27 Ocak 2011 Perşembe

16 aylık bebeğin kafası nasıl çalışır?

İçinden geçenleri merak ettiğim o güzel kafa işte bu :)

Aklıma geldi, yazmak istedim. Kızımı gözlemlemek ve aklından neler geçirdiğini anlamaya çalışmak çok hoşuma gidiyor.

Kızım karşıt kavramlarla konuşuyor. Yani mesela "aç" demeyi biliyor. "Açık" ve "kapalı" kavramlarını da biliyor. "Ka" ve "pa" hecelerini de ayrı ayrı kelimelerde kullanıyor aslında ama "kapa" demiyor. "Kapa" demek istediğinde yine "Anne aç" diyor. Mesela meme istediğinde giysimi çekiştirip "Anne, aç" diyor. Doyduğunda doğruluyor, giysimi aşağı doğru çekip "Anne aç" diyor ama aslında bu "Anne kapa" anlamına geliyor.
Bir başka örnek "aşağı" ve "yukarı" kavramları. Aşağı demesini biliyor ama yukarı diyemiyor. Camdan bakarken "Anne, ba, aşağı, ba, hovhov" diyor. Yani "Anne, bak, aşağıda köpek var" anlamına geliyor :) Ağaçtaki kediye de aynı şekilde "Mam aşağı" diyor. Yani meali "Yukarıda kedi (miyav) var".
Çok ilginç geliyor bana bu şekilde zıt kavramlarla konuşması.

Bir de geçen gün kedimizin arka ayaklarını gösterip "Anne, ba, aya" dedi. Sonra ön ayaklarını gösterip yine "aya" dedi. Ben de bakalım ne diyecek diye merakımdan "A-a, kızım, kedinin elleri yok mu? Nerede bu kedinin elleri?" diye sordum. Çok şaşırdı, çok! Bir süre kedinin ayaklarına baktı, suratı düştü, sonra da dönüp gitti. Verecek cevap bulamadı resmen :) Normalde "yok" ya da "bitti" yerine avuç işlerini dışarı doğru açarak "baaaa" diyor. Ben yine öyle demesini bekledim, elleri yok der zannettim ama demedi. Acaba minik kafasının içinden neler geçiyordu? :)

25 Ocak 2011 Salı

İstanbul'da Çocukla Nerelere Gidilebilir? Turkuazoo - Forum İstanbul AVM - Bayrampaşa

Bayrampaşa'daki Forum İstanbul Alışveriş Merkezi
içindeki akvaryumun adı Turkuazoo...

Haftasonu Pazar günü de Turkuazoo'daydık ilk defa kızımızla.
Bizim Kontes girer girmez büyülendi resmen. Her zamanki gibi bağımsız, kafasına göre koşturdu durdu içeride. Sadece o mu? Biz de büyülendik gördüğümüz manzara karşısında. Yurtdışında da benzer akvaryumlarda bulundum. Ayrıca ülkemizde de Gaziantep Hayvanat Bahçesi akvaryumu da güzel bir örnektir. Ama Turkuazoo mekanı çok çekici hale getirmiş. Çok farklı çeşitte türler olmasa da gerçekten ilginç türlere yer vermişler. Köpekbalıkları, vatozlar, dev orfozlar, amazon balıkları, deniz yılanları, deniz atları, ıstakozlar, yengeçler var.

Balığın burnunun suyun dışında olduğunu
ve kızımın elini, bir an için,
akvaryuma soktuğunu da eklemek istiyorum
:)

Ayrıca çocuklar için oyun alanları, büyükler için dalgıçların köpekbalığı besleme şovları koymuşlar. Hafta içi saatte bir, hafta sonları yarım saatte bir düzenlenen dalış seanslarına katılabilir, balıkları ellerinizle besleyebilirsiniz. Ayrıca, gün içinde belli aralıklarla dalgıç gösterileri yapılıyor.

İçine girip resim çektirmek için önceki yüzyıla ait dalgıç kıyafeti, köpekbalığı çene kemiği gibi modeller koymuşlar. Ayrıca zaman zaman ortalıkta ahtapot kıyafetli animatörler dolaşıp sizinle resim çektiriyorlar :)

Köpek balıklarının dalgıçlar tarafından beslenmesini,
üstü ve sağı solu akvaryum olan
bir tünelin içerisinde seyredebiliyorsunuz.
Bu resim de photoshop'la filan yapılmadı,
tamamen gerçektir.

Ayrıca mekanın ışıklandırılması, akvaryum içindeki yapay mercan adacıkları, akvaryumların insanın beline kadar gelen yükseklikte ve üstü açık olması gibi bir takım ayrıntılar da bu deneyimi daha eğlenceli hale getiriyordu.



Son olarak tuvalet kapılarına da bayıldığımı belirtmek istiyorum :)


Bilgi:
Hafta içi 10.00-18.00, haftasonu 10.00-19.00 arası açık.

0-3 yaş ücretsiz. 4-6 yaş, öğrenci ve 65 yaş üzeri 18 TL, yetişkinler 25 TL, 2 çocuklu aile paketi 75 TL.

Tel: (212) 640 27 40

22 Ocak 2011 Cumartesi

Red Fish Balık Restoranı - Ataköy Marina

Haftasonu yerimizde duramayız biz ailecek. Kızımız doğduktan sonra da bu durum fazla değişmedi. Ancak elbette kızımla gezerken, eskiden dikkat etmediğim hususlar benim için önemli hale geldi. Eskiden ayıla bayıla gittiğim mekanlar, şu an pek de çekici değiller mesela.
Ben de hem kendim için not düşmek hem de merak edenlerle paylaşmak üzere gittiğim mekanlarla ilgili izlenimlerimi yazmak istedim.

İlk mekan bugün gittiğimiz Red Fish. 
Red Fish soldaki ışıltılı mekan.

Ataköy Marina'da yer alıyor. Nefis bir manzarası var. Servis harika. Açık alanların etrafını kapatıp, bahçe sobası yakmışlar. Sıcak ve romantik bir ortam. İçki var, hatta haftasonları canlı müzik var. Her balıkçıda bulunmayan deniz levreği yedik. Balık çorbası, kalamar ve salata ile birlikte iki kişi 100 TL ödedik. Buraya kadar her şey iyi amma velakin kızımız da yanımızdaydı. Gelelim onunla ilgili tespitlerime:

  • Marinanın içindeki geniş otoparka park ettik. Sıkışık trafikte arabayı valeye bırakmakla filan uğraşmadık.
  • Kapısının önünde çoğu balıkçıda olan bir balık vitrini var ki değişik balık çeşitleriyle kızımı bir süre oyalamayı başardı :)
  • Restoranın kapalı mekanı dar, kızım için fazlaca dolanacak yer olmadığından dışarıda dlaşmak zorunda kaldık.
  • Dışarıdaki manzaraya bayıldı benim kontes. Deniz, tekneler, minik kedi yavruları. Araba ve dolayısıyla egzost kokusu da yok; daha ne olsun.
  • Anladığım kadarıyla fazla mama sandalyeleri yok. Getirdikleri sandalye de son derece rahatsızdı.
  • Kızım balık çorbasını ve deniz levreğini ayıla bayıla yedi. (Gördüğüm kadarıyla çok çeşitli soğuk mezeleri de var. Ama kalamarı müdavimi olduğumuz Adem Baba'ya rakip olamaz. Tabii burada benim damak zevkim söz konusu.)
  • Garson abiler kızımla ilgilendiler; bu da bize yemek yemek için zaman kazandırdı :) Ama kış mevsiminde ve erken bir saatte gittiğimizden, içeride sadece üç masa vardı. Daha kalabalık ortamda da aynı ilgiyi görür müydük bilemiyorum.
  • Çıkışta çiseleyen yağmur altında, deniz kenarında kısa bir yürüyüş yaptık.
Mekan hala solda :)
Sonuç olarak: Mekan güzel, servis iyi, yemekler lezzetli. Ama kızımla bir daha gider miyim? Hayır :)
Peki, kızım olmadan gider miyim? Eğer manzaralı ve nispeten havalı bir retoranda yemek yemem gerekiyorsa, elbette giderim. Ama aksi takdirde; gitmem...

14 Ocak 2011 Cuma

Çocuk olduktan sonra ne kadar süre evde kapalı kalmam gerekecek?


İşte benim tecrübem:

  • Sezaryen olduğumdan ilk 1 hafta kendimi toparlamayı bekledim. İkinci hafta kızımla dışarıdaydım. Bu arada kızımın Eylül doğumlu olduğunu ve geniş kaldırımlı, bol yeşillikli ve de parklı bahçeli bir sitede oturduğumuzu ekleyeyim hemen.
  • Dışarıya çıkmak hem bana hem de kızıma iyi geliyordu ama sezaryenliydim ve bebeğimi uzun süre kucağımda taşımam mümkün değildi (Sezaryende karın kaslarını ya kesiyorlar ya da sağa sola çekiyorlar. Her halükarda kaslar aylarca kullanılamaz hale geliyor.). Puseti itmek de bir o kadar acı vericiydi; ayrıca yokuşlarda pusetin kontrolünü kaybediveriyordum. Bir süre yokuşları geri geri inmeye çalıştığım bile oldu :)
  • Karın kası yokluğundan doğan bu zayıflık durumu zaman içinde kayboldu. Benim ısrarım mı etkili oldu, yoksa zaten zamanı mı gelmişti bilmiyorum ama 3 ay kadar sonra kendimi aşağı yukarı eskisi gibi hissediyordum.
  • Bu arada kızımla her gün sokakta saatlerce gezdiğimizi eklemek istiyorum.
  • Gelgelelim eşim akşam işten geç geliyor. Ben daha bebek bakımına alışamamışım. Bebek henüz dünyaya uyum sağlayamamış. Günde 7-8 defa kaka yapıyor. Çoğunda üstü başı da değişiyor. Akşam 5 ila 9 arası sürekli ağlıyor. Her akşam banyo yaptırıp, belli bir düzende uyutmaya çalışıyorum ki uyku düzeni otursun. Tüm bu nedenlerle ev gezmelerine gidemedim, gitmedim. Şimdi geriye dönüp baktığımda "Doğru yapmışım" diyorum. Kızımın çok düzgün bir günlük rutini ve çok rahat bir uyku düzeni var. 
  • Ev gezmelerine gitmiyordum ama hafta sonları eş, dost, akrabanın gazına geliyordum: "Hep evde oturmak olmaz, bebekle birlikte gezmeye, yeni hayatına alışman lazım". Hadiiii, tak bebeği koluna, bir bavul dolusu eşya da cabası, ayrıca zaten lohusasın beynin olması gereken yerde değil. Düş yollara bakalım... Bolu'ya kadar gittim. Dönüşte trafik tıkandı, kızım ağlar da ağlar. Hava soğuk, bebek terlemiş, sağa çekeyim de hava aldırayım da diyemiyorsun. Tövbe ettim... Şimdi geriye dönüp baktığımda "Ne gerek varmış" diyorum. Çok gereksiz, çok. İkinci doğumumda ilk 6 ay evde kalacağım. Nasıl olsa bebek ek gıdalara geçince, kendi kendine oturmaya başlayınca işler daha kolaylaşacak. Ne gerek varmış da o kadar strese girmişim. Ama tabii şunu da ekleyeyim, bebeği ile birlikte otobüs minibüs demeden fıldır fıldır gezen arkadaşlarım da oldu. Bebekleri konulduğu yerde uyumayı ve sosyalleşmeyi öğrendiler. Ama benim tercihim değil yine de. Zira uyku ve yemek düzenleri oturmadı. Ben bu düzeni daha çok önemsiyorum. Bir sene dayanırım bebeğin uyku saatlerinde evde olma zorunluluğuna, yeter ki gecelerim rahat geçsin :)
  • Kızım 4. aydan itibaren geceleri kesintisiz uyumaya başladı. Biz de eşimle ilk sene toplam 5 defa kızımı uyutup, annemi başına nöbetçi dikip eğlenmeye gittik. Sahile inip kahvemizi içtik, sinemaya gittik, arkadaşlarımızla yemek yedik ve baş başa evlilik yıl dönümümüzü kutladık. Eh, hemen hemen her ay 1 gece çıkmışım evden, kızım 6 aylık olduktan sonra.
  • Kızım 9 aylıkken (Mayıs ayının sonunda) ilk 5 yıldızlı otel tatilimizi yaptık. Çok rahat ve çok güzeldi. Tadı damağımızda kaldı (Hazır erken rezervasyonlar başlamışken, yazacağım geçen sene gittiğimiz otelle ilgili bir yazı).
  • Ertesi ay, kızım 10 aylıkken bir uzun yol tatiline heves ettik. İstanbul'dan Behramkale'ye, oradan da Bozcaada'ya geçip eve geri döndük (Bu tatille ilgili bir yazı da sırada). Bu sefer araba yolculuklarımız da çok rahat geçti. Ben kızımın rutinine, kızım da bizimle gezmeye alışmıştı. Artık aklı başına gelmeye başladığından, yeni yerler görmek onu heyecanlandırıyordu. Her tatilden sonra da ayrı bir gelişim atağı gösterdi. Emeklemek, ayağa kalıp sıralamak gibi...
  • Derken kızım 12 aylık oldu. Birden bir gelişim atağı daha oldu. Çok farklı davranmaya başladı, sanki artık akıllı bir küçük adamdı. İşte o saatten sonra artık her yere kızımla rahatlıkla gidebiliyorum. 
  • Artık bizim yediklerimizden yiyor. Her gittiğimiz yerde parça et ya da balık yapan bir restoran bulunuyor, kızıma gönül rahatlığıyla yedirebiliyorum. Yemeği geç kalınca artık çılgın kıyamet ağlamıyor; ya emiyor ya da meyve veya kuru yemiş ile atıştırıp meraklı incelemelerine geri dönüyor. Günde bir sefer kakasını yapıyor, o da sabah kalkar kalkmaz. Dolayısıyla dışarıda tuvalet sorunu da yaşamıyoruz. Öğlen uykusunu gerekirse arabada alıyor, normal zamanlarda ise eve geri dönüp kızımı uyutup, o uyanınca tekrar dışarı çıkıyoruz.
Sonuç olarak benim tecrübem:
Bebek doğar doğmaz kendinizi sokağa atın.
Ev ve AVM gezmelerine gerek yok, bebeği mikroplardan uzak tutun.
Bebek 6 aylık olunca yavaş yavaş daha rahat gezmeye başlayacaksınız.
6. aydan sonra yaz tatili ve uzun yol araba yolculuğu da mümkün hale geliyor.
1 yaşından sonra artık o sizin gezi arkadaşınız oluyor. İşte eğlenceli zamanlar başlıyorrrrrr!!!!

Son olarak belirtmek isterim ki ben çok gezen, hatta profilimden de anlaşılacağı üzere yiyip içip gezip okuyup yazarak yaşamak isteyen biriyim. Avrupa, Asya ve Uzak Doğu'da pek çok ülkede bulundum. Rusya'da bir sene yaşadım. Kızıma 5 aylık hamileyken, iki ay tek başıma İsviçre'de yaşadım. Yedi aylık hamileyken hemen hemen tüm İSviçre'yi ve hatta İtalya'yı gezdim, eşimle birlikte. Sonrasında eve döndüm ve ancak tam bir sene sonra Antalya'ya gidebildim, tatil için...

"Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak" deyip de üzülmeyin. Evet, doğru hiçbir şey eskisi gibi olmayacak artık; daha da güzel olacak :)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Instagram

Instagram

Twitt'le

Translate

İstatistiklerim


View My Stats