8 Şubat 2012 Çarşamba

Bebeği Uyutmanın En Kolay Yolu Nedir? Bebek Hamağı - Çingene Beşiği


Yukarıdaki resimde de görüldüğü gibi güzel kızım hamakta uyumaya bayılıyor. Her koşulda ve her mekanda hamağında uyuyabiliyor. Hamaksız onu büyütmek gerçekten zor olabilirdi :) 

Kızım doğduğu ilk günden itibaren yakın teması reddetti. Kendisi izin vermeden dokunulmaktan kesinlikle hoşlanmıyor. Doğduğu gün kucağımıza aldığımızda doğru düzgün taşıyamadığı başını ve sırtını geri atarak kafasını omuzumuza dayama talebimizi reddetmişti :) Dolayısıyla kucakta veya ayakta sallama taleplerini de her zaman geri çevirdi. Yakın temasa dayalı hiçbir şekilde kendisini uyutamadık. 2. ayında odasını ayırdım (bu şekilde daha derin ve uzun uyuyordu). 4. ayda gece beslenmesini kestim. Keyfi gayet yerindeydi.

6. ay civarında ilk dişlerini çıkardı. Dokunsan ağlayacak kadar hassastı ve huysuzluğu hat safhadaydı. Sinirinden saçımı başımı yoluyordu :) Gece uyuyamadı. Her türlü uyutma girişimimiz geri tepince en son hiç denemediğimiz battaniyede uyutmayı denedik. Kızımı bir battaniyenin içine yatırıp eşimle karşılıklı uçlardan tuttuk ve "evroka", işe yaradı! Kızım uykuya daldı ama yerine yatırır yatırmaz uyanıyordu. Sabaha kadar onu sallamaktan kollarımız koptu. Ben de ertesi gün evimize misafir gelecek olan akrabalarımıza "bebek hamağı" siparişi verdim (yüzsüzüm, evet). İşte, hamağımız o gün hayatımıza girdi ve kızımın 29 aylık olduğu bugün de hala hayatımızda olmaya devam ediyor.

Hamağımızın ilk geldiği gün kızım kendini güvende hissetsin diye emzirme yastığının içinde oturarak sallanıyor.


Kışın kızım üşümesin diye hamağın altına polar battaniye seriyorum.

Kızım 21. ayına kadar gündüz uykularına hamakta sallanarak, gece uykularına ise yatağında kendi kendine daldı. Misafirlikte ya da dışarıda (piknikte, plajda vs) olduğumuz zamanlar hamağında uyudu. 21. ayında gündüz uykularında sallanmayı bıraktı; kendi yatağında kendi kendine uyumaya başladı. 23. ayında bizim yatağımızda, anne ve baba ile birlikte uyumayı tercih etti. Ama hamak hala hayatımızdaydı. Geldiği ilk günden itibaren kızım burnunun tıkalı olduğu günlerde sadece hamakta uyudu, hala da hasta olduğunda hamakta uyumak ilk tercihi. Büyüme atakları geçirdiği dönemlerde uyumaya ikna etmek zordu ve hamak bu konuda da kurtarıcımız oldu. Hala anne ve baba ve eş, dost, akraba ile heyecanlı aktiviteler yapıldığı hafta sonları ancak hamakta uyumaya ikna oluyor. Artık dizlerini kırmadan yatamıyor hamağında ama yine de içinde çok mutlu :)

İşte piknikteyiz ve kızımın hamağı hemen yanımızda.


Yaz tatilinde oteldeyiz ve hamağımızın ucu resmin sol yanında görünüyor :) Kızım gündüz hamakta, gece portatif yatakta uyuyor.

Kızım 2 yaşında ve biz plajdayız. Kızım hamağın içinde uyuyor.

Bizim hamak hediye geldiğinden nereden alındığını tam olarak bilemiyorum. Levent'in ara sokaklarından birinden alındı sanırım. Ama artık internet üzerinden de çeşitli hamaklar bulmak mümkün.

Hamak portatif. Kurması, bozması 5 dakika sürmüyor. Ama ağır ve demirleri uzun. Ayakkabı bölmesi olan büyükçe bir spor çantam vardı evde. Ayakkabı bölmesini dışarı doğru çıkartıp demirleri ancak o şekilde sığdırabiliyorum. Yine de arabayla gitmediğimiz hiçbir yere götüremiyorum çünkü ciddi ağır, uzun süre taşıyamıyorum. 40 kilograma kadar taşıyabiliyormuş. Ben oturdum içine, taşıyor cidden :) Kızım 90 cm civarında ve artık dizlerini bükmeye başladı yatarken. Enini boyunu tam ölçmedim ama 1 metreye, 50 cm kadar bir yer kaplıyor odada. Yani çok küçük değil. Küçük boy portatif yatak gibi düşünmek lazım. Ayrıca hamağın kumaşı ketene benzer hafif bir kumaş, bebeği uyurken terletmiyor ve makinede de yıkanabiliyor.

Hamağın içinde bebek hareket ederse düşmesin diye yapılmış özel bir kemeri var. Altında da bebek uyuduktan sonra hamağın hareket etmesini engellemek için yapılmış bir kilidi var. Böylece bebek hareket etse bile hamaktan kalkabilmesi mümkün olmuyor.


Kızım ilk kez hamakta sallanırken altına da yastık koymuştum korkmasın diye belinden kemerle sabitlemiştim.

Kızım biraz daha büyümüş. Altında kuzu postu serili ve belinde de kemeri takılı. Kızım artık hamağına yatınca kemerini kendi kendine bağlıyor :)


Benim kullandığım, Pasha Hamak'ın şuna benzer bir modeli: http://www.pasahamak.com/default.asp?git=9&urun=275393


Başka markalar da var tavsiye edilen:


Hamak kullanmanın sağlıklı olduğunu düşünüyorum. Hamağı almadan önce biraz araştırma yapmıştım ve şöyle bilgiler bulmuştum netten:

Öncelikle hatırlatmak isterim ki belki biz ya da annelerimiz değil ama anneannelerimiz ve onların öncesindeki kuşakların hepsi sallanır beşiklerde uyuyorlardı.

Daha sonra belirtmek isterim ki, özellikle batılı ülkelerde bebeği hamakta uyutmak gittikçe yayılan bir trend. Yabancı diliniz olmasa bile google'a "baby hammock" yazıp, görseller bölümünde aratırsanız Amerika menşeli pek çok hamak markası olduğunu göreceksiniz. Yüksek tazminat ödemek zorunda kaldıklarından, Amerikalılar riskli hiçbir işe girmezler biliyorsunuz. Amerikada hamak üretimi serbest ve kullanımı da yaygın.

Ayrıca hamağın faydalarını kısaca saymam gerekirse:

1. Hiçbir bilimsel istatistik vermeme gerek olmadan her anne bilir ki özellikle kolik sancısı çeken çocuk sallanarak daha rahat uyur. Hamakta uyumanın uyku süresini uzattığı bir gerçektir.

2. Hamakta yatış pozisyonu, bebeğin rahim içi duruşunu taklit ettiği için psikolojik açıdan da rahatlatıcıdır. Hangimiz hamakta uyumayı sevmeyiz ki?

3. Ayrıca hamaktaki yatış pozisyonu omurganın doğal duruşunu da destekler.

4. Hamakta yatarken dönemeyiz. Doğru. Ama zaten bebekler kendi kendilerine dönemiyorlar. Hamakta değil de yatakta da yatıyor olsalar sağa sola dönemeyecekler. Biz zaten ani beşik ölümü sendromu korkusuyla bebeklerimizi sırt üstü yatırıyoruz. Bu durumda da bebeklerimizin kafasının arkası düzleşiyor. Hamakta yatan bebeklerde bu kafa düzleşmesi sendromu yaşanmıyor (flat head syndrom)

5. Duruş pozisyonundan dolayı, ani bebek ölümü sendromuna karşı da güvenlidir. Hamakta uyuyan bebeğin oksijensiz kalması ya da kendi kusmuğunda boğulması yatış pozisyonu itibariyle mümkün değildir.

Hamağın dezavantajları:
  1. Bebekler küçükken hamağa alışırlarsa sorun yok. Ama belli bir aydan sonra, sanırım 9. aydan sonra korkuları başlıyor ve hamaktan da korkup, içinde yatmayı reddedebiliyorlar. Benim rahatlığımı gören arkadaşlar kendi bebeklerini de bizim hamakta uyutmayı denediler ama en cesaretli ve en sallanarak uyumayı seven bebek bile reddetti. Dolayısıyla bebeğiniz 9. aydan büyükse hamağı denemeden almayın.
  2. Bebeğinizi sadece hamakta uyutursanız, yatakta uyumakta zorluk çekebilir. Bebeği hamaktan alıp, yatakta yatmaya alıştırmak da zorlu bir dönem oluyormuş. Ben böyle bir zorluk yaşamadım. Çünkü sadece gündüz uykularında hamakta uyutuyordum. Gece uykularında ise kızım kendi kendine uykuya dalmayı öğrenmişti. Dolayısıyla hamağı kullanırken bu hususa dikkat etmekte fayda var.
  3. Bebeklerin yüzükoyun yatması sırt kaslarının gelişimi açısından önemli. Dolayısıyla hamak içerisinde yatmak omurgasını desteklese bile sırt kaslarını çalıştırmasını engelliyor. Eğer bebeğin sırt kasları konusunda endişeliyseniz hamağın içerisine, bebek beşiklerine konulan türden bir şilte serebilirsiniz. Ya da benim yaptığım gibi sadece gündüz uykularını hamakta uyutup, gece uykularını yatakta uyutabilirsiniz. Ayrıca hamağı sadece uyutmak için kullanıp, uyanık olduğu dönemlerde oyalama aracı olarak hamağı kullanmamak da bir çözüm. Eskiler evin yaşlısını beşiğin başında bırakıp bebeği gün boyu sallatırlarmış mesela... Ben hamağı sadece uyku süresince kullandım, bu nedenle kızımın kas gelişiminde olumsuz bir etkisini görmedim. Yukarıda link verdiğim hamakların bir kısmı da normal yatak şeklinde, şilteli hamaklar. Onların da sallanma özelliği dışında normal yataklardan bir farkı yok aslında.

Hamağın zararlı olup olmadığında çok tereddüt eden oluyor. Doğruluğunu bizzat teyit etmedim ama okuduğum bir yazıda şöyle diyor:



İsviçre
İsviçre’deki doğum servislerinde temiz plastik bebek beşiklerinin yerini Hängematte adı verilen ve değişik şiddetlerde sallanabilen bebek hamakları almış durumda. Bu hamaklar zor bir yolculuktan geçip dünyaya gelen bebecikler için biçilmiş kaftan. Üstelik gece ciyaklamalarını yatıştırmada bire bir.

http://uzuncorap.com/2012/04/24/ulkeler-ve-bebek-yetistirme-rituelleri/

1 Şubat 2012 Çarşamba

Şubat'ın 1. Haftası Pazarda Neler Var? Havuç ve Turp Salatası




Sebze ve meyve alışverişimi yıllardır pazardan yaparım. Perşembeleri semt pazarımız var. Cumartesi günü de organik pazara giderim vakit buldukça. Havalar soğuduğunda ise eve sipariş veririm. Pazardan aldığım/Eve sipariş ettiğim sebze ve meyveler de o hafta evimizde neler pişeceğini gösterir :)


Bakalım bu hafta pazarda neler vardı:

  1. Brokoli
  2. Lahana
  3. Pırasa
  4. Deveci armudu
  5. Kırmızı elma (tatlı)
  6. Mandalina
  7. Portakal
  8. Muz
  9. Dil Peyniri
  10. Havuç
  11. Patates
  12. Bonfile/Biftek/Kuşbaşı Et/Kıyma


Demek ki evimizde bu hafta ne pişecekmiş?! :)

  1. Sütlü Brokoli Çorbası
  2. Kapuska (Seviyorum işte, var  mı diyeceğin? :)
  3. Demir döküm tavada ağzı kapalı pişmiş et
  4. Bol bol piyaz
  5. Soğanlı kıyma kavurması
  6. Pırasa kavurması
  7. Havuç ve turp salatası
  8. Ballı kuşburnu çayı
Bu hafta eşim yok, ben de yoğun bir çalışma temposundayım. Şeker ve karbonhidrat isteğimi dizginlemek ve "Vaktim yok, makarna yapayım" dememek adına bol bol kırmızı et yemeye karar verdim.

Yukarıda gördüğünüz resmi başka bir siteden aldım ama kızım her akşam o tabakta, aynen böyle bir salata yiyor. Bazen sadece bir kaç kaşık yiyor, bazen akşam yemeği olarak hemen hepsini bitiriyor. "Turp acı gelmiyor mu?" diye soruyorlar... Eğer havucu fazla, turbu az koyarsanız turbun acı tadını hissetmezsiniz. Ayrıca kara turp bulabilirseniz, sanırım daha az acı oluyor onlar. Salatanın içine gerçek nar ekşisi koyuyorum. Rengi biraz koyulaşıyor. Bu ekşi tat da turbun tadını baskılıyor. Bir de havucun içindeki A vitamini yağda çözündüğü için bol bol organik zeytinyağı ekliyorum içine. Yanına da amcamızın evde yaptığı zeytinlerden koyunca ("Amca Zeytini istiyolum" diyor kızım), bence dünyanın en sağlıklı ve kısa sürede hazırlanan yemeği oluyor. Dikkat edin, "salata" yerine "yemek" diyorum :)

Eski bir İstanbul Hanımefendisi olan rahmetli babaannem evde yalnız bile olsa çorba, zeytinyağlı ve makarna/pilav dahil olmak üzere 4 çeşit yemekle sofra hazırlar, sofranın ortasına da böyle özenle hazırlanmış bir salata koyardı. Kendisi sağ olup da benim "akşam yemeği" olarak bu salatayı yaptığımı duysa, sıkça kendisini yoklayan baygınlık hallerinden birini daha geçirirdi sanırım :)

21 Ocak 2012 Cumartesi

Ocak'ın 4. Haftası Pazarda Neler Var? Sarı Somun Ekmeği




Sebze ve meyve alışverişimi yıllardır pazardan yaparım. Perşembeleri semt pazarımız var. Cumartesi günü de organik pazara giderim vakit buldukça. Havalar soğuduğunda ise eve sipariş veririm. Pazardan aldığım/Eve sipariş ettiğim sebze ve meyveler de o hafta evimizde neler pişeceğini gösterir :)


Bakalım bu hafta pazarda neler vardı:

  1. Brokoli
  2. Ispanak
  3. Karnabahar
  4. Deveci armudu
  5. Kırmızı elma (tatlı)
  6. Mandalina
  7. Portakal
  8. Muz
  9. Dil Peyniri
  10. Havuç
  11. Kuru soğan
  12. Sarı Somun Ekmeği*
  13. Tavuk Bonfile


Demek ki evimizde bu hafta ne pişecekmiş?! :)

  1. Ekşili köfte (canım çekti)
  2. Tavuk etli, tavuk suyuna şehriye çorbası
  3. Kıymalı Karnabahar
  4. Ispanak
  5. Zeytinyağlı barbunya pilaki
  6. Havuç ve turp salatası: Kızım açık açık, ismiyle istiyor bu salatayı. Akşam yemeklerinde sadece bu salatayı yiyor.  Bazen kendisi eliyle yemek istiyor, o zaman biraz zorluyor bizi ama en azından severek yiyor.
  7. Bol bol kuru yemiş: Malatya Pazarı'nın kavrulmamış kuru yemişlerden yaptığı karışık, şu sıralar favorimiz.
  8. Ballı kuşburnu çayı da şu sıralar kızımın favorisi.
* Sarı Somun Ekmeği'nin hastasıyız. Bu ekmeğe bir yerlerde rastlarsanız bir tadına bakmanızı tavsiye ederim. Süngerimsi bir dokusu ve farklı bir lezzeti var. İnternette şöyle açıklamalar buldum bu ekmekle ilgili:

Geleneksel mayalama ve pişirme yöntemi ile ahşap kalıplarda fermente edilir. 
Taş zeminli, toprak sıvalı köy fırınında, kayın ve meşe odunu ile 45 dk.da 180 C ısı ile ateş görmeden pişirilir.

Hacim arttıran, renk veren, yumuşaklık kazandıran, küflenmeyi önleyen, bayatlamayı geciktiren katkı ve koruyucular içermemektedir. (Ekmek yerine ne yiyoruz biz acaba?)

Kullanılan un ISO 9000 VE HACCP gıda güvenliği belgeleri standartları dahilinde, taş değirmende öğütülmektedir. 

Ekmekler TKİB’nin G14-0093-G.0001 sayı ve 21.02.2005 tarihli izni ile Türk Gıda Kodeksi Ekmek ve Çeşitleri tebliğine uygun olarak üretilmektedir.



İçindekiler: Organik tam buğday unu, organik ekmeklik un, ekşi maya, doğal kaynak suyu, organik yulaf ezmesi, deniz tuzu .


Oda sıcaklığında 4 gün , buzdolabında 3 hafta , derin dondurucuda 3 ay saklanabilir. (Oda sıcaklığında 1 hafta dayanıyor, kefilim.)

Net 500 gr dır.

19 Ocak 2012 Perşembe

Gün 24 Saat Yetmiyor Mu? Zaman Planlaması - Geceyi Kullanın



Gün 24 saat ama yetmiyorsa, 24 saatin tamamını kullanmanızı tavsiye ediyorum :)

Bizim ev uykuda olduğumuz saatlerde de yaşar mesela. Çamaşır ve bulaşık makineleri ile yoğurt ve ekmek yapma makinelerini gece çalıştırıyorum. Bu nedenle evimizin tüm kapıları geceleri kapalı olur.

Çamaşır makinemizin başlangıcı ileri atma düğmesi var. Çamaşırları uygun bir anımda makineye doldururum. Sonra akşam yine uygun bir zamanda , kızımın en erken 7.00 gibi uyanacağını hesap ederek, başlama zamanını ileri atıp çamaşır makinesini çalıştırırım. Biz uyandığımızda çamaşırların yıkanması bitmiş olur. Hemen kurutma makinesine atarım. Evdeysem ben çıkartırım çamaşırları, evde değilsem yardımcım çıkartır. 

Burada önemli olan nokta çamaşırları kurutma makinesinden çıkar çıkmaz katlayabilmek. Çamaşırların yıkanması bitse bile, ıslak beklemelerinde bir sakınca yok. Ama kurutma işlemi biter bitmez çamaşırların kurutucudan alınması lazım. Yoksa ütüyle uğraşmak zorunda kalırsınız.

Katlanan çamaşırlardan ütüye ihtiyacı olmayanlar hemen dolaba, yerlerine kaldırılırlar. Ütüye ihtiyacı olanlar sıralarını beklemek üzere, katlı bir şekilde kurutucunun üzerine konulurlar.

Elimde hiçbir şey yıkamam. Asla! Eğer "Bir parça bulaşık, elimde yıkayayım gitsin" derseniz, bulaşık makinesinin dolması uzun sürer. Bu arada makinenin içindeki bulaşıkların kalıntıları iyice kurur. Yıkandıktan sonra bile temizlenmezler. Ben makineye attığım hiçbir bulaşığı suyun altından geçirmem. Tencereleri bile içlerindeki yemek kalıntıları ile makineye atarım. Bunu gören herkes (annem de dahil) "Senin makinen iyi yıkıyor" der. Ben başka makine alırım ya da onların makinelerini de aynı şekilde yerleştirip çalıştırırım, sonuç gene aynı olur: Tertemiz bulaşıklar. Ama bizim Türk kadınımızı bulaşık makinesine giren bulaşıkların da tıpkı çamaşır makinesine giren çamaşırlar gibi kirli olmaları gerektiğine inandırabilmek mümkün değil. Bulaşık makinelerinin dibinde zaten bir süzgeçleri var. Süzgeçten geçemeyecek kadar iri olan parçalar orada toplanıyor. Ayda 1 kez süzgeci iyice yıkar, fırçalarım. Şimdiye kadar hiç sorun yaşamadım. Bulaşıklarım her daim pırıl pırıl çıkar. Ben bulaşıkları şöyle yıkıyorum:
  1. Elime geçen her şeyi, tencereler, tahta kaşıklar ve sadece 1 kez su içilmiş bardaklar da dahil bekletmeden makineye atıyorum.
  2. Makineye attığım hiçbir bulaşığı sudan geçirmiyorum, kirlerini fırçalamıyorum ya da süngerle temizlemiyorum.
  3. Makineyi asla ve asla ağzına kadar doldurmuyorum. Bulaşıkları üst üste koymuyorum. Makinenin içinde belirlenmiş olan yerleri kullanıyorum. Tabakları dik olarak diziyorum. Çatal kaşık için sepeti kullanıyorum. Tencereleri de dipleri alt yüzeye bakacak şekilde, kafa aşağı yerleştiriyorum. Eğer yer yoksa tencereleri de tabaklar gibi biraz dikleştiriyorum ama asla 90 derece eğimle, tabaklar gibi tamamen dik koymuyorum.
  4. Makineye tencere koymuşsam en sıcak programda çalıştırıyorum.
Sonuç her zaman mükemmeldir. Bulaşıkları yerleştirirken görenler, çıkışlarını görünce şaşırırlar. Olur da eğer tencerenin dibinde kalıntı kalmışsa, zaten yıkanmış ve temiz olan tenceredeki yumuşamış kalıntıyı hemen temiz bir süngerle ve sadece suyla yıkayıveririm. Deterjan da kullanmadığımdan hem ellerim yıpranmaz hem de "Kimyasal kalıntı kaldı mı acaba tencerede?" tedirginliği yaşamam.

Yoğurt yapma makinesini de aynı basitlikle kullanırım. Kızım babasıyla vakit geçirirken dolaptan çıkardığım sütü kavanozlara döker, yine dolaptan çıkardığım mayayı da ekler ve makineyi çalıştırırım. Hiçbirinin ısınmasını beklemem. Sabah kalktığımda yoğurdum hazır olur. Biraz sertleşmesi için hemen ağzını kapatıp dolaba kaldırırım. Eğer henüz sıcaksa kavanozların ağzını kapatmadan bir parça peçete koyup kapaklarını öyle kapatırım ki buharlaşma olduğunda su tekrar yoğurdun içine akıp, yoğurdumu sıvılaştırmasın. Olur da bir sebeple sabah kalktığımda yoğurt henüz olmamışsa, çalıştırma tuşuna bir daha basar. Dolaba kaldırma işlemini de akşama ertelerim.

Ekmek yapma makinesine de gereken malzemeleri koyar, başlamasını da ileri öteleyerek çalıştırırım. Toplam 4 saatte oluyor ekmek. Sabah 7'de hazır olmasını istiyorsam, sabah 3'te çalışmaya başlayacak şekilde ötelerim. Mutfağın kapısını da kapar öyle yatarım. Aksi takdirde ekmek makinesinin titreme sesi, gece çok yankılanıp insanı uyandırıyor. Sabah kapı kapalı olmasına rağmen, ekmeğin kokusu yatak odalarımıza kadar sızmış olur. Sabaha gülümseyerek uyanmak için güzel bir neden :)

Sizin gece çalıştırdığınız makineleriniz var mı?
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Instagram

Instagram

Twitt'le

Translate

İstatistiklerim


View My Stats