal mağazamızı ziyaret edin veya yazı içinde verilen internet bağlantılarını takip edin. 

Başlamadan önce:
 
  •  Atıksız bir ev için 5 temel madde:
  1. İhtiyacınız olmayan şeyleri almayın.
  2. İhtiyacınız olan şeyleri evde üretin.
  3. Evde üretemeyip de satın aldığınız şeylerin ambalajlarını yeniden kullanın.
  4. Yeniden kullanamadığınız ambalajları geri dönüşüme gönderin. 
  5. Geri kalan her şeyi kompost olarak değerlendirin.
 

 MUTFAK
  1. Tek kullanımlık olanlar (kağıt havlu, çöp torbası, yağlı kağıt, alüminyum folyo, plastik tabak çanak vs)  yerine sürekli kullanabileceğiniz alternatifleri tercih edin: Paslanmaz çelik çöp kutusu kullanır ve ıslak malzemeleri kompost olarak değerlendirirseniz, çöp torbası kullanmanıza gerek kalmaz. Kağıt havlu yerine mikrofiber bez kullanıyorum. Islak mendil yerine yanımda sürekli su ve el bezi taşıyorum, gerektiğinde el bezini ıslatıp kullanıyorum.  
  2. Satın almak zorunda olduklarınızı en büyük boy olarak satın alın veya dolum şişelerini kullanın (Bkz. Zero Waste Grocery Shopping, Sıfır Atıkla Bakkal Alışverişi başlıklı yazı), kuru yiyecekler için bez torbalar, ıslak ürünler için  cam kavanoz veya cam kaplar (et, balık, peynir, yağ vs) ve cam şişeler (sıvı yağ, sirke, şampuan vs): Dolum şişelerine örnek olarak kolonya dolum şişelerini verebilirim. Eskiden bakkallarda da vardı, halihazırda bazı eczanelerde görüyorum. Aynı şekilde eskiden şampuanlar da açıkta satılabiliyordu. Zeytinyağını pazardan cam şişe içinde alıyorum. Bittiğinde cam şişeyi geri götürüp yenisini alıyorum. Eğer teneke zeytinyağı almışsak da en azından tenekesine çiçek ekebiliriz :) Tüm pazar alışverişimi bez torbalarla yapıyorum. Peyniri de pazardan alıyorum. Peynirci, peynirleri küçük küçük parçalara bölüp streç filme sarıyor. Sonra satın almak istediğimi tartıp kese kağıdı büyüklüğünde bir plastiğe koyup ağzını düğümlüyor (suyu akmasın diye) ve en son olarak bir plastik poşete koyuyor. En son plastik poşet aşamasını kendi bez torbalarımla önleyebiliyorum. Kese kağıdı büyüklüğündeki torbaya koyma konusunda ise peynircim ısrarlı çıktı. Ben de her hafta torbayı arap sabunu ile yıkayıp, kurulayıp, diğer hafta peynirimi aynı torbanın içine koymalarını istiyorum. Eve gelir gelmez zaten hemen çıkarıp cam kaselere aktarıyorum. En son streç film aşamasını ise henüz geçemedim :)






    Pazar alışverişinde kullandığım torbalarım ve yumurta kartonu.
    Büyük çantayı Migros'tan satın almıştım. Küçük torba CityLife
    organik firmasına ait. Pazar filesini de annem hediye etmişti.
    Ağzı büzgülü torba ise ayakkabı torbası. Bunlar gibi 10 kadar
    torbam var. Kirlendikçe yıkıyorum.
    Eminim benzerlerini evde dikmek de kolaydır.

  3. Eğer büyük boy olarak satın alamıyorsanız bir tedarikçi bulun: Örneğin dondurma satın alacaksanız, açık dondurma satın alın ve yanınızda cam bir kap götürün. Şu anda bulunduğum yerde açık dondurma satılıyor. Eskiden Fatih'te otururdum, çok meşhur dondurmacıları vardı. Güvenilir bir yerden almak kaydıyla, paketli dondurma yerine açık dondurmayı daha sağlıklı buluyorum. En kötü ihtimal Mado vs gibi dükkanlarda açık dondurma bulunabilir. Ekmek almaya fırına giderken yanınızda bir yastık kılıfı götürebilirsiniz. Şarap veya bira almak için de yanınızda şişe taşıyabilirsiniz. Eskiden açık rakı da satılıyordu sanırım ama artık şişelisine bile güven kalmadı. Sıvı olarak sirke, gülsuyu vs de tedarikçiden alınabilir. Ya da kendiniz yapın: Hardal, ketçap, mayonez, sirke, reçel, humus, kurabiyeler, domates konservesi, yoğurt, kefir, ekmek vs. 
  4. Pazardan alışveriş yapın: Pazardan alacağınız yumurtalar için yumurta kartonunu ya da ezilebilen meyveleri tekrar koymak için sepetinizi yanınızda götürün. Marketten aldığım yumurta kartonunu yanımda götürüyorum ben. Bir de çilek, incir gibi meyvelerin ezilmemesi için özel yapılmış bir sepetim var, İstanbul Zeytinburnu'ndaki organik pazardan almıştım.







    Alt kısmı özel olarak dizayn edilmiş, el yapımı,
    meyvelerin ezilmesini engelleyen sepetimiz.

  5. Musluk suyu kullanın, hiç değilse arıtma cihazı kullanın: Musluk suyunu kaliteli hale getirmek yerine plastik şişelerde su satıyorlar. O plastik şişelerin tekrar tekrar kullanılmasını geçtim, bir de su bitene kadar en az 1 hafta evimizde o şişenin içinde bekliyor. Üstüne para verip, bir de sağlıksız su içtiğimi hissediyorum. Neyse ki yeni taşındığım bölgede, musluklarımızdan doğal kaynak suyu akıyor. İşte "en kaliteli su, musluk suyu" diyen İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji Enstitüsü Öğretim Üyesi Dr. Yavuz Dizdar'la bir söyleşi: http://haber.gazetevatan.com/en-guvenilir-su-musluk-suyu/468920/4/yazarlar. Musluk suyu ile şişelenmiş suyu karşılaştıran İngilizce bir yazı için bkz: http://www.rd.com/health/wellness/rethink-what-you-drink/
  6. Doğal malzemeleri tercih edin: Bulaşık deterjanı ya da sıvı el sabunu yerine arap sabunu kullanın, geniş ağızlı bir tuzluğa dökeceğiniz karbonatı Cif yerine kullanın ya da diş fırçası olarak tahta saplı, doğal kıllardan yapılmış olanı kullanın (compostable cleaning brush). Misvak da diş fırçalamak için uygundur. Keşke misvaktan yapılma diş fırçaları da olsa... Arap sabununu mecburen ambalajlı almak zorunda kalıyorum, keşke arap sabununu doldurabileceğimiz bir tedarikçi olsa.
  7. Çöp kutunuzu bir kompost kutusuna çevirin. Islak atıklarınızı çöp kutunuza atarak komposta çevirebilirsiniz.
  8. Yemek atıklarınız bozulmadan önce yeni bir yemekte kullanın. Tarif defterinize sadece atıksız yapabileceğiniz tarifleri yazın.  Yemek tariflerinizi yazarken ev ahalisinin tüketebileceği kadar miktarlarda tarifleri yazın. Yine de artmışsa bir önceki günden kalan pilav, yayla çorbası olarak değerlendirilebilir. Eğer kıymalı ya da etli yemeğiniz arttıysa, en azından blendırdan geçirip ev hayvanınıza ya da sokak hayvanlarına ikram edebilirsiniz. Buğday çorbası, bulgur pilavı vs de kuşlar için uygun olabilir. En son ihtimal, kompost kutusuna atabilir ya da toprağa gömebilirsiniz. Toprağa gömülen yiyeceğin iki günde yok olduğu söyleniyor ama henüz denemedim, emin değilim.
  9.  Bir düdüklü tencere edinin. Böylece pişirme süresi yarıya iner. Ben bu tencereyi kullanıyorum: http://sormabulmadunyasi.blogspot.com/2011/12/gun-24-saat-yetmiyor-mu-zaman-planlamas.html. Ama genel olarak düdüklü tencere kullanmayı sevmediğimden dökme demir veya toprak tencere kullanmayı tercih ediyorum. Kullanılan enerjiyi azaltıyordur sanırım.
  10.  AYRICA... Tek tarafı kullanılmış kağıtları kese kağıdı ya da not kağıdı olarak kullanabilir; sebze ve meyve yıkamada kullandığınız suyla çiçeklerinizi sulayabilir, kışın fırınınızı kullandıktan sonra ağzını açık bırakarak oda ısınması için kullanabilirsiniz. Yumurta haşlama suyunun çiçek coşturan olarak kullanılabileceği de söylenir. Ayrıca mutfağım açık mutfak, bu nedenle kışın elektrikli su ısıtıcısı yerine normal çaydanlıkta su ısıtarak hem evin ısınmasına katkı sağlamış oluyorum hem de evin nemini arttırıyorum.
  1. Tuvalet kağıdı olarak, %100 geri dönüştürülmüş kağıttan üretilmiş, ağartılmamış ve tek tek kağıt parçaları halinde olanları kullanın (toilet paper) (Eğer evinizde güneş sistemi varsa klozetiniz için elektrikli bir yıkama düzeneği yükleyebilirsiniz.): Ülkemizde zaten tahret muslukları oldukça sık kullanılıyor. Suyla temizlenmenin basura karşı iyi geldiği de ispatlanmış, silerek temizlemek daha fazla zarar veriyormuş. Bir de geri dönüşümlü kağıttan üretilmiş ve öyle bembeyaz olması için ağartılmamış tuvalet kağıtları üretilse ne kadar güzel olur. Tuvalet kağıtlarının rengini açmak için fazladan masraf yapmaya ne gerek var anlamıyorum. Tuvalet kağıdının renginin ne önemi var? 
  2. Deodorant: Ter kokusunu önlemek için şap (alum stone) ya da karbonat kullanın. Ben 3 seneyi geçkin karbonat kullanıyorum ve şiddetle tavsiye ediyorum: http://sormabulmadunyasi.blogspot.com/2011/11/dogumdan-sonra-ter-kokusu-nasl-onlenir.html. Karbonatı sürdükten sonra biraz da uçucu yağ sürüyorum, lavanta veya limon yağı. Böylece kokulu deodorant sürmüş gibi oluyorum.
  3. Sakal ve vücut tüyleri: Tıraş olmak için tekrar kullanılabilir jiletli traş aletleri (safety razor) ve tıraş sabunu (defne sabunu -Alep soap- ya da zeytinyağı sabunu gibi zengin içerikli herhangi bir sabun olabilir) kullanın. Gördüğünüz gibi dedelerimizin kullandığı yöntemler tekrar popüler oluyor. İnsan yanlışı denemeden, doğrunun hangisi olduğunu bilemiyor. Bu tür jiletleri bulmak zor, elbette kullan-at plastik jiletlerin karı daha yüksektir, o nedenle bunları fazla sürmüyorlardır piyasaya. Şurada kastedilen ürünlerin eski modellerini görmek mümkün: http://jiletvetiras.blogspot.com/p/jiletli-tras-aletleri.html
  4. Saçlar: Şampuan ve yumuşatıcıyı tedarikçisinden açık olarak alıp şişeye doldurtabilirsiniz. Eğer saçınız kısaysa şampuansız yıkamayı  da deneyebilirsiniz: saçınızı suyla yıkayın, karbonat ile saçınızı ovalayın, sonra saçlarınızı durulayın ve yumuşatıcı olarak, parlaklık da vermesi için sirke kullanın. Ya da şampuan sabunu kullanın (shampoo bar). Saç spreyi yerine de sprey şişesine doldurduğunuz limon suyunu kullanabilirsiniz (tarif için bkz. Recipes ). Eğer saçınızı daha seyrek yıkamak istiyorsanız mısır nişastasını kuru şampuan olarak kullanabilirsiniz. Şampuansız yıkama yapınca saçlar setleşebiliyor ya da kabarabiliyor. Ben yumuşatıcı yerine argan yağı kullanmayı tercih ediyorum. Ama eğer karbonat kullanmışsam, saç derisinin asit baz dengesini ayarlayabilmek için son durulama suyuna elma sirkesi de katıyorum. Sirke durulanınca kokusu kayboluyor. Ayrıca karbonat ve sirke ikilisi, kepek sorununun da kesin çözümü... Fakat şampuan yerine farklı çözümler ararken saça fön çektirirken fırça yemeyi de göze almak gerekiyor :) Çünkü şampuansız temizlikteki amaçlardan biri, saç köklerindeki yağı tamamen yok etmeyerek saçın sağlıklı kalmasını sağlamak. Ama yağlı saça fön çekilirken bir duman dalgası yayılıyor ve berber hemen "Ya organik şampuan kullanmışsınız ya da saçlarınızı iyi yıkamamışsınız, cık cık cık!" tepkisi veriyor. "Yağlı saça fön çektirmenin olumsuz tarafı nedir?" diye sordum "Fön daha çabuk bozuluyor." dediler. "Ne kadar sürede bozuluyor yani?" dedim. 1-2 gün içinde bozuluyormuş. Saçını 1-2 günden daha uzun süre yıkamayan ve sıklıkla fön de çektiren biri için şampuansız temizlik uygun olmayabilir.
  5. Vücut temizliği: Yüz ve vücut temizliği için paketlenmemiş katı sabun kullanın. Ben sabun cevizi sabunu kullanıyorum. Katı sabun yaparken oluşan gliserini kullanmak üzere içinden alıyorlarmış. Bu nedenle katı sabun kullanırken en önemlisi gliserini alınmamış bir sabun kullanmak. Keselenmek için karbonat kullanabilirsiniz. Bence bu konuda en iyisi Bursa kesesidir :) Ayaklar için de kabak lifi ya da ponza taşı elbette...  Vücut ve yüz maskesi olarak suyla veya elma sirkesi ile karıştırdığınız kil  ("French", Kaolin, Bentonit, vb kil türleri) kullanın. Ben "DermoKil" markasının hasır keseler içerisinde sattığı kil parçacıklarını kullanıyorum.







    Dermokil marka kil
    http://sabunagaci.com/2013/04/26/sabunlarim/

  6. Diş macunu olarak ev yapımı diş tozu (Bkz. Tarifleri) kullanın. Diş fırçası olarak da kompost yapılabilir ahşap diş fırçaları kullanın. Ben çoğu zaman diş macunu kullanmıyorum. Aşırı antibiyotik kullanımından dolayı diş minelerim sarıdır ve fırçalamayı ihmal edersem hemen renkleri koyulaşır. Fark ettim ki diş fırçalamada kullanılan diş macununun tek etkisi fırçanın diş üzerinde kaymasını kolaylaştırmak. Onun haricinde diş fırçalamaya ayrılan zaman ve her bir dişin üzerinde dikkatlice durulması önemli. Yani eğer diş fırçalamaya özel zaman ayırmaz ve gerekli özeni göstermezsem hiçbir diş macunu dişimin rengini açıp, diş taşlarını önleyip, bakteri plaklarını yok etmiyor. Ayrıca diş macunlarının, tıpkı antibiyotiklerin barsak florasında yaptığı gibi, ağız içindeki zararlı ve yararlı tüm bakterileri yok ettiği de iddia ediliyor. Düşününce mantıklı geldi. Dedemin dişleri hala ağzında pırıl pırıl, benim ise çok çürüğüm var. Genetik yapının da bunda payı vardır muhakkak ama küçüklüğümden beri her gün defalarca kullandığım diş macunlarının da olumsuz etkisi olmuş olabilir. O nedenle uzun bir süredir diş macunu kullanmıyorum. Dişlerimi macunsuz fırçalayıp, ağız duşu kullanıyorum. Ağız duşunun suyuna elma sirkesi ya da adaçayı da ekliyorum zaman zaman. Bazen de limon tuzu ya da karbonat ile dişlerimi fırçalıyorum. Karbonatın diş minelerine zarar verdiği iddia edilir ama aşındırıcılık derecesi diş macunundan daha azmış. Bu sitede ayrıntılı açıklama ve doğal bir diş macunu yapım tarifi var: http://www.zehirsizev.com/kisisel-bakim/dis-macunu/
  7. Makyaj ve kozmetik malzemesi kullanımını azaltın. Kullanmak istediklerinizi de evde üretebilirsiniz. Mesela bronzlaştırıcı olarak kakao kullanabilirsiniz veya gözler, dudaklar, saçlar ve tırnaklar için ev yapımı kremler (Bkz. Tarifleri) ve kadın bağı olarak menstrüasyon kabı ya da yıkanabilir kadın pedi kullanabilirsiniz. Ben uzun bir süredir yıkanabilir kadın pedi kullanıyorum: http://sormabulmadunyasi.blogspot.com/2012/06/ykanabilir-kumas-kadn-pedi-washable.html. Menstrüasyon kapları ile ilgili bilgiye de şuradan ulaşabilirsiniz: http://dunyayikurtarankadinlar.blogspot.com/p/menstruasyon-kab-da-neyin-nesi.htmlKozmetik ürünler olarak da doğal yağları sıklıkla kullanıyorum. Bronzlaştırıcı olarak kakao ve mısır nişastası karışımı da işe yarıyor. Ayrıca gözler için külden yapılma sürmeyi de makyaj malzemelerine alerjisi olanlar için önerebilirim. Şu sitede ev yapımı pudra, allık, ruj, "eye liner" ve parfüm tarifleri var: http://www.dokuzeylulgazetesi.com/?p=1519. Cilt bakımımda kullandığım doğal malzemeleri de bir yazımda anlatmıştım: http://sormabulmadunyasi.blogspot.com/2012/10/bir-anne-cilt-bakmna-zaman-ayrabilir-mi.html
  8. Manikür için tırnak makası, paslanmaz çelik manikür makası ve nem ve parlaklık vermesi için ev yapımı bir tırnak kremi yeterli olacaktır. Ülkemizde manikür yaptırmak diğer ülkelere oranla daha ucuz. Ama yaylı manikür pensleri ile de kendi kendine manikür, pedikür yapmak da hiç zor değil.
  9. Kulak çubukları kullanmayın. Zaten sağlığınız için olumsuz etkileri var. Bu konuda kendiniz de araştırma yapabilirsiniz. 
  10. AYRICA banyoya ilişkin olarak şunları da yapabilirsiniz... saç ve tırnak atıklarınızı kompost yapabilirsiniz, sifonunuzun içine tuğla koyabilirsiniz (bir taş veya su dolu küçük boy bir pet şişe de koyabilirsiniz, böylece sifonu çektiğinizde harcayacağınız su miktarı azalmış olur) sadece saçlarınızı yıkayacaksanız kullandığınız suyu bir kovada toplayıp bu su ile çiçeklerinizi sulayabilirsiniz. Ve temizlik malzemeleri olarak da şunları kullanabilirsiniz: Ayna temizliği için mikrofiber bezler (Cilt temizliği için kullandığım bezler var: http://sormabulmadunyasi.blogspot.com/2012/10/bir-anne-cilt-bakmna-zaman-ayrabilir-mi.html. Bu bezlerin benzerleri "ekran temizleyici" olarak da satılıyor. Bu ekran temizleyici bezler ile aynalar da harika temizleniyor.), küfe karşı sirke kullanın, ovma kremi (Cif) yerine kabartma tozu kullanabilir, lavabo açıcısı olarak da karbonat ve sirke kullanabilirsiniz (bkz. Temizleme ve Yemek Tarifleri )...  Karbonat ve sirke, lavabo açıcı olarak kesinlikle işe yarıyor ama sık sık kullanmak gerekiyor. Hemen hemen haftada bir kere lavaboya döküyorum. Aksi takdirde, lavabo tamamen tıkandığında bu karışım işe yaramıyor, bu durumda lavabonun altını elle söküp temizlemek gerekiyor.

  1. Doğal temizlik malzemeleri alternatifleri kullanın: Yer ve lavabo temizliğinde arap sabunu, genel temizlikte ev yapımı çok amaçlı temizleyici (bkz. Tarifleri, temel olarak elma sirkesi), ovma gerektiren işler için kabartma tozu ve küf temizliğinde sirke Ben sabun cevizi sıvısından da çok memnunum.
  2. Alternatif ev temizliği araç gereçleri kullanın: çelikler için bir ovma teli, hafif fırçalama için bir tahta fırça, ulaşılması zor yüzeyler için eski bir diş fırçası ve geri kalan her türlü temizlik için mikrofiber bezler (tezgah, yer, buzdolabı vs... aynalar ve camlar için bu bezleri suyla ıslatmak yeterlidir, cam temizleyiciye gerek yoktur.). Ocağımı da ovma teli ile ovuyorum zor lekelerde. Ocak çizilir, diye uyarı alıyorum zaman zaman. Yahu benim yüzüm çizik çizik olmuş zamanla, ocak çizilse çok mu? Ayrıca yıllardır kirada oturuyorum, aynı ocağı 5 seneden fazla kullandığım olmadı. Kaldı ki çizik ocak kullanmakta da hiçbir sakınca görmüyorum. İnsanların çamaşır suları ile ellerini yara bere içinde bırakırken, ocaklarını kremli Cif ile ovmalarını anlayamıyorum. O kadar sevgiyi ellerime gösteririm daha iyi :) Ayrıca ocağımda öyle derin çizikler filan olmadı, sadece yüzeysel çizikler var. Mutfağım da açık mutfak olmasına rağmen, henüz kimse fark etmedi o yüzeysel çizikleri. Bir de kendiliğinden telli mikrofiber bez kullanıyorum. Onları da şiddetle tavsiye ederim. Bulaşıkları da sünger yerine bu bezlerle yıkıyorum. Tahta fırça bulamadığım için de, IKEA'dan aldığım bulaşık fırçasını kullanıyorum. Kirlendiğinde bulaşık makinesine atıp yıkıyor ve balkonda güneşte kurutuyorum. Henüz küflenme, bozulma olmadı. Eski diş fırçaları ile de hem kıyı köşe temizliyorum hem de temiz olarak ayırdığım bir tanesi ile havuç vs gibi kabuğunu soymak istemediğim sebzeleri fırçalıyorum.






    IKEA bulaşık fırçasını uzun süredir kullanıyorum. Dayanıklı bir fırça.
    Her akşam kullanıyorum, sık sık makinede yıkıyorum ama hiç yıpranmadı.








    Bunlar telli bulaşık bezlerim. Bir yüzlerinde tel var,
     diğer yüzey pofuduk, süngerimsi...

    Bu bezi de nasıl anlatsam bilemedim. Bir yüzeyi mikrofiber,
    diğer yüzeyinde kıvrık sert naylonumsu kabartılar var.
    Çizmeden ovma konusunda tek geçerim...

  3. Yerlerinizi fırça ile fırçalayın, mikrofiber paspas ile yıkayın ve yıkama suyuna biraz arap sabunu ekleyin. Ben buharlı temizlik yapıyorum: http://sormabulmadunyasi.blogspot.com/2012/01/gun-24-saat-yetmiyor-mu-zaman-planlamas.html. Her ne kadar elektrik sarfiyatı yapıyor olsam da temizleme süresini kısalttığı ve kullandığım su miktarını azalttığı ve deterjan kullanımı gerektirmediği için uygun bir seçim olduğunu düşünüyorum.
  4. Yıkanamayacak durumdaki pislikleri (bal mumu/araba yağı/ tutkal/ zift) temizlemek için giyilmeyecek durumdaki giysilerinizden çaputlar yapın. Yıkamak istemediğim kusmuk, çiş vs gibi pislikleri temizlemek için de kullan at malzemeler yerine bu tür çaputları kullanmayı tercih ediyorum.
  5. Bulaşık deterjanını toptan, büyük gramajda satın alın ve parlatıcı olarak beyaz sirke kullanın. Ben elde yıkamada arap sabunu, makinede yıkamada ise deterjan olarak limon tuzu ya da karbonat-sirke karışımı, parlatıcı olarak elma sirkesi ve makine tuzu olarak da limon tuzu kullanıyorum: http://sormabulmadunyasi.blogspot.com/2013/01/bulask-makinesinde-kimyasal-deterjan.html. Kullandığım ürünlerden çoğunda makinede yıkanmaz ibaresi var: Tahta kaşıklar, demir döküm ve toprak kaplar, seramik tavalar vs. Oysa doğal malzemeler ile yıkama yaptığımdan, hepsini makinemde yıkayabiliyorum. Bu da artı bir kolaylık oluyor benim için.
  6. Havadaki toksinleri emip ev içindeki havayı temizlemeleri için ev bitkileri kullanın. Ev bitkileri toksinleri emer ve havayı temizler. Hava temizleyici bir alet çalıştırmak yerine bir pencere açın. 
  7. Çamaşırları haftada bir gün yıkamak zaman kazandırır ve kurutma enerjisi masrafını azaltır. Çamaşır deterjanını da toplu olarak büyük gramajlarda satın alın. Çamaşır makinesini tamamen doldurun ve mümkün olan en soğuk suda yıkayın. Çamaşırlardaki lekelere karşı  Savon de Marseille, bulaşık deterjanı, tebeşir, limon ve sirke kullanabilirsiniz. Ben çamaşırlarımı 3 senedir sabun cevizi ile yıkıyorum: http://sormabulmadunyasi.blogspot.com/2012/05/sabun-cevizi-nasl-kullanlr-soapnut.html. Çamaşır makinesi için evde enzim veya sıvı sabun üretenler de, arap sabunu ile yıkama yapanlar da var. Şunu fark ettim ki kurumuş lekeyi normal deterjan bile çıkaramıyor. Eğer bir çamaşırı yıkayıp kuruttuysanız ve üzerinde leke varsa, o leke artık kuru temizleme ile bile çıkmıyor, elbiseyi ya o haliyle kullanacaksınız ve her yıkamada lekenin azalarak yok olmasını ümit edeceksiniz ya da artık kullanmayacaksınız. Bu nedenle lekeler konusunda tetikteyim. Kızımın çamaşırlarını da, kendi çamaşırlarımı da lekelenir lekelenmez elimde sabun cevizi sabunu ile çitiliyorum. Yıkanabilir kadın pedlerindeki kan lekelerinin ise en iyi limon ve sirke ile çıktığını tespit ettim. Ayrıca makinede yıkamada beyazlar için karbonat, renkliler için de kahve telvesi öneriliyor. Amerika'daki kimi kentlerde apartmanlarda ortak çamaşır ve kurutma makinesi kullanıldığı için haftada bir yıkama yapmek ve makineyi ağzına kadar doldurmak uygun öneriler olabilir. Ama her evde ayrı makine olan bizler için ne kadar doğru emin değilim. Çünkü çamaşır makinesi de esasen tahta üzerinde vura vura çamaşır yıkamanın modern versiyonu. Makinenin içine baktığınızda çıkıntılı bölgeleri görebilirsiniz. Çamaşırlar o çıkıntılara vura vura çitileniyorlar. Eğer ağzına kadar doldurursak makineyi, lekelerin çıkması için kimyasal deterjanlara başvurmak zorunda kalabiliriz. Bu nedenle küçük boy makine almak ya da (yorgan vs yıkanıyorsa) büyük boy alında bile suyu ve yıkama süresini içindeki çamaşır miktarına göre ayarlayan ekonomik modellerden birinin seçilmesi taraftarıyım. Bir de çamaşırı sıkma devrinin ayarlanması da enerji tasarrufu sağlıyor. Benim makinem 1200 ila 400 devir arasında sıkıyor. 1200'de çamaşırlar neredeyse kuru, 400'de ise oldukça nemli çıkıyor. Ben genellikle 400 devirde kurutmayı tercih ediyorum ama 600 devre bile düşürülse kardır.
  8. Mümkünse çamaşırlarınızı asarak kurutun. İstanbul'da pek fark edemiyordum ama şu anda bulunduğum bölgede çamaşır kuruttuğumda kesin olarak olarak söyleyebilirim ki Güneş lekeleri çıkartıyor.
  9. Olabildiğince az parça ütüleyin ve ev yapımı kola olarak çelik bir püskürtme şişesine koyduğunuz nişastalı karışımı kullanın (bkz. Tarifleri). Kurutma makinesi kullanıyorsunuz birikmiş suyu, ütü suyu olarak kullanabilirsiniz. Ütü suyunun içine uçucu yağlardan damlatırsanız yumuşatıcı kullanmış gibi kokulu olur çamaşırlar. Kullandığım ürünlerin çoğunun ütülenmesi yasak: Kumaş kadın pedleri, bambu havlular ve kumaşlar, yünlüler, keçeler vs. Nevresimleri, perdeleri vs zaten hiç ütülemem, perdeleri ıslakken asar, nevresimleri de takır takır kurumadan güzelce katlar kaldırırım, gerekirse yatak altı ütüleme metodu de denenebilir :) Bir de ütü giysileri yıpratıyor, renkli giysilerin renklerini solduruyor. Çamaşırları dolap askılarına asarak kuruttuğunuzda ütüye pek de gerek kalmıyor.
  10. AYRICA şunları yapabilirsiniz... kuru temizleyici olarak yeniden kullanılabilir giysi torbaları kullanan ve toksik olmayan ürünlerle temizleme yapan bir şirket bulun, çamaşır kurutma makinesinin filtresinden çıkan tüyleri ve elektrikli süpürge haznesinden çıkan ev tozlarını kompost yapın...

  1. Misafiriniz gelecekse gıda alış verişi yapmak için evden çıkarken yanınıza fazladan kavanozlar almayı unutmayın. 
  2. Uzun sürecek ziyaretler için elle yenebilecek ordövrler (finger foods) hazırlayın ve sodalı içecekler yerine limon dilimleri eklenmiş musluk suyu servis edin. Musluk suyuna salatalık eklemek de tadını lezzetlendiriyor, taze nane de hakeza...
  3. Her zaman seramik tabak çanak ve kumaş peçeteler (cloth napkins) kullanın. Yalnız ilginçtir kağıt peçete yerine, kumaş peçete kullandığım zaman misafirler peçete kullanmamayı tercih ediyorlar. Ben ayrıca yemek sonunda her misafirim için ayrı ayrı hazırladığım biraz sabunlanmış ıslak el bezlerini mikrodalga fırında ısıtıp, el ve ağızlarını silmeleri için sıcak sıcak veriyorum.
  4. Servis tenceresi/tabağı kullanmayın: Tencereden aldığınız yemekleri doğrudan yemek tabaklarına koymak hem işinizi kolaylaştırır hem de bulaşık yıkamadığınız için fazladan su israfını önler.  Bu konuda Türk kadını ile hiç kimse yarışamaz sanırım. Tenceredeki yemeği karıştırdığı kaşığı içine koymak için bir tabak kullanmak yerine tencere kapağının üstüne yerleştiren bir milletin evlatlarıyız biz, elimize su dökemezler, gerekirse tencerede pişirir kapağında da yeriz :)
  5. Masanızı süslemek için süs satın almak yerine yaratıcı yöntemler bulun. Birkaç farklı peçete katlama yöntemi öğrenebilir, bahçenizden yapraklar/dallar bulabilir ya da sadece mevsim meyveleri ile süsleme yapabilirsiniz. 
  6. Bitmiş mumluk tenekelerini (ve fitillerini) yeniden kullanın. Bal mumu ve kurşun içermeyen fitiller satın alıp, artık tenekelerde yeni mumlar yapabilirsiniz.
  7. CD ve DVD satın almayın. Müzik ve filmleri internetten indirin veya internet üzerinden izleyin.
  8. Misafirliğe giderken pastahane ürünü satın almak yerine ev yapımı ürünler götürün. Ya da en sık kullandığınız üründen fazla miktarda paketleyip hediye olarak götürebilirsiniz. Geniş hacimli ürünleri paketlemek için Furoshiki yöntemi ile kumaş paket yapabilirsiniz. Doğum günü hediyesi olarak da bir deneyim hediye edebilirsiniz. Birisi bana masaj seansı hediye etse çok makbule geçer mesela :) Bir alyans yüzük için 7 ton toprağın arsenik ile zehirlendiğini öğrendiğimden beri altın da hediye etmiyorum. Düğünlerde veya doğum hediyesi olarak altın vermem gereken yerlerde, şık bir zarfın içine iyi dileklerimi belirtir bir not ile birlikte para koyuyorum. Altını satın al, bozdur derken arada kaybolan para da cabası... Japonlar'ın bu iş için özel kullandıkları bir zarf türü bile varmış.
  9. Arkadaşlarını da atıklarını azaltmak için harcadığın çaba konusunda bilgilendir ki böylece evinize atık getirmesinler.
  10. AYRICA şunları yapabilirsiniz... Dışarıda yemek yiyecekseniz ve artan yiyecekleri paketletip eve götürme alışkanlığınız varsa, yiyeceğin konacağı kabı yanınızda götürün. Bir süre televizyon olmadan yaşamaya çalışın. Pilli aletler için şarj edilebilir pil kullanın... Kızımın gittiği kreşten çocuklara izletmek için DVD istediler. Evimizde çizgi film DVD'si olmadığını söyledim. Sonra geri dönüşüme göndermek için kullanılmış pil biriktirmemizi istediler. Evimizde atık pil bulunmadığını söyledim. Sanırım uydurduğumu düşünüyorlar :)

 İŞ YERİ
  1. Eşantiyon verilen kalemleri almayın.
  2. Tekrar doldurabilir tükenmez kalemler (pens), dolma kalemler, uçlu kurşun kalemler, yeniden doldurulabilir tahta kalemleri kullanın ve ekstra ofis malzemelerinizi (kağıt, kalem vs) bölgenizdeki devlet okuluna bağışlayın. 
  3. Evinize gelen önemsiz postaları engelleyin, fatura ve banka bilgilerinizin internet üzerinden gönderilmesini talep edin.
  4. Tek yüzü kullanılmış kağıtları bir kağıt tutacağı tutturup not defteri haline getirin ve yeni kağıt alırken geri dönüşümlü kağıt tercih edin. Sahi bir zamanlar "saman" kağıtlarımız vardı, ne oldu onlara? Rusya'da hala kullanılıyor, okul defterlerinin hepsi saman kağıttır, beyazlatılmış kağıt lükstür orada ki olması gereken de budur, lüks sayılmalıdır. 
  5. Çöp kutunuza dikkat edin. Kompost ve geri dönüşüm kutularını kullanmaya çalışın.
  6. Paketleme yaparken geri dönüşümlü kağıt ambalaj malzemeleri (kağıt bantlar da dahil-paper tape) kullanın, kullanılmasını talep edin ve size gelenleri de tekrar kullanın. Adres etiketi kullanmak yerine adresleri doğrudan zarfın üzerine yazın. 
  7. Zımba yerine ataç veya zımbasız zımbalama aleti (staple-free stapler) kullanın. 
  8. İş dergileri ve kitaplarını okumak için kütüphaneyi kullanın. Elinizdeki kitapları satın veya diğer insanların da faydalanması için kütüphaneye bağışlayın. İşime ilk başladığım yıllarda bir heves tüm kitapları satın alıyordum. Ama sonra kanunlar ve mahkeme uygulamaları değiştikçe, kitapların da değiştiklerini fark ettim. Her yeni makale yazışımda, en yeni tarihli baskıya atıf yapmam gerekiyordu. Bu nedenle sürekli kitap okumam gereken bir işim olmasına rağmen, çok az sayıda iş kitabım var. Çok önem verdiğim, değerli kitapları saklıyorum. Eski tarihli ve kimsenin işine yaramayacak olanları kağıt çöpüne yolladım. Yakın tarihli olup da bir süre sonra eskiyecek olanları da tarattım ve kütüphaneye bağışladım. İhtiyacım olduğunda ya kütüphaneye gidiyorum ya da tarattığım kopyasına bakıyorum. Diğer kitaplar için de aynı yöntemi uyguladım. Ancak değer verdiğim ve tekrar okumak istediğim ya da başvuru kitabı olarak kullandığım kitaplar var kütüphanemde. Diğer kitapları ya kütüphaneden alıp okuyorum ya da satın almışsam, isteyen birine ya da en yakın kütüphaneye veriyorum.
  9. CD ve DVD yerine taşınabilir hafıza kartı (memory sticks) ve harici hard disk kullanın. Bizim bütün resimlerimiz, yüklediğimiz şarkılar, tekrar izlemek istediğimiz filmler, belgeseller ve iş belgelerimiz harici hard diskte kayıtlı duruyor. Elbette yedekleme de yapıyoruz.
  10. AYRICA şunları yapabilirsiniz... Anahtarlı uzatma kablolarından kullanın ve işiniz bittiğinde anahtarı çevirerek elektriği kesin. Yazıcı kartuşlarını bitince atmak yerine tekrar doldurarak kullanın. Yazıcıdan çıktı alırken kağıdın her iki yüzüne yazdıracak (make paper with double-side printed paper) şekilde ayarlayın. Kargo gönderirken paketleme ekipmanınızı yanınızda götürüp, kendi ekipmanınızı kullanın.

  1. Mümkün olan en az sayıda giysi, ayakkabı ve çanta edinin. Ben her satın aldığım yeni giysi için eski giysilerimden birini elden çıkarıyorum.
  2. Gereksiz ve dürtüsel alışverişi önlemek için yılda sadece birkaç defa alışveriş yapın. Alışveriş yaptığım dönemlerde gardolabımı tekrar gözden geçirip eskimiş, yırtılmış, rengi solmuş veya hiç giymediğimi fark ettiğim kıyafetlerimi elden çıkarıyorum.
  3. İkinci el giysiler satın alın. Bulunduğum bölgede insanlar giymedikleri kıyafetleri yardıma muhtaç çocuklar için çalışan bir yardım derneğine bağışlıyorlar. Tamamen yabancılardan oluşan dernek gönüllüleri bu kıyafetleri yıkayıp ütüleyip satışa sunuyorlar. Geçen hafta buradan kendim için 3 gömlek ve kızım için bir mayo, bir elbise ve bir de Crocks ayakkabı aldım. Doğum yaptıktan sonra giysi bedenim değişti. Bana küçük gelen kıyafetleri yavaş yavaş elden çıkarıyorum. Bedeni uyan ve kıyafeti beğenecek birini bulmak da bir hayli zor. Ben de kıyafetlerimi bu derneğe bağışlamaya karar verdim. Hem ihtiyacı olan birileri ucuza satın alır, hem de elde edilen gelirle çocuklar için bir şeyler yapılmış olur. Ülkemizde kıyafet takası genellikle akrabalar arasında yapılır ya da yakın çevreden ihtiyacı olana verilir. Bu şekilde ikinci el alışveriş kültürü henüz yok ne yazık ki... Oysa kıyafetlerin geniş bir çevrede el değiştirebilmesi ve ihtiyacı olana ulaşabilmesi için çok iyi bir seçenek.
    Gerçekten pırıl pırıl çok yeni kıyafetler vardı...
  4. Eğer yeni kıyafet almak zorundaysanız en az etiketli olanı tercih edin ve ayakkabı kutularını ayakkabıcıda bırakın.
  5. Kıyafetin üzerinize uyması konusunda ısrarcı olun. Eğer kıyafet üzerinize güzel oturduysa, kıyafeti giyme olasılığınız artacaktır.
  6. Alışverişe çıkarken, alacağınız giysileri taşımak için yanınızda kumaş çanta bulundurun.
  7. Hiç giyilmemiş giysilerinizi bağışlayın.
  8. Artık giyilemeyecek durumda olan giysilerinizin bazılarını temizlik bezi yapmak için ayırın ve geri kalanını da geri dönüşüme gönderin.
  9. Biraz dikiş öğrenin. Mesela etek boyunu kısaltmayı veya örerek yamalamayı (darning) öğrenebilirsiniz.
  10. AYRICA şunları yapabilirsiniz... Üzerinize uymayan kıyafetleri terziye götürün ki kıyafet üstünüze uyarsa, giyersiniz. Çantanızda kumaş bir mendil bulundurun. Çantamda her zaman kumaş mendilin yanı sıra bir de yemeni vb geniş bir örtü bulundururum. Yazın başımı ya da omuzlarımı güneşten korumak, kışın boynumu sıcak tutmak için kullanabilirim. Aynı şekilde kızım için de kullanabilirim. Ayrıca yazın araba camına takıp güneşlik olarak da kullanıyorum. Kızım küçükken yemeni ile sandalyeye bağlayıp, mama sandalyesi yapıyordum.
  11. http://sormabulmadunyasi.blogspot.com/2011/05/bebekle-butik-otelde-yaz-tatili-yaplr-m.html
     
     
 İLAÇ
  1. Mümkün olan en az sayıda ilaç bulundurun ki böylece hangi ilaçlarınızın olduğunu görebilirsiniz. Benim buzdolabımda kızım için ateş düşürücü fitil ve şurup, eşim için ağrı kesici ve Talcid vardır. Evde başka da ilaç bulundurmuyorum.
  2. İlaç satın almanız gerektiğinde alüminyum/plastik ile tek tek paketlenmiş tabletler yerine, cam şişeler içinde veya geri dönüşüme uygun plastik şişede satılanları tercih edin.
  3. En büyük boy kavanozlu ilacı satın almayın. Aksi takdirde siz ilacı bitiremeden muhtemelen son kullanma tarihi geçecektir.
  4. Krem satın alırken plastik yerine metal tüp içinde satılanları tercih edin.
  5. Neti pot satın alın: Sadece su ve deniz tuzu ile sinüslerinizi temizler. Türkiye'de "Sinus Rinse" Burun Yıkama Kiti satılıyor.
  6. Doğal alternatifleri deneyin: Prostat için mısır püskülü yağı, kabızlığa karşı sinameki çayı veya cildi rahatlatmak için yulaf ezmesi banyosu deneyebilirsiniz. Doğal ürünleri kullandığım ecza dolabımı bir yazımda paylaşmıştım: http://sormabulmadunyasi.blogspot.com/2012/05/dogal-urunlerle-ilk-yardm-nasl-olur.html
  7. Kesik ve sıyrıkları, sabun ve su ile yıkayın. Plastik yara bantlarını unutun ve havayla temas ederek yaranın kurumasını sağlayın. Yumurtanın alt kısmında bulunan zarı da doğal yara bandı olarak kullanılabiliyormuş :)




  8. Antibakteriyel ürünleri kullanmayın, bu tür ürünler kötü bakterileri daha güçlü yaparlar. Ben antibakteriyel hiçbir ürün kullanmadım, kızıma da kullandırmadım. Kullanmamış olmamızın herhangi bir zararını görmedim. Ama mutlaka kullanmamız gerekirse çay ağacı yağı sürebilirim ellerime. Hem eskiden memleketim insanı her şeyi kolonya ile dezenfekte ederdi? :)
  9. AYRICA... Eğer çeşitli ve sağlıklı besleniyorsanız, vitaminlere gerçekten ihtiyacınız olup olmadığını bir daha gözden geçirin. Aşırı güneş koruyucu kullanmayın, güneş koruyucu kremlerin içindeki kimyasallar da kansere neden olabilir ve ayrıca aşırı güneş koruyucu kullanmak D vitamini eksikliğine de neden olabilir. Ben de, kızım da çok çok az miktarda güneş kremi kullanıyoruz. Kızım denizde ve deniz kenarında oynarken uzun kollu deniz tişörtlerinden giyiyor. Ben de uzun kollu kıyafetlerle oturuyorum deniz kenarında. Kafamızda siperlikli şapka ve gözümüzde gözlük oluyor genellikle.



    Yüzme tişörtlerini 3 senedir Tschibo'dan alıyorum, memnunum.
    Hassas cilti olanlar için yetişkin modelleri de var.


  1. Kuraklığa dayanıklı ve yerli bitkiler kullanın. Çim yerine kısa yerli otlar ekin.
  2. Kompost için alan ayırın. "Citrus" ağacına ve kompostunuza işeyebilirsiniz. Solucan kompostu için sıvı gübre yerine geçtiği düşünülmektedir. 
  3. Paketsiz tohum bulun. 
  4. Artık istemediğiniz bitkileri (ayrıca, bahçe peyzajı için kullanılan taşları, sulama borularını, çitleri vs) ihtiyacı olanlara verin.  
  5. Yağmur suyu sensörlü (rainwater sensor) bir sulama sistemi satın alın.
  6. Yağmur suyu ve atık su havuzları yapın (öncelikle, atık su havuzunun belediye yönetmeliklerine uygun olup olmadığını kontrol edin).
  7. AYRICA... Mümkün olan en az sayıda kaliteli, metal veya ahşaptan yapılma ekipman kullanın, ki metal veya ahşapdan yapılma ekipmanlar bozulduklarında daha kolay tamir edilebilirler.

Bir de her nekadar çöpleri sıfırlamaya çalışsak da belli bir çöp atığımız oluyor. O atıkları da mümkün mertebe marketlerde çok cüzi fiyata satılan çöp torbalarına atabiliriz. Bu çöp torbalarının ağzı büzgülü ve deliksiz oldukları garanti, bu şekilde sızıntı yapıp mahallemizi kirletme ihtimallari yok. Ayrıca bu torbalar geri dönüşüme elverişli poşetler, yani çöpe gittiklerinde uygun şekilde gömüldüklerinde toprağa dönüşebiliyorlar. Bu nedenle market torbalarına rağbet etmemek gerekiyor ki zaten bazı marketler duruma uyanmışlar, özellikle minik minik delikleri olan poşetler veriyorlar.


Şimdilik aklıma gelenler bunlar..

 

16 Nisan 2013 Salı

Okulsuz Eğitim Kapsamında Yapılabilecek Etkinlikler Nelerdir? 0-6 ay (5) - Oyuncak

Kontes 3 aylık
 
Doğumdan sonraki ilk üç ay, bebeğin algıları açılmamış oluyor. 30 santimden uzağı göremiyor ve eli ile bir nesneyi yakalayıp kendisine çekemiyor. Ama 4. aya girdiğinde bir gelişim atağı gösteriyor. İşte o dönemde oyuncaklarla oynamaya başlıyor.
 
Yukarıdaki fotoğrafta kızım 3 aylık, 4. aya yeni girmiş. Elindeki oyuncağı çok rahat tutuyor. Ayrıca oyuncağın içinde hışırtılı bölümler var ve üzerindeki kumaş da dikkat çekici renklerde. Bebekler en çok belirgin koyuluktaki yeşil, kırmızı gibi renklere bakıyorlar, pastel renkler pek ilgilerini çekmiyor. Sesli ve ışıklı oyuncaklardan da hoşlanıyorlar ama ben uzun bir süre kendi kendine ses ve ışık çıkaran oyuncak vermek istemedim eline. Çünkü o tür oyuncaklar bebeği yoruyor, uykusunu engelliyor. Ayrıca etki tepki mekanizmasını da öğrensin istedim. Yani bu oyuncağı sallarsam içindeki çan öter ya da mıncıklarsam içindeki kağıt hışırdar... Yani kendisinin yaptığı bir hareket sonucu dünya üzerinde bir tepki yaratabildiğini öğrensin istedim. Bir de bebekler farklı materyalleri ellemeyi seviyorlar. Farklı dokunuşta kumaşlar ilgilerini çekiyor, mesela keten ile kadifenin farkı hoşlarına gidiyor. Aynı şekilde oyuncakların etiketleri ile de çok ilgileniyorlar. Sırf etiketlerden oluşan bir oyuncak almıştım kızıma. Ama ilginçtir ki o oyuncağın da gerçek etiketini bulup, sadece onunla oynadı :)
 
Diyeceğim o ki, ilk 3 ay bebeğin hiçbir oyuncağa ihtiyacı yok. 4. ayda ise eline alabileceği, kendi kendine tutabileceği çıngıraklı, hışırtılı minik bir oyuncak yeterli oluyor. Bir de oyun halısının üstüne asılabilecek değişik gündelik materyaller de ilgisini çekiyor.
 
Kontes 3 aylık

Yukarıdaki fotoğrafta Kontes'in anakucağına oyuncaklar asmışız. Oyuncakların rengi pastel olmasa daha iyiymiş. Ama minik karıncanın içinde minik bir çan ve yaprağın içinde de hışırtı çıkaran bir kağıt var. O dönem elinden düşürmediği iki oyuncağı bunlardı ve hatta karıncası ile birlikte de uyudu bir dönem :)
 
Kontes'in bir diğer severek oynadığı oyuncağı da kitaplardı. Elbette henüz kitabın ne olduğunu bilemiyordu. Ama kumaş kitapları ağzına sokuyor, içlerindeki farklı kumaşlardan hazırlanmış resimleri elliyor, parlak ve hışırtılı kağıtlara dokunmaya çalışıyordu. İlk dönem minik ellerini tutup, parmaklarını kitabın üzerinde gezdirerek nasıl yapacağını göstermiştik. Sonraları kitabın içindeki resimleri göstererek hikayeler anlatmaya, hayvanların seslerini çıkarmaya başladık. Çok ilgisini çekiyordu. Aynı zamanda kucağımıza otumuş ya da yanımıza uzanmış şekilde bizimle vakit geçirmek de hoşuna gidiyordu sanırım.
 
Kontes 3 aylık, ana kucağında. Fisher Price Mini Çiftlik Kitabı'nı okuyor :)

Kontes 4 aylık. Marsik Yayıncılık'tan çıkan TİM- Oyna ve Öğren
kitabını inceliyor ki bu kitabı 3,5 yaşında hala ilgisini çekiyor.
http://www.atlascocuk.com/U1032,104,tim-oyna-ve-ogren-0-4-yas-icin-kitaplar-marsik.htm

Kontes 4 aylık. Fisher Price Eğitici Aktivite Kitabı. İlk müzikli oyuncağı.

Kontes 5 aylık. Oyun halısına oyuncaklarını asmışız. Yanında da kitapları duruyor.
Orta altta görünen ıslanmaz banyo kitabı.
Banyoda da oyuncak ördek yerine kitapla oynamasını tercih etmiştim.
Plastik ördeklerin içine su doluyor ve sonra küflenerek kararıyor.
 
Evimizde televizyon ancak akşam saatlerinde açılır. Kızım da erken uyuyan bir bebek olduğundan hiç televizyonla karşılaşmadı, ne işe yaradığını bilmiyordu. Ama anne babanın oyuncağını yani bilgisayarı merak ediyordu :)  Merakını dindirmek için 6 aylıkken bilgisayarı açıp izlettik. Ama elbette o saatten sonra bilgisayar konusunda çok daha dikkatli davrandık.
 
6 aylık Kontes bilgisayar ile tanışıyor.
 
Kontes'in oynamayı sevdiği bir diğer oyuncak da orguydu. Çeşitli müzik aletleri almıştık. Ama minik davulu ya da marakasları onun ilgisini org kadar çekemedi. 30 liraya bir marketten aldığım org ise çok uzun bir süre oyaladı kızımı. Sonra bozuldu elbette ama hala sorar o orgunu:
 
Kontes 4 aylık, babasıyla org çalıyor.
Kontes 4 aylık, kendisini geliştirmiş, iki elle çalmaya başlamış :)
Kontes 4 aylık. Artık tek başına çalabiliyor :)
Kontes 5 aylık. artık bir piyanist şantör edasında :)
 

13 Nisan 2013 Cumartesi

Okulsuz Eğitim Kapsamında Yapılabilecek Etkinlikler Nelerdir? 0-6 ay (4) - Vücut Koordinasyonu

Kontes 4 aylık

1992 yılından bu yana Amerikan Pediatri Derneği, Ani Bebek Ölümü Sendromu'na karşı bebeklerin sırt üstü yatırılmalarını tavsiye ediyor. Biz de bu tavsiyeye uyduk ve kızımı hep sırt üstü yatırdık. Ama sonraları okuduklarımdan öğrendim ki bebeğin yüzüstü zaman geçirmesi, hem sırt kaslarını güçlendiriyor hem de emeklemelerini kolaylaştırıyormuş. Bebeğin emeklemesi ise vücut koordinasyonu, kasların gelişimi ve denge merkezi açısından önemliymiş. Örneğin yağmur ormanlarındaki bir bölgede, toprağın sürekli nemli olması nedeniyle anne kucağından asla indirilmeden büyütülen bebekler, hiç emeklemeden yürümeye başlıyorlarmış. Oysa emeklemenin hem fiziki hem de psikolojik gelişim açısından önemi büyükmüş. Ve saire, ve saire... Ayrıca doğada sırt üstü yatan tek canlı yavrusu, insan yavrusuymuş. Hem ayrıca yüzüstü yatan çocuklar daha derin uyuyorlarmış, çünkü Moro Refleksi denen sıçrama hareketini yapamadıklarından, kendi kendilerini uykudan uyandırmıyorlarmış. Sırt üstü yatan çocuklarda ise Moro Refleksi'ni ortadan kaldırmanın tek yolu çocuğun kollarını kundaklamakmış. Üstüne üstlük 1992 yılından bu yana sırtüstü yatan çocuk sayısına paralel olarak Düz Kafa Sendromu gelişmeye başlayınca Göbek Zamanı denen, bebeğin yüzüstü zaman geçirmesi gerekliliği ifade edilmeye başlanmış. Hatta bebeğin uyku, beslenme ve yüz yüze iletişim gereksinimi dışında sürekli yüzüstü tutulması gerektiği ifade ediliyor.
  
Tüm bunları okuyunca kızımı yüzüstü çevirmeye heves ettim. Ancak sırt üstü uyutulan ve doğal olarak günün büyük bir bölümünü uyuyarak geçiren bebeklerin yüzüstü durmaya pek de hevesli olmamaları sık rastlanan bir durummuş. Kızım asla tek başına yüzüstü zaman geçirmeyi kabul etmedi, en fazla birkaç dakika içinde mıkırdanmaya başlıyordu. Yüzüstü zaman geçirmesi için yanında durup onunla oynamam, onu cesaretlendirmem gerekiyordu.
 
Kontes 3 aylık. Göğsünün altında bir yastık var.

Kontes 4 aylık. Göğsünün altında yine bir yastık var.
En sevdiği kitabı önüne koyup ilgisini çekmeye çalışıyorum.
Kontes 4 aylık. Dantel örneği çıkarmaya çalışıyor :)

Kontes 5 aylık. Yüzüstü biraz daha rahat görünüyor.
 
Kızım daha çok sırt üstü zaman geçirmeyi seviyordu. O dönem henüz sadece vücudu ile ilgiliydim, eğitim konusuna girmemiştim. Kızımın sırt üstü zaman geçirmek istemesi hususunda en azından bir şeyi doğru yapmışım: Kızımı ana kucağında vs oturtmak yerine hep yerde tuttum. Salonun ortasında duran oyun halısında kendi kendine zaman geçirdi, orada uyudu uyandı ve bizim hayatımıza dahil oldu. Bu da Montessori eğitiminin bir parçasıymış meğerse...
 
Kontes 2 aylık. Kasım ayı. "Yerler soğuk olur." diyenleri dinlemiyorum elbette.
 
Kontes 3 aylık. Şişme bir yer yatağını orta sehpanın
üstüne koymuştum. Bizim yüz hizamıza daha yakın
duruyor ve olanı biteni ilgiyle izliyor.
 
 
Kontes 4 aylık. En sevdiği oyuncakları ile oynarken uyuyakalmış.
Bir elinde kitabını, diğerinde hışırtılı küpünü sıkı sıkı tutuyor.
 
Kontes 4 aylık. Ben misafirlerimi yolcularken uyuyakalmış :)
 
Bizim kültürümüzde genellikle bebeğin erken yürümesi ile övünülür. Kontes 9-10 aylıkken ayağa kalktı ama kendi kendine yürümesi 12. ayını buldu. Buna rağmen geç yürüdüğünü söyleyen çok kişi oldu. Oysa ben ayağa kalkmaması ve emeklemesi için çok çaba sarf etmiştim, Kontes çok kısa bir süre emekledi ve hemen yürümeyi tercih etti... Üstelik sürekli sırt üstü yattığı için kafasının arkası düzleşti. Buna da düz kafa sendromu (flat head syndrome) deniliyormuş. Önceleri kafaya takıyordum bu durumu ki kendimi suçladığım da olmuştu (Bkz. şu yazım). Sonra milattan önceden beri bebek kafatasının şekillendirildiğine dair yazılar okudum. Kafatasının yukarı doğru uzun olması sosyal statü göstergesi sayılıyormuş. Bunu öğrenince kendimden utandım. Bu kadar bin yıl geçmiş, hala bir arpa boyu yol kat edememişim, hala estetik kaygılar taşıyorum, hala bebeğimin kafası düz olursa sosyal statü olarak aşağı algılanacağını düşünüyorum... (Eski uygarlıklardaki uygulamalar için "head flattening" yazarak, google görsel araması yapabilirsiniz. Sanki bir sağlık sorunu imiş gibi düzleşen kafatası "tedavisi" için kullanılan kasklar da bence eski uygarlıklarda kullanılan bandajlama metodundan hiçbir farklılık taşımıyor. Bunun resimleri için de "head flattening helmet" yazıp arama yaptırabilirsiniz.)
 
Bir de "bebeklerin kemikleri yumuşaktır, aman sakın ha oturtmayın" baskısı vardır yeni anne üzerinde. Kontes bu zorlamayı da kendisi yıktı. Bir gün meme emerken, emmeyi kesti ve kalkıp oturdu! Hiçbir zaman istemediği bir şeyi kızıma zorla yaptırmadım. Dolayısıyla bebek oturmak isterken zorla yatıramazdım. Bu nedenle Kontes istediği sürece oturdu:

Kontes 3 aylık. Önden ve arkadan destekle oturuyor.

Kontes 4 aylık. Biraz kaykılmak suretiyle destekle oturuyor.
Kontes 4. ayın sonunda kısa bir süre desteksiz oturabiliyor.



Kontes 4. ayında basarak dengede durmaya çalışıyor.

Kontes 6. ayında.
Artık kendi kendine gayet rahat dengesini kurabiliyor.

Çocuk sayısı azaldıkça, annelerin çocuklarına olan özeni artıyor sanırım. Bu durum da iyi mi, değil mi, bilemiyorum. Ama kesin olan şu ki, annelerin bu hassasiyeti ciddi bir pazar yaratmış. Sürekli bebeklerimize zarar geleceği yönünde korkutuluyoruz. Artık kulaklarımı tıkadım. Ne "Yanında yatırırsan bağımlı karakter geliştirir", ne "Uzun süre emzirirsen oral takıntılı olur." ne de "Şöyle şöyle yaparsan mutlaka kötü bir bir biçimde böyle böyle" olur diye kesin yargı ifade eden hiçbir uyarıyı dikkate almıyorum.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Bu gadget'ta bir hata oluştu

Instagram

Instagram

Twitt'le

Bu gadget'ta bir hata oluştu

Translate

E-posta Yoluyla Takip Etmek İçin:

İstatistiklerim


View My Stats