21 Mart 2016 Pazartesi

Çocuklarla Gün İçinde Neler Yapabiliriz, Neler Oynayabiliriz?


+



Çocuklarımın ikisi ile de tüm gün bir arada olduğumuzdan 6 yıldır gün içinde yapılabilecekler konusunda biraz tecrübe edindim. Bu konuda okuduğum kitaplar arasında ise yukarıdaki fotoğrafta görülen kitap, bence, açık ara en iyisi. Kitap içerisinde çok fazla oyun önerisi yok ama genel olarak çocuklarla neler yapabileceğinize ve bu konuda evinizde yapabileceğiniz düzenlemelere ilişkin akla gelebilecek hemen hemen her konuya değinmiş. Bu konuda tavsiye edebileceğim en temel kitap (okuduklarım arasında).

Ben işimi yaparken çocuklar da kendileri oynamaları gerektiğini öğrendiler. Bebeklik zamanında çocuğun önüne dağıtabileceği, kirletebileceği ve bana sonradan iş çıkaracak bir uğraş koyduğumda kendi işimi yapabildiğimi gördüm. Böyle böyle, büyüdükçe, ben iş yaparken onlar da kendilerini oyalamaları gerektiğini anlıyorlar. Ayrıca bu şekilde, bir işi yapmanın en doğru yolunu da kendileri keşfediyorlar, ben onlara öğretmemiş oluyorum.

Genellikle gün içinde 1-2 saat bana ait, en az 3-4 saat de sokaktayız. Onun dışında kalan zamanlarda da ev içinde zaman geçiriyoruz. Sokakta veya evde geçirdiğimiz zamanda çocukların kendi kendilerine oyun bulabilmeleri için onlara fikir ve araç gereç sağlamam lazım. Mesela sokakta seksek oynayabileceklerini gösterdikten sonra, çantamda da sürekli tebeşir bulundurmam lazım ki seksek oynamak istediklerinde ortam yaratabileyim.

"Her güne bir aktivite" şeklinde bir planım yok ama "Çocuklarla neler yapabiliriz?" diye düşündüğümde fikir bulabilmek adına kendime yaptığım bir liste var. Bu listedeki tüm oyunlar her yaş grubuna hitap edebiliyor ama yaş ve yetenek durumuna göre farklı seviyelerde davranmak gerekiyor. Bazı oyunlar tek başına, bazıları diğer çocuklar veya bir yetişkinle paralel olarak, bazıları da hep birlikte oynanabiliyor. Esneklik olmazsa, sıkı plan program işlemiyor çocuklu hayatta. Listemde toplam 15 kalem fikir var: 

1) Ev işi: Sabahları ilk iş ev işlerini yapıyoruz hep birlikte. Çamaşır makinesini doldurma-boşaltma, çamaşırları asma, bulaşık makinesini doldurup boşaltma, elektrik süpürgesi vurma, toz alma, cam /ayna silme, yerleri paspaslama vs.

2) Yemek yapmak: Her gün günlük yemek yapıyoruz. Çocuklar kendi yaptıklarını daha bir iştahlı yiyorlar, yeme konusunda daha hevesli oluyorlar. Yemeği hazırlama aşamasında yıkama, doğrama, karıştırma konusunda bana yardım ediyorlar, ya da belki de ben onlara yardım ediyorum demeliyim :) Bazen de zevk olsun diye kek, kurabiye, yulaflı bar gibi atıştırmalıklar hazırlıyoruz. Yemekleri hazırlarken yemek malzemeleri hakkında konuşuyoruz. Neden beyaz unun ve şekerin zararlı olduğunu, balı neden ısıtmamamız gerektiğini vs anlatıyorum. Yemek yaparken daha etkili oluyor bu tür konuşmalar.

3) Açık hava oyunları: Bunların bazıları seksek, saklambaç, yakalamaç, yerden yüksek gibi kurallı sokak oyunları. Haftada 1-2 defa da oyun grubumuz ile buluşup serbest oyunlar oynuyorlar. Trambolinde zıplıyorlar mesela ya da yüzüyorlar, kumdan kale yapıyorlar, ormana gidersek ağaçlara tırmanıyor, kozalak topluyorlar; bisiklete, kaykaya, patene biniyorlar. Bazen de bahçede zaman geçiyoruz; ekiyoruz, biçiyoruz, bitki bakımı yapıyoruz, kompost yapıyoruz vs.

4) Civar geziler ve yolculuklar: Küçük bölgelerde yaşamayı tercih ediyoruz. Bulunduğumuz bölgedeki kafeler, pastaneler, postahane, kütüphane, kırtasiye, tuhafiye, nalbur vs ilk öğrendiğimiz ve her hafta ziyaret ettiğimiz yerler. Bunun haricinde civarda huzurevi, hayvan bakım evi gibi yerler varsa oraları da ziyaret ediyoruz. Ayrıca civardaki müzeler ve tarihi ören yerleri de sık sık ziyaret ettiğimiz yerler. Sınırsız girişli, yıllık müze kart alıyorum kendime. Bölgemizdeki pazar yerlerini öğrenip, alışverişimizi pazarlardan yapıyoruz. Ayrıca sık tercih etmemekle beraber yakın bölgedeki alış veriş merkezleri arasında da seçim yapıyoruz, gitmemiz gerektiğinde tercihimiz olana, mesela özellikle üstü açık olanlara gidiyoruz. Şehirlerarası veya uluslarlarası yolculuk yaptığımızda da bu kalemdeki yerleri araştırıp, öncelikle onları ziyaret ediyoruz.

5) El sanatları: Resim çizme-boyama (pastel boya, kuru boyalar, keçeli kalemler, sulu boya, parmak boyası olarak da kullanılabilecek guaj boyalar, evde de nişasta ve gıda boyası ile hazırlanabilen boyalar, sokakta kullanmak için tebeşir vs), oyun hamuru türleri (moon sand, oobleck, slime vs, kil), bahçede oynama sırasında çamur oyunları (mud pie), origami türü kağıt işleri, baskılar (patates, lahana vs),; ayrıca pipetle, pamukla, kulak çubuğuyla vs desen çıkararak da resimler yapılabilir. Dikiş dikmek, ileri yaşlarda dikiş makinesi kullanmak; şiş, tığ veya parmakla örgü örmek; halı veya bileklik dokumak. Atık malzemelerden ve aklınıza gelebilecek her türlü malzemeden (midye kabukları, makarna, bakliyat, ponpon, kırtasiyelerde satılan oynar gözler, ağız ve burun vs) kolaj çalışması yapmak. Mesela çocuğun önüne bir kağıt, bir kağıt peçete, bir ip, bir makas ve bir de yapıştırıcı koyuyorsunuz; bakalım neler yapıyor. Bardabas kutularına üyeyiz, her ay 5 farklı el işi yapıyoruz en azından. Maket yapımı, en basitinden karton kutulardan televizyon, roket vs yapmak. Tamir aletleri ile yapılan aktiviteler, mesela balkabağına vidalarla ve çekiçle düğme çaktık. İlerleyen dönemlerde marangozluğa da geçiş yapılabilir. Ben sanat eserlerinin hepsinin fotoğrafını çekiyorum, üzerlerine tarih atıyorum, sergileme alanına asıyorum. Tüm bu süreç de eseri meydana çıkarmak kadar heyecan veriyor.

6) Fen Matematik oyunları: Her türlü deney (Çocuklar için deney kitaplarından veya internetten faydalanılabilir). Diğer etkinliklerle birleştirilebilir. Mesela yoğurt/kefir mayalamak, sirke anası oluşumunu gözlemlemek, altına bal sürdüğümüz bir taşı bahçeye koyup taşa ziyafete gelenleri seyretmek, saç kurutma makinesini çalıştırıp hava akımına bir pinpon topu yerleştirmek vs. Bugün mesela 20 aylık küçüğüm sodanın içine şeker atıp baloncukları gözlemledi. Diğer oyunlar gibi, deneylerin de yaşı yok bence ve önemli olan nokta, tıpkı diğer etkinliklerde olduğu gibi sürekli tekrar. Tekrar ettikçe kafaya yerleşiyor ve her tekrarda farklı bir şey öğreniyorlar. Çeşitli cetveller ile boyut ölçmek ve farklı tartılar ile ağırlık ölçmek de zevkli oyunlar.

7) Özbakım becerileri: Diş fırçalamak, el yıkamak, kıyafetleri kirli sepetine atmak, temiz kıyafetleri katlayıp uygun çekmeceye koymak, hava durumuna uygun kıyafet seçmek, ilerleyen yaşlarda günlük sırt çantası veya gezilerde bavul hazırlamak, banyo ve tuvaleti kullanmak vs. Hatta belki de klozet temizliğini de bu kapsama almak gerekiyor. Kimyasal temizleyici kullanılmıyorsa, klozeti fırçalamak çocuklar için eğlenceli oluyor. Bu tür beceriler de tıpkı diğer etkinlikler gibi bir yetişkin eşliğinde ve belki de diğer çocuklarla birlikte daha eğlenceli ve öğretici oluyor. Çocuklar gözlemleyerek öğreniyorlar. Kendilerinden büyükler ne yapıyorlarsa aynısını, aynı şekilde yapmak istiyorlar. Yetişkinlerin bu işleri öğretirken kendilerinin de aslında her şeyi bilmediklerini göstermesi bence önemli. Mesela siz ayakkabınızı böyle bağlamayı biliyor musunuz: http://onedio.com/haber/muhtemelen-bugune-kadar-bilmediginiz-en-hizli-ve-pratik-ayakkabi-baglama-yontemi-514674


8) Okumak Yazmak: En küçüklere bez kitap alınabilir. Kitapların içindeki hayvanların sesleri çıkarılabilir; renklerin, şekillerin, nesnelerin isimleri tekrarlanabilir. Biraz daha büyüdüklerinde günlük hayattan alınmış hikayeleri olan kısa, resimli kitaplar okunabilir. Daha da ilerleyen dönemlerde Heidi gibi, Tom Sawyer gibi daha kalın kitaplara geçilebilir. Bazı çocuklar yetişkinlerin okudukları kitapları dinlemeyi de seviyorlar. Gün içinde sakin geçirmek istediğiniz bir zamanı sesli kitap okumaya ayırmak hem eğitici, hem dinlendirici, hem de çocukla bağ kurucu oluyor. Masallar anlatılabilir. En küçüklere kendi günlük hayatı masal şeklinde anlatılabilir "Bir gün küçük bir kız varmış. Sabah uyanıp kahvaltı etmiş. Kahvaltıda bir yumurta yemiş." gibi mesela. Daha büyüdüklerinde kendi küçüklük hikayeleri veya aile fertlerinin küçüklük anıları ilgi çekici oluyor. Biraz daha büyüdüklerinde günlük hayatına uygun hikayeler anlatılabilir, sihirsiz büyüsüz. Biraz daha büyüdüklerinde peri kızları, kaf dağları ile ilgili masallara geçilebilir. Anneannesi kızıma sürekli rüyalarını anlattığı için kızım da kendi rüyalarını bize anlatmaya başladı. Önceleri nedense rüyalarını anlatmaya çekiniyordu, belki de rüyaların gerçek olup olmadığını belli bir yaştan sonra anlamaya başlıyorlardır. Ben de kızımın anlattığı rüyaları yazıyorum. Sonra istediği zaman ona geri okuyorum. Ayrıca canımız istedikçe günlük yazıyoruz; kızım gününü anlatıyor, ben de yazıyorum. Bazen günlüğünü okumamı istiyor. Eskiden akşamları "Bugün neye kızdım biliyor musun? Sen neye kızdın bugün en çok?", "Bugün şu işe çok şaşırdım. Senin şaşırdığın bir şey oldu mu bugün?" gibi, duygularını ifade etmesini sağlayacak sorular sorarak muhabbet açıyordum. Artık bunun bir ritüel olduğunu düşünüyor ve "Hadi, bugün neye kızdın? yapalım" diyor kızım. Ve artık günlüğüne de yazıyoruz, o günkü duygularını. Ayrıca o gün gittiğimiz yerlerden afiş, bilet vs almışsak, onları da günlüğüne yapıştırıyoruz. Bazen kendisi günlüğüne resim çizmek istiyor. Çizmeyi seven çocuklar için resimli günlük hazırlamak da mümkün. Bana gelen mektupları sesli okumamdan da hoşlanıyor kızım, sonra mektubu eline alıp kendisi de okur gibi yaparak epey oyalanıyor. Bazen de ezberinde olan hikayeleri bana kendisinin anlatmasını istiyorum. Bu ara anlattığı hikayeleri yazmamı istiyor. Sonra hepsini zımbalayıp kitap yapacakmışız. Resmi seven çocuklar, kendi hikaye kitaplarını resimleyebilirler de. Bir de hikaye zarları yapıyoruz. Zarı atan, zarın üstünde kalan resme uygun bir hikaye anlatıyor ya da anlatmakta olduğumuz hikayenin devamını getiriyor. Hazır satılan hikaye anlatma zarları da var, internetten çıktı alıp yapmak ya da elle çizerek yapmak da mümkün. Bir de okuduğumuz kitapları, kahramanlara uygun kostümler giyerek canlandırıyoruz. 6 yaşından sonra yeni yeni kitap kritiğine de başladık. Okuduğum kitabın her bölümünden sonra ya da kızımın konuşarak tepkisini belli ettiği noktasında "Sence neden böyle olmuş? Bence böyle yapması uygun olmamış." gibi ifadelerle sohbet ortamı yaratıyorum. Bazen okuduğumuz bölümden daha uzun kitap kritiği yapıyoruz. Bence "okumak" sadece harfleri yan yana getirmek değildir; düşünmeyi gerektiren, aktif ve harfleri birleştirmekten çok daha derin bir eylemdir.

9) Sözel oyunlar: Bilmecelere bayılıyor kızım. Yeni yeni fıkralara merak sardı. Espriler, tekerlemeler, "o piti piti, karamela sepeti" gibi saymacalar, karşılıklı el vurarak ve saçma sözleri tekrarlayarak oynanan oyunlar (oynamışsanız beni anlamışsınızdır). Kostüm giyerek müzikal yapıyoruz mesela. Şovumuzu birilerine sergiliyoruz ve videoya da çekip sonradan izliyoruz. Bazen kızım tutkulu bir şekilde konuşmaya başladığında da onu rahatsız etmeden videoya çekiyorum, sonradan kendisini izleyip dinliyor. Dans ve ritmi de sözel oyunlara dahil tutuyorum ben. Gün içinde dansa ve müziğe de zaman ayırıyorum. Tüm dünyadan çeşitli müzik türleri dinlemelerini önemsiyorum. Bu nedenle gün içinde özellikle Açık Radyo dinliyorum veya https://groups.yahoo.com/neo/groups/montessoribyhand/info grubunun dosyalar kısmından indirdiğim dünya müziklerini çalıyorum ya da Ay Işığı Sonatı'nı açıveriyorum; kendime ait zamanlarda da Klasik Türk Müziği, Türk Halk Müziği ve Türkçe "rock" parçaları dinliyorum, bazen dinlerken kendimi kaptırıp dans ediyorum, bakıyorum benimkiler de dansa başlıyorlar. Türkçe'yi güzel kullanmalarını da önemsiyorum. Bunun için TRT Radyo dinliyorum, en güzel konuşan spikerler orada oluyor. Müşfik Kenter'in, Erol Günaydın'ın sesinden masal dinletiyorum. Radyo Tiyatrosu dinliyoruz.

10) Konuşturmaca oyunları: Aslında bunlar da sözel oyunlara dahil ama kızım o kadar çok seviyor ki ayrı bir başlığı hak ediyor. Minik oyun evleri yapıp, minik tahta oyuncakları konuşturuyoruz 6 senedir bıkmadan. Bir plajı ya da bir otoparkı ya da bir evin içini canlandıran oyun halılarının üstüne koyuyoruz minik insan ve hayvanları. Parmak kuklaları kızım çok sevmemişti ama oğlum bayılıyor. Bazen onlara söylemek istediklerimi oyuncaklara söyletiyorum ya da mesela onlara kızmak istediğimde oyuncaklara kızıyorum "Ama ayıcık ne yaptın sen? Her yeri ıslatmışsın? Ne olacak şimdi?" diyorum mesela. Ya da "Merhaba Aliş, beraber yemek yiyelim mi?" diyorum bir oyuncağı konuşturuyormuş gibi yaparak. Serkan Bilgi'nin hazırladığı Hacivat Karagöz Sahne Seti'ni yıllardır severek kullanıyoruz. O kadar çok sevdik ki bir tane de anneannesinin evine aldık. Serdar Bilgi ile de şahsen tanıştık hatta onun elinden satın aldık. Bu da güzel bir anı oldu bizim için. Olur da burayı okursa, kendisine teşekkür etmek istiyorum. Kızım Zenne, Bebe Ruhi hepsini tanıyor sayesinde. 3 senedir aklımıza estikçe çıkartıp oynuyoruz. Özellikle geceleri odayı karartmak, sahnenin arkasına ışık tutmak gibi hazırlıklar da en az oyunun kendisi kadar heyecan verici oluyor çocuklar için. Aynı şekilde kızımın bebekliğinden kalmış, saydam kapağı olan bir kutunun içine fener koyarak ışık kutusu (light box) yaptım. Işık kutusunun üstüne kendi kestiğim şekilleri koyarak veya karagöz-hacivat gibi saydam tasvirler koyarak hikaye kurguluyoruz. Odayı karartıp, az bir ışık eşliğinde parmaklarımızın gölgeleri ile duvarlarda şekiller yapıp konuşturuyoruz. El fenerinin ucunu renkli saydam kağıtlar ile kaplayıp değişik renkte ışıklar da ekleyince, ortam neşelenince daha da zevkli oluyor oyun. Bir de evimize gelen istisnasız her çocuğun en severek oynadığı alet: Telsiz. "Walkie Talkie" dediğimiz telsizlerden var bizde. Çocuklar o telsizlerle ne oyunlar oynuyorlar! Bizdeki telsizin "bebek telsizi" özelliği de var. Bebek telsizine para vermek yerine, böyle bir telsiz alınırsa, bebek büyüdüğünde de işe yarar. Karton bardak ve ip ile de telsiz yapıyoruz, bu şekilde telsizin nasıl çalıştığını görmüş oluyor.

12) Zar, Kart, Kutu oyunları: Monopoly, Tabu tarzı kutu oyunları; iskambil kartları ile oynanan oyunlar; dama, satranç, go gibi tahta üzerinde oynanan oyunlar; küçükler için eşleştirme kartları, flash card'lar; Meraklı Minik Dergisi'nin her ay verdiği zarla oynanan oyunları; pazıllar vs.

13) Serbest oyun zamanı: Çocuğun kendi başına ya da eve gelen arkadaşları ile oynayabilmesi için odasında "evcilik" oynamaya uygun oyuncakların bulunması gerekiyor. Kostüm kutusu; oyuncak ev; oyuncak mutfak; minik hayvan figürleri, oyuncak taşıtlar, oyuncak bebekler; yatak, beşik, bardak, oyuncak puset, mama sandalyesi; oyun çadırı, minderler, yer yatağı, yer sofrası, mini boy masa ve sandalyeler; aynalar, el feneri, ışıldak, dünya küresi, dünya ve Türkiye haritası, belki yaşanılan yerin haritası; ipler, sopalar, taşlar, kozalak vb doğa hazineleri ilk aklıma gelenler.

14) Ekran zamanı: Da Vinci Learning tarzı televizyon kanalları, TRT Çocuk Haber, Bay Becerikli gibi programlar; çeşitli Youtube kanalları (http://imaginationsoup.net/2015/10/06/steam-youtube-channels-for-elementary-kids/; Barış Özcan; Çocuklar İçin İngilizce, herkes için basit İngilizce; herkes için sanat; İnglizce sesli kitaplar;  ); Khan Akadem Türkçe, Çocuklar için İngilizce öğreten sayfalar, http://www.freddiesville.com/songs/whats-your-name-song/, yazma çalışması yapmayı sevenler için, online radyo tiyatrosu, çocuklar için radyo tiyatrosumatematik çalışmaları için çıktılar, çocuklar için bilgisayar bilimleri, birinci sınıflar için deneyler, çocuklar için teknoloji rehberi: http://www.onlineanne.com/; birinci sınıflar için matematik; bazı ev oyunu önerileri; interaktif dünya atlası; çizgi roman yazmak için hazır sayfalar; çarpma öğrenme; sesli öyküler; ücretsiz dosyalar; Nasıl Yapılır? tarzı belgesel programlar ve belgesel kanalları vs vs. Bizim evde dizi takip edilmez, haber izlenmez, genel Türk kanalları açılmaz ama bunun dışında televizyon, iPad, iPhone üzerinden yararlanabildiğimiz her türlü yöntemden yararlanıyoruz. Biz fazla seyretmediğimiz için çocuklar da aşırı bir talepte bulunmuyorlar. Aynen paketli gıda tüketiminde davrandığımız gibi davranıyor ve sağlıklı tercihlerde bulunmalarını sağlamaya çalışıyoruz, yasaklama getirmiyoruz.

15) Sosyal İlişkiler: Aile, dostlar, komşular ve arkadaşlar için özel zamanlar yaratıyoruz. Yakalayabildiğimiz kadar doğum günlerini yakalamaya çalışıyoruz. Doğrusu bu konuda pek iyi sayılmam, bazen 2 ay sonra doğum gününü kutladıklarımız oluyor, maksat doğdukları ve hayatımızda oldukları için mutlu olduğumuzu göstermek. Bir de seçtiğimiz arkadaş çevresinde bizi olumsuz etkileyecek kutlamalar yapılmıyor, rahatsız kıyafetler içinde oturup pahalı hediyeler seçmek zorunda kalmıyoruz. Katıldığımız doğum günü partilerinde gerçekten eğleniyoruz, en son bu haftasonu arkadaşımızın bahçesinde yumurta avı yaptık mesela. Bir de içten dışa doğru büyüyen bir güven çemberimiz var. Öncelikle çekirdek ailemiz, sonrasında anneanne/dede/hala/amca/yenge ve kuzenlerden oluşan geniş ailemiz, sonrasında benim dedem gibi biraz daha geniş ailemiz, sonrasında kendi seçtiğimiz arkadaş çevremiz, sonrasında mahalledeki komşularımız ve mahalle esnafı var. Her bir çembere özel önem veriyoruz. Akrabalarımız şehir dışında olmalarına rağmen 1-2 ayda bir görüşmeye çalışıyoruz. Dedemin köyüne hemen her sene gidiyoruz. Ayrı şehirlerde olduğumuz arkadaşlarımızla da yılda en az 3-4 kez görüşmeye çalışıyoruz. Bize yatıya davet ediyoruz, geldiklerinde çok mutlu oluyoruz. Kızım arkadaş çocukları ile bebekken çekilmiş fotoğraflarını gördüğünde şaşırıp mutlu oluyor "Bu kadar küçükken de birlikte mi oynuyorduk?" diye soruyor. Haftada en az bir kere ya misafirliğe gidiyoruz ya da misafir ağırlıyoruz. Bazen önceden randevulaşıp, çiçek buketi ve tatlımız ve özellikle de kendi yaptığımız bir hediye ile resmi misafirlik yapıyoruz. O da ayrı eğlence oluyor. Bazen de çat kapı gidip, bir kahve içip kalkıyoruz. Bazen de biz kısır, kurabiye hazırlayıp kapı kapı gezerek, bize gelecek komşu arıyoruz. Mahallenin esnafı ile tanışıyoruz. Özellikle bazen parasız çıkıyorum, basit bir şey almak istiyorum, misal ekmek. "Tüh, para almamışım yanıma" diyorum. Eğer esnaf "Olsun, ne önemi var, sonra verirsiniz" derse, o esnafa canım feda, kızımı da güvenerek yalnız gönderiyorum bu tür esnafa alış verişe. Sonra bazı becerileri olan komşularımızdan yardım da istiyoruz. Mesela İngilizce "handy" denilen, el işlerinde maharetli bir komşu dedemiz var. Kızım en son "kedi evi" yapacağımız zaman, komşu dedenin yardımını istedi, o da sevinerek yardım etti. Bugün de mesela bir başka komşumuza "yaş pasta" yapımına davetliyiz. Bedava atölye çalışması yani :) Ben 40 yaşıma yaklaşırken, insana yatırım yapmanın önemini anladım, çocuklarım daha da önce fark etsinler istiyorum. Okul sınıflarında ya da iş ortamlarında zorunlu olarak sosyalleştiğim insanlar vardı zamanında, günümün ve hatta ömrümün çoğunu onların yanında geçirdiğim. Şimdi 1-2 tanesi kaldı hayatımda. Kendi seçtiğim, ortak zevk ve ilgi alanı sahibi olduğum insanlar ise hep hayatımdalar. Dolayısıyla artık iş toplantılarına, resmi yemeklere vs zaman ayırmak istemiyorum. Bir dağ köylüsü ile sohbet etmek daha ciddi sosyalleşme gerektiriyor bence. Çocuklar için de her gün aynı odanın içine kapatıldıkları 20 aynı yaş grubu çocuk ile birlikte olmak değil bence sosyalleşmek; her yaş, gelir ve kültür grubundan insan ile paylaşmayı öğrenmeleri gerekli bence ve elimden geldiğince bu konuda ortam hazırlamaya çalışıyorum.

Son olarak değinmek istediğim husus, çocukların akademik bilgi (okul) veya yapılandırılmış etkinlik (mesela basketbol kursu) yerine neden oyun oynamaları daha önemli? Oyun oynarken ne öğreniyorlar?


  1. Başkaları ne hisseder?
  2. Bir şey nasıl çalışır?
  3. Bir şey nasıl yapılır?
  4. Başkalarıyla nasıl sosyalleşilir, nasıl paylaşımda bulunulur?
  5. Düşünce ve duygular nasıl ifade edilir?
  6. Yeni şeyler nasıl yapılır? (Özellikle abi ve ablalar başta olmak üzere diğer çocuklardan ve ilgilendiği konuyu tutkuyla yapan yetişkinlerden daha rahat öğreniyorlar)
  7. Kurallara nasıl uyulur? (Kural belirleme aşaması bazen oyundan daha uzun sürer. Zira kural belirlemenin kazancı, oyunun kendisinden daha büyüktür, çocuk içgüdüsel olarak bunu bilir)
Oyun fikirleri ve gereçleri yetişkinlerden gelse bile oyunu kuracak ve yönetecek olan çocuklardır. Yetişkinler için oyuna müdahale etmemek çok zor olabiliyor, çünkü hayatta en zor işlerden biri, bir işin nasıl yapılacağını bilirken, bir başkasının yapamamasını seyretmek. Ama ne olursa olsun müdahale etmediğimizde, çocukların kazancı çok daha büyük oluyor.



Yukarıdaki kitabın 0-2 yaş arası olan dönem için olan bir versiyonu da var. Özellikle ilk bebeklerini kucaklarına almış olan ebeveynler için öneririm, masraf yapıp almak isteyeceğiniz pek çok bebek malzemesini almaktan vazgeçip kendiniz yapabilirsiniz bu kitap sayesinde.


17 Ocak 2016 Pazar

Bir Maddenin İçinde Asit Olup Olmadığını Nasıl Anlarız? Asit Alkali Deneyi (Bilimsel Deneyler Kitabı, Tübitak Yayınları)




Hazır kış gelmiş, kırmızı lahanalar tezgahlarda yerini almışken asit belirteci yapalım dedim. Yaptık ve çok eğlendik. Ayrıntıları fotoğraflardan okuyabilirsiniz.

Deney fikrini aldığımız kitabın içinde çeşitli konularda, evdeki malzemelerle yapılabilecek oldukça basit ve hoş deneyler var. Kitabı da tavsiye ediyorum.








Önce kırmızı lahanayı haşlayıp süzdük ve yapraklardaki renk ve doku değişimini inceledik:




Malzemelerimizi hazırladık: Limon suyu, portakal suyu, elma suyu, karbonat, un, soda, yoğurt, suda erimiş asprin, suda erimiş Talcid (mide ilacı), şeker, diş macunu.




Bardaklara belirteçten biraz biraz döktük. Sonra diğer malzemeleri tek tek bardaklara ekleyerek renk değişimlerini gözlemledik.





Renk değişimlerinden ziyade köpüklenme ilgisini çekti kızımın her zamanki gibi. Hele de köpük pespembe olunca...









Renkler değiştikçe deneye ilgi arttı. Kızım artık kendisi ve kardeşi için bir laboratuvar istiyor. Anneannesine birer laboratuvar önlüğü dikmesi için sipariş verdi bile.










Bu deney için önceden hazırlandık. Manava gidip lahanayı beraber aldık, haşladık, soğumasını bekledik, süzdük. Eczaneden aspirin ve Talcid aldık. Diğer malzemeleri hazırladık. Deney esnasında da pür dikkat ilgisini deneye verdi kızım. Sonuç olarak bu deneyden memnun kaldık.












Ablasının deneyi bitince malzemeler oğluma kaldı...








8 Ekim 2015 Perşembe

Ekim Ayında Bahçeye Ne Dikilir?


bahçemdeki mercanköşk

Sonbahar geldi, havalar soğumaya başladı. Sebzelerin birçouğunun ilk dondan önce kendini kurtaracak kadar büyümek için vakti olmayabilir. Ama yine de sıcak bölgelerde oturmuyor bile olsanız, Ekim ayında dikimi yapılabilecek birkaç bitki var. 


Yabanmersini
Sonbahar yabanmersini dikmek için mükemmel bir zaman. Sonbaharda dikim yapmak yabanmersinine köklenmesi için fırsat sağlar. Ancak köklenen bitki, en erken bir sonraki ilkbaharda büyüyecektir. 


Çiçek Soğanları
Ekim ayı, sonbahar çiçek soğanları için uygundur. Ekim ayında dikilen soğanlar, ilkbaharın ilk günlerinde çiçek açmaya başlayacaklardır. Örneğin: Lale 


Sarımsak
Bir sonrak ilkbaharda erken ve yüklü bir hasat istiyorsanız sonbharda sarımsak ekimi yapabilirsiniz. 



Şifalı Otlar
Kışın insanların yetiştirmeyi en çok tercih ettikleri bitkilerin başında şifalı otlar gelir. Bunları kapalı alanda, ev içinde yetiştirmeniz de mümkündür. En popüler şifalı otların arasında fesleğen, kekik, nane, maydonoz gelmektedir. Benim bu aralar gözdem ise mercanköşk.

7 Eylül 2015 Pazartesi

Ev Okullu Ünlüler : Wilson Bentley (Kendi Kendini Yetiştirmiş Bilim Adamı ve Kar Fotoğrafçısı)




KAR TANESİ BENTLEY (Snowflake Bantley)

çiftçilerin saban sürdüğü
karanlığın lüks lambalar ile uyandırıldığı zaman
bir çocuk yaşardı karı çok seven
dünyadaki her şey ama her şeyden


Wilson Bentley 9 Şubat 1865'te, kar yağışının üç metreyi bulduğu Champlain Gölü ile Mansfield Dağı'nın arasında kalan Vermont Jericho bölgesinde, karlar ülkesinin başkentinde doğdu.

Willie'nin annesi 14 yaşına kadar onun öğretmeni idi.

Çiftçi bir ailenin sahip olduğu yükümlülükler ve zor hava koşulları nedeniyle Willie sadece birkaç sene okula gidebildi.

Annesinin öğrenme ihtiyacını giderebilmesi için aldığı ansiklopedilerin "her sayfasını okudum" demişti.


İlk gençliği boyunca suyun hallerini çalıştı, hava durumu raporları tuttu, yağmur taneleri ile ilgili deneyler yaptı. Willie Bentley'in en mutlu olduğu günler kar fırtınasının olduğu günlerdi. Vermont bahçelerinin kurumuş otlarına, ahırlarının koyu renkli metal kapı koluna ve eldivenlerine yağan karları seyrederdi. "kar en az kelebekler kadar, elma çiçeği kadar güzel" derdi. Kelebekleri ağ ile tutup abisi Charlie'ye gösterebilirdi, elma çiçeklerini toplayıp annesine götürebilirdi, fakat kar tanelerini kimse ile paylaşamıyordu, onları saklayamıyordu.

Willie’nin kar sevgisini gören annesi, ona ansiklopedilere ek olarak bir mikroskop aldı. Willie mikroskopla çiçeklere baktı, yağmur damlalarına, otların iki yüzüne; hepsinden güzeli, kar tanelerine...

Diğer çocuklar kardan kule yaparken, kargalar gibi ötüşerek kartopu savaşı oynarken Willie kar tanelerini toplardı. Kar fırtınalı günün ardından buz kristalleri üzerinde çalışırdı. Kar kristallerinin girift, dallı budaklı şekillerini hayal ettiğinden daha güzel olduğunu gördü. Bütün tanelerin birbirinin kopyası şeklinde, aynı olacağını sanıyordu. Hiç öyle olmadıklarını öğrendi. Kristallerin büyük çoğunlukla 6 dallı olduğunu keşfetti, çok az sayıda 3 dallı olduğuna şahit oldu. Her kar tanesindeki 6 dal birbirinden farklıydı, benzersizdi. Bir kar tanesi eridiğinde arkasında herhangi bir kayıt bırakmayan bir güzellik de gitmiş olur diye düşünür, hüzünlenirdi. 

Üç kış boyunca kar kristallerini resmetmeye çalıştı. Her seferinde çizim bitmeden taneler eriyordu. Willie herkesin tanelerin harika şekillerini görebilmesi için, onları bir şekilde saklamaya karar verdi,. Mutlaka bir yol bulmalıydı.


16 yaşına giren Willie kar tanelerini resmetmeye devam ederken bir gün yeni bir şey öğrendi. Fotoğraf makinesi denen içinde kendi mikroskobu olan bir aletin var olduğunu öğrendi. Annesine "eğer öyle bir kameram olsaydı kar tanelerini resimleyebilirdim", dedi. Annesi Willie'nin kara bakarken gördüğü heyecanı başkalarının hissetmeyeceğini, insanların ilgilenmeyeceğini, oğlunun üzüleceğini düşünüyordu. Babası "karla uğraşmak kadar saçma bir iş olabilir mi?" diyordu. Ama oğullarını seviyorlardı. 

17 yaşında ailenin tüm sene boyunca biriktirdiği para ile Willie'ye fotoğraf makinesini aldılar. Fotoğraf makinesi yeni doğmuş bir danadan daha uzundu ve ücreti babasının 10 sığırına bedeldi.


Willie fotoğraf makinesi ile çalışmalara başladı. İlk fotoğraflarının gölge gibi görünen başarısız hallerine rağmen vazgeçmedi. Hata üzerine hata, kar tanesi üzerine kar tanesi... Her kar fırtınasında çalıştı. Kış bitti, karlar eridi ama ilk sene güzel resimler çekemedi gelecek kar mevsimini bekledi. Sonraki kış, yine karlı günlerden bir gün, yeni bir yöntem denedi ve işe yaradı, kar tanesinin fotosunu nasıl çekeceğini keşfetmişti. Kar kristallerinin daha net görünmesi için kristallerin negatiflerinin kenarındaki koyu kısımları yontuyordu, bu ekstra iş ve saatler demekti ama Willie aldırmıyordu. Kimse de Willie'ye aldırmıyordu. Komşuları kar fotoğrafı çekme fikrine çok gülüyorlardı. "Vermont'ta kar, çerçöp gibi bir şeydir, fotoğrafına gerek yok" diyorlardı. Willie kar tanelerinin aynısından bir tane daha olmayan biricik yapıları ile tasarımın şah eserleri olduğunu düşünüyor, fotoğrafların dünyaya kendisinden bir hediye olacağını söylüyordu.


Willie büyüyor, çiftlik hayatı devam ediyordu. Diğer çiftçiler kışları ocaklarının önünde ısınır, at ve kızakla şehre inerken Willie kar fırtınaları boyunca çalışırdı. Sundurmanın kapısının önünde durur ve siyah bir tepsiye kar tanelerini toplardı. Topladığı kar tanelerinin şekilleri bozulmuş ise tepsisini hindi tüyü ile temizleyip yeni taneler toplamaya koyulurdu. Bazı kışlar sadece birkaç düzine fotoğraf çekebilirken, bazı kışlar yüzlerce çekerdi. Aile yadigarı mesleği, içinde bulunduğu ortam gereği Willie doğayı çok sever, doğa fotoğrafları da çekerdi ama elbette en çok sevdiği kar tanelerini çekmekti. 


Kar taneleri fotoğraflarından albümler yaptı, kimi zaman hediye etti, kimi fotoğrafları birkaç liraya sattı, yaz akşamları kar tanesi fotoğraflarından dostlarına foto sunumlar yaptı. Kimi kolej ve üniversiteler Willie'nin bazı fotoğraflarını satın aldı. Willie ‘nin kar tanelerini fotoğraflama işinden pek para kazandığı söylenemez, harcadığı paranın üçte birini geri kazandı ama yaşamını çiftçi olarak kazanan Willie'nin zaten bu işten para kazanmak gibi özel bir amacı da yoktu, "kar tanelerinin kendisi benim için ödül" diyordu…


Kimi üniversitelere verdiği fotoğraflar ile ilgili çalışmalar yapılıp gelir elde edildiğinde çektiği en güzel taneleri kitaplaştırmak için Willie'ye bir fon sunuldu. 

66 yaşına gelmişti ve hala kar tanesi fotoğrafçılığından emekli olmaya niyetli değildi. Kitabı çıktıktan bir ay sonra, yeni bir kar fırtınasını fotoğraflamak için 10 küsur kilometre yürüdüğü bir yürüyüş sonrası zatürre oldu ve iki hafta sonra vefat etti. Vefatından kırk sene sonra, yaşadığı bölgede açılan müzede kendisi için bir anıt düzenlendi.


Kar tanelerine aşık olan bir çiftçi bilim adamı Wilson Bentley, 
çektiğin fotoğraflar tıpkı kar kristalleri gibi şehrin Vermont'tan uçarak dağları aştı ve dünyayı dolaştı. İnsanlar eldivenlerine yağan mucizeye şahit olabilmek için yaşadığın yerlere geldi, seni andı. Ruhun şad olsun “kar tanesi adam”.

Kaynak: "Snowflake Bentley", Yazar: Jacqueline Briggs Martin 



Çeviri: Zuhal Bibi




Ayrıntılı bilgi için bkz.:


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Bu gadget'ta bir hata oluştu

Instagram

Instagram

Twitt'le

Bu gadget'ta bir hata oluştu

Translate

E-posta Yoluyla Takip Etmek İçin:

İstatistiklerim


View My Stats