Oyuncak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Oyuncak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ocak 2014 Salı

Çoraptan Sopalı Oyuncak At Yapımı (İnce Motor Kas Gelişimi - Yaratıcılık)

Bu atın yapımı sırasında kızım 3,5 yaşındaydı.


Benim ellerim kullanılmaya kullanılmaya becerisini kaybetmiş ellerdir. Hani "Eline toz bezi bile yakışmıyor" denilen tiplerdenimdir. Annem ise küçüklüğünden beri elinde iğne, tığ, şiş olan biri olarak çok becerikli, çok yeteneklidir. O nedenle annem bize gelince kızımla birlikte bir el işi yapmalarını istiyorum. Çocuk benden göremiyor, bari anneannesinden öğrensin.

Bu konuda en beğendiğim kitap bir Waldorf eğitim kitabı olan ama içerisinde Waldorf eğitimi sırasında kullanılacak oyuncakların yapımına da yer veren Waldorf Yöntemiyle Harika Çocuk Nasıl Yetiştirilir? isimli kitap. İçinden bir oyuncak seçiyorum, maaile yapmaya çalışıyoruz:



Bir ara büyük süpermarketlerden birine oyuncak at başı gelmişti. Üstelik de ucuz bir şey de değildi. Bu kadar para verip alırım, sonra kız oynamaz, bir de evde kalabalık yapar, üzülürüm diye almamıştım. Ama bu kitapta at yapımı görünce denemek istedim, kızım oynamasa bile en azından birlikte vakit geçirmiş, bir şeyler yaratmış oluruz diye düşündüm. Gerçekten de atı yaparken çok keyifli zaman geçirdik hep beraber. İşte atın yapılış detayları burada:



Bu da bizim aniden karar verilerek evdeki atık malzemelerle yapılmış atımızın yapılış fotoromanı:

At yapmak için, eşimin teki kaybolmuş çoraplarından birini kullandık. Çamaşır makinesinde kaybolan çorap tekleri ile ilgili bir de yazım var: http://sormabulmadunyasi.blogspot.com/2012/04/coraplarnz-camasr-makinesinde-kayp-m.html
Kızım çorabın içine elyaf doldurdu.

Minik elleriyle bastıra bastıra sıkıştırdı elyafı.

Annem, elyaf topak topak olmasın, atın yüzü düzgün görünsün diye şeklini şemalini düzeltti.

Evdeki bir oklavayı da elyafın içine soktuk.

Oklavanın etrafına da elyaf doldurduk.

Pratik annem at kulağı yapmak için ütünün şeklini uygun gördü.

Biraz kepçe kulaklı olacak atımıza keçeden kulak yaptık.

Oklavanın ucuna vida taktım (Bunu da ben akıl ettim yalnız hakkımı yemeyeyim) :)

Vidayı çıkarıp oklavayı çoraba geri soktum ve vidayı çorabın dışından, oklavada açmış olduğum deliğe geri soktum. Vidalarken sağa sola kayıp da oklavayı kırmasın diye de mandalın arasındaki boşluğa sıkıştırdım vidayı (bak bunu da ben akıl etmiştim, idare ederim yahu fena sayılmam) :)

Vidayla çorabı oklavaya sabitlemiş oldum.

Çorabın açıkta kalan ucunun etrafını diktik, iyice sıkıştırdık.

Daha doğrusu annem dikti :)

Dikiş yeri gözükmesin diye bir kumaşı etrafına doladık.

Kulaklarını dikip, kurdelelerden ağzına gem yaptık.

Sonra da göz diktik.

Gözlerden birini kızım dikti.

Göz biraz şekilsiz oldu gerçi :)

Ama olsun, kızım çok keyif aldı dikerken, kendisiyle gurur duydu.

Bu minik ellerin "becerikli" olması için elimden geleni yapacağım ömrüm, sağlığım yettikçe inşallah.
Yelesini de ekleyince atımız ortaya çıktı.
Kızım bu ata pek binmedi. Tahmin etmiştim zaten. Hayal gücü geniş bir çocuk. Süpürge sopası ile atçılık oynamayı ve bilahare aynı süpürge sopası ile cadı olduğunu hayal etmeyi daha çok seviyor. Böyle her şeyi tamam oyuncaklar pek ilgisini çekmiyor. Yine de yapım süreci çok keyifliydi. Kızım kendi kendine yetebilirlik duygusunu tatmış oldu, marketten hazır olarak satın alsaydık o duyguyu yaşayamayacaktı. Üstelik ailecek bir zamanı paylaştık ve ortaya hepimizin emeği bir ürün çıkardık. O güzel zamanların anısına kızımın odasını süslüyor atı. 

Bizim atımızdan çok daha ince emekle yapılmış diğer çorap atları görmek isterseniz:





16 Nisan 2013 Salı

Okulsuz Eğitim Kapsamında Yapılabilecek Etkinlikler Nelerdir? 0-6 ay (5) - Oyuncak

Kontes 3 aylık
 
Doğumdan sonraki ilk üç ay, bebeğin algıları açılmamış oluyor. 30 santimden uzağı göremiyor ve eli ile bir nesneyi yakalayıp kendisine çekemiyor. Ama 4. aya girdiğinde bir gelişim atağı gösteriyor. İşte o dönemde oyuncaklarla oynamaya başlıyor.
 
Yukarıdaki fotoğrafta kızım 3 aylık, 4. aya yeni girmiş. Elindeki oyuncağı çok rahat tutuyor. Ayrıca oyuncağın içinde hışırtılı bölümler var ve üzerindeki kumaş da dikkat çekici renklerde. Bebekler en çok belirgin koyuluktaki yeşil, kırmızı gibi renklere bakıyorlar, pastel renkler pek ilgilerini çekmiyor. Sesli ve ışıklı oyuncaklardan da hoşlanıyorlar ama ben uzun bir süre kendi kendine ses ve ışık çıkaran oyuncak vermek istemedim eline. Çünkü o tür oyuncaklar bebeği yoruyor, uykusunu engelliyor. Ayrıca etki tepki mekanizmasını da öğrensin istedim. Yani bu oyuncağı sallarsam içindeki çan öter ya da mıncıklarsam içindeki kağıt hışırdar... Yani kendisinin yaptığı bir hareket sonucu dünya üzerinde bir tepki yaratabildiğini öğrensin istedim. Bir de bebekler farklı materyalleri ellemeyi seviyorlar. Farklı dokunuşta kumaşlar ilgilerini çekiyor, mesela keten ile kadifenin farkı hoşlarına gidiyor. Aynı şekilde oyuncakların etiketleri ile de çok ilgileniyorlar. Sırf etiketlerden oluşan bir oyuncak almıştım kızıma. Ama ilginçtir ki o oyuncağın da gerçek etiketini bulup, sadece onunla oynadı :)
 
Diyeceğim o ki, ilk 3 ay bebeğin hiçbir oyuncağa ihtiyacı yok. 4. ayda ise eline alabileceği, kendi kendine tutabileceği çıngıraklı, hışırtılı minik bir oyuncak yeterli oluyor. Bir de oyun halısının üstüne asılabilecek değişik gündelik materyaller de ilgisini çekiyor.
 
Kontes 3 aylık

Yukarıdaki fotoğrafta Kontes'in anakucağına oyuncaklar asmışız. Oyuncakların rengi pastel olmasa daha iyiymiş. Ama minik karıncanın içinde minik bir çan ve yaprağın içinde de hışırtı çıkaran bir kağıt var. O dönem elinden düşürmediği iki oyuncağı bunlardı ve hatta karıncası ile birlikte de uyudu bir dönem :)
 
Kontes'in bir diğer severek oynadığı oyuncağı da kitaplardı. Elbette henüz kitabın ne olduğunu bilemiyordu. Ama kumaş kitapları ağzına sokuyor, içlerindeki farklı kumaşlardan hazırlanmış resimleri elliyor, parlak ve hışırtılı kağıtlara dokunmaya çalışıyordu. İlk dönem minik ellerini tutup, parmaklarını kitabın üzerinde gezdirerek nasıl yapacağını göstermiştik. Sonraları kitabın içindeki resimleri göstererek hikayeler anlatmaya, hayvanların seslerini çıkarmaya başladık. Çok ilgisini çekiyordu. Aynı zamanda kucağımıza otumuş ya da yanımıza uzanmış şekilde bizimle vakit geçirmek de hoşuna gidiyordu sanırım.
 
Kontes 3 aylık, ana kucağında. Fisher Price Mini Çiftlik Kitabı'nı okuyor :)

Kontes 4 aylık. Marsik Yayıncılık'tan çıkan TİM- Oyna ve Öğren
kitabını inceliyor ki bu kitabı 3,5 yaşında hala ilgisini çekiyor.
http://www.atlascocuk.com/U1032,104,tim-oyna-ve-ogren-0-4-yas-icin-kitaplar-marsik.htm

Kontes 4 aylık. Fisher Price Eğitici Aktivite Kitabı. İlk müzikli oyuncağı.

Kontes 5 aylık. Oyun halısına oyuncaklarını asmışız. Yanında da kitapları duruyor.
Orta altta görünen ıslanmaz banyo kitabı.
Banyoda da oyuncak ördek yerine kitapla oynamasını tercih etmiştim.
Plastik ördeklerin içine su doluyor ve sonra küflenerek kararıyor.
 
Evimizde televizyon ancak akşam saatlerinde açılır. Kızım da erken uyuyan bir bebek olduğundan hiç televizyonla karşılaşmadı, ne işe yaradığını bilmiyordu. Ama anne babanın oyuncağını yani bilgisayarı merak ediyordu :)  Merakını dindirmek için 6 aylıkken bilgisayarı açıp izlettik. Ama elbette o saatten sonra bilgisayar konusunda çok daha dikkatli davrandık.
 
6 aylık Kontes bilgisayar ile tanışıyor.
 
Kontes'in oynamayı sevdiği bir diğer oyuncak da orguydu. Çeşitli müzik aletleri almıştık. Ama minik davulu ya da marakasları onun ilgisini org kadar çekemedi. 30 liraya bir marketten aldığım org ise çok uzun bir süre oyaladı kızımı. Sonra bozuldu elbette ama hala sorar o orgunu:
 
Kontes 4 aylık, babasıyla org çalıyor.
Kontes 4 aylık, kendisini geliştirmiş, iki elle çalmaya başlamış :)
Kontes 4 aylık. Artık tek başına çalabiliyor :)
Kontes 5 aylık. artık bir piyanist şantör edasında :)
 

9 Nisan 2012 Pazartesi

Çoraplarınız Çamaşır Makinesinde Kayıp Mı Oluyor?


Yalnız değilsiniz :) Benim önerim: Çamaşır yıkama ve koruma filesi kullanmak.

Ürün özelliklerini kısaca anlatayım: File şeklinde delikli ve polyesterden, yani sert ve deforme olmayan plastik ipten üretilmiş, ağzı büzülerek ya da fermuarla kapatılıyor ki böylece çamaşırların içinden düşmesi önlenmiş oluyor, fermuarlı olanların ayrıca koruma şeridi var ki böylece fermuarın makinedeki diğer çamaşırlara zarar vermesi engellenmiş oluyor.

Ürünü her yerde bulmak mümkün. Ben en son Tschibo'dan aldım.



Şu nedenlerden dolayı bu fileleri kullanıyorum:
  1. Çamaşır ve kurutma makinesinde çorapların kaybolmasını engelliyor.
  2. Hassas çamaşırların zarar görmesini ve yıpranmasını, aşınmasını engelliyor (baskılı tişört, ayakkabı ya da dantelli sütyen vb). Özellikle külotlu çorapları elde yıkamaya üşenenler için tavsiye derim :)
  3. Çamaşırları benden başka biri yıkayacaksa, onların iç çamaşırlarıma direkt temasını engelliyor (Onlar tiksinmediklerini söyleseler de ben bir başkasının iç çamaşırına dokunmak istemezdim şahsen.).
  4. Çorapları eşleştirme ve çamaşırları katlama konusunda zaman kazandırıyor.
  5. Kalabalık ailelerde çorapların birbirine karışmasını engelliyor.

Yatak odamızda 2 tane, çamaşır makinemizin yanında ise 1 tane file asılı. Yatak odasındaki filelerden birine iç çamaşırları, diğerine ise çorapları atıyorum. Çamaşır makinesinin yanındaki fileye ise kızımın çorapları atılıyor. Kızım büyüyünce odasına bir kirli sepeti ve bir de çorap filesi koyacağım ki kirlilerini atmayı öğrensin. Evimizde yatılı misafir varsa, bir tane de onlara file veriyorum.


Çorapların atıldığı filenin içerisinde bir de tenis topu var :) Zira kurutma sırasında filenin içerisindeki çoraplar sıkışıyorlar ve hafif nemli kalıyorlar. Tenis topu onları dağınık tutarak kurumalarını çabuklaştırıyor. 

Makineden çamaşırları boşaltırken fileyi olduğu gibi yatak odasına taşıyıp içindekileri hemen eşleştirip yerlerine yerleştiriyorum. 

Tüm çabalarınıza rağmen çoraplar kaybolmaya devam ediyorsa işte size eşlerini bekleyen bebek çorapları için harika bir fikir: Çorap Bekleme İstasyonu :)


Bir diğer fikrim de özellikle kış aylarında denenebilir. Waldorf yöntemini takip edenler için de harika bir deneme... Ayrıca eğer ben yaptıysam, herkes yapabilir :) Üç bebek çorabı, biraz pamuk ve bir de keçeli kaleme ihtiyacınız olacak: Bebek Çorabından Kardanadam







3 Şubat 2011 Perşembe

Evde kum havuzu yapılabilir mi?


Ben yaptım, oldu :)

Kızım yazın su dolu şişme havuzunda oynamaya bayılıyordu. Yaz bitti, kış geldi. Şişme havuzunun içini plastik toplarla doldurup top havuzu yapmayı düşünüyordum. Ama kızım büyüdükçe kişilik yapısı da belirginleşti ve ben fark ettim ki kızım öyle hoplama zıplama sevdalısı değil. Oturup inceleme yapmayı daha çok seviyor. Peki bu durum beni havuz sevdamdan vazgeçirdi mi? Elbette ki hayır :)

Evdeki çamaşır leğenlerinden birini gözüme kestirdim. Kızımın kolunu rahatlıkla içine sokacağı kadar kısa kenarlı bir leğendi bu. Sonra içine ne doldursam diye düşündüm. Fasulye ve nohut iri taneli, mercimek boğazına kaçabilir, pirinç de pahalı geldi. En iyisi kısırlık kırık bulgurdur dedim ve işe koyuldum.


Takriben 3 kilo bulguru leğene doldurdum. İçine de süzgeç, kürek, delikli kova gibi alet edavat yerleştirdim. Kızım leğeni görünce deliye döndü.


Bu yaşta çocuğu olanlar bilirler (kızım 16 aylık), bir işe yoğunlaşma süreleri nadiren 10 dakikayı geçer. Ama bizim kum havuzu en az yarım saatlik bir oyalanmayı garantiliyor. Arkadaşımın 19 aylık hareketli oğlu bile kızımla beraber oturduğu kum havuzunun başında 20 dakikaya yakın süre geçirince annesi gözlerine inanamadı; evlerinde bir havuz da onlar yapmaya karar verdiler.


Ayrıca kovaydı, süzgeçti, tabaktı derken nesne isimlerini öğrenmeyi de kolaylaştırıyor. Çocuklar oyun oynarken daha rahat öğreniyorlar. Algıları daha açık oluyor sanırım. 


Kızım tabağa kumu doldurup doldurup, her seferinde daha yüksekten boşaltıyor. Gözleri bu arada pür dikkat bulgurları takip ediyor. Sanırım kendince bir keşifte bulunuyor ama ne olduğunu ben anlayamadım :)


O kadar dikkatli yoğunlaşıyor ki yaptığı işe, beyin gelişimine de katkısının olduğuna eminim. Ha, benim derdim beyin gelişiminden ziyade kendi kendine oyalanmasını sağlamak aslında tabii de yanında beyin bağlantıları da gelişse fena olmaz değil mi?


Hem arada çiğ köfte yoğurma dersine de giriş yapmış oluyoruz. Fena mı? Şu işi bir kıvırırsa yarın öbür gün bol bol çiğ köfte yeriz maaile :)


O ellere yapışan bulgurlara bakışı nasıl da derin, nasıl da şaşkın. Siz de deneyip görmelisiniz...


Şimdi de hayvan kutumuzda sıra. Kuma en çok yakışan hayvan, elbette deve. Bu arada hayvan taklitleri de yapıyoruz. Kızım iyice oyuna kaptırıyor kendini.


Hayvanları kuma gömüp kızımdan bulmasını istiyorum. Hayvanların bir anda kaybolması çok ilginç geliyor. Üstelik görünürde olmayan bir şeyin aslında orada olabileceğini de öğreniyor. Ayrıca görme duyusunu kullanmadan, sadece dokunarak hayvanları bulmaya çalışması da dokunma duyusunu geliştiriyor diye ümit ediyorum.


Eh, fil de kusur kalmasın, o da girsin tabii kuma :) Filin kuma düşerken çıkardığı poff sesi de ayrıca ilginçmiş.


Bu resmi özellikle ekliyorum ki bu oyunu oynamaya başlamadan önce altınıza büyükçe bir yaygı sermeyi unutmayın. Ayrıca paçalı pantolonlardan filan da sakının ki giysilerin orasına burasına kaçan bulgurlardan kolayca kurtulabilin. Hatta ve hatta uzun süre oynayacaksanız yanınızda elektirikli süpürgeyi bulundurmayı unutmayın ki oyun biter bitmez etrafı süpürürseniz bulgurların tüm eve dağılmasını da önlemiş olursunuz.


Oyun bitti geride kalanları da kedim inceledi inceledi ve en sonunda bulgurları yemeye karar verdi. Bir kediden beklenmeyecek miktarı da yedi... Onu gören kızım durur mu? Kızım da bayağı bir miktar yedi. Bulgur dediğimiz, esasen kavrulmuş buğday olduğundan fazla itiraz etmedim ama sonra midesinde şişer de bebeğim mide fesadı geçirir diye de bayağı korktum :)


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Instagram

Instagram

Twitt'le

Translate

İstatistiklerim


View My Stats