9-12 ay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
9-12 ay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Mayıs 2011 Cuma

Bebekle denizde nasıl yüzülür?


Kızım denize ilk defa 9 aylıkken, Mayıs ayının sonunda girdi ve deniz suyu henüz ısınmamıştı. Deniz suyunun soğuk olacağını ve 9 aylık bebeğimin çekinip girmek istemeyeceğini ya da soğuk sudan rahatsız olabileceğini düşünerek yukarıda görülen deniz kıyafetini almıştım. 

Konfidence marka, Baby Warma deniz kıyafeti.  Balık adam kıyafeti gibi bir kumaştan yapılmış, su geçirmiyor ve dolayısıyla bebek suyun soğukluğunu hissetmiyor. Ayrıca bebeğin omuzlarını da kapattığından, yüzerken omuzları dışarıda kalan bebeğin omuzlarının güneşten yanmasını da önlüyor.Kıyafet bebeğin sadece gövde kısmını koruduğundan, bebeğin bacakları ve kolları suyla temas ediyor ve bebeğin denizi hissetmesini de engellemiyor.

Mayıs ayında kızım denizde rahatlıkla yüzünce, Haziran ayında gittiğimiz Çanakkale ve Bozcada gezimizde de aynı kıyafeti giydirdim. Özellikle Bozcaada'nın Ayazma Plajı, soğuk suyuyla ünlüdür. Kızım ne denize girerken bir sıkıntı yaşadı, ne de buz gibi suda yüzdüğü için hastalandı. 

Ürün Türkiye'de bulunmuyor. Ben e-bay üzerinden satın almıştım. Satın alırken kıyafet ölçülerine dikkat edin, çünkü ay aralığına göre aldığınız kıyafet bebeğe küçük ya da büyük gelebilir. Küçük gelirse bebek rahatsız olup giymek istemez, büyük gelirse içine su alır ve kıyafetin bir anlamı kalmaz.


Denize girerken kızımı bezsiz soktum. Ama deniz kenarında oynarken ve havuza girerken Huggies Little Swimmers Mayo Bebek Bezi kullandım. Yıkanabilir bebek bezlerinden de almıştım ama hem sızdırma yapar da rezil olurum korkusuyla hem de su alıp şiştiği için kullanmadım. Huggies Mayo Bebek Bezi alanında tek olduğu için ismini yazmakta sakınca görmüyorum. Türkiye'de başka mayo bebek bezi yok. Bez, büyük marketlerin hepsinde satılıyor.

2 hafta kullandım, kızım henüz 9-10 aylıktı. Hiçbir şekilde sızdırma yapmadı. Ayrıca diğer bebek bezleri, dış taraftan gelen suyu da emiyor. Oysa Huggies bezin dışından gelen suyu emmediğinden diğer bebek bezleri gibi şişip ağırlık yapmıyor. Ayrıca külot gibi giydirildiğinden, giydirip çıkarması da çok rahat. Bebeği yatırmaya çalışmanız bile gerekmiyor, ayaktayken de kucaktayken de giydirip çıkartabiliyorsunuz.

Her suya girip çıkışında bezi değiştireceğinizi ve normal bezleri sadece bebeğiniz uyurken kullanacağınızı göz önünde bulundurarak, normal bezden daha fazla sayıda mayo bebek bezini yanınızda bulundurmanızı öneririm.


Denizde yüzerken kızımızı kucağımıza aldık, dalgalardan çekindiğimiz için. Ama havuzda yüzerken gölgelikli bebek simitlerinden kullandık. İki tane simidimiz vardı. Bir tanesi yukarıda gördüğünüz palmiyeli olanı. Palmiye ağacı şeklindeki gölgelik arkadan uzandığı için bebeği rahatsız etmiyor. Ama aynı zamanda çok da fazla koruma sağlamıyor. Zaten güneşin dik geldiği saatlerde yüzmediğinizden, çok da önemli değil. Simidin üzerinde, resmin sağında görülen kornayla kızım çok eğlenmişti. Yine resimde mavi olarak görünen pervane de şişme ve yerinden çıkabiliyor. Kızım onu yerinden çıkarıp çıkarıp dişlerini kaşımıştı :)


Kullandığımız bir diğer simit de buydu. Bebeği içine sokmak biraz daha zor ama güneşten tam anlamıyla koruyor. Ön taraftaki iki ayağı cırt cırtlı bantlarla yapışıyor. O ayakları sökerek güneşliği geri atıp bebeği yerleştiriyorsunuz. Ön tarafında da plastik içerisine çıngıraklı toplar yerleştirmişler. Kızım bunlarla da bir hayli oynadı.


Bebek simitlerinin özellikleri oturmalı simit olması. Bebeğin bacakları resimde görülen deliklerden geçiyor ve bebek sanki yürütece ya da hoppalaya oturuyormuş gibi simidin içine oturuyor. Böylece elinizden kayıp da suya düşmesi gibi bir ihtimal olmuyor.

Biz bu simitlerle çok rahat etmiştik. Avantajları:
  1. Kızımı sürekli kucakta tutmak zorunda olmadığımız için yorulmamış ve daha üzün süre suda kalabilmiştik.
  2. İçimizden birisi kızımla oyarken diğeri gönül rahatlığı içinde yüzmüştü. 
  3. Kızımın simidini bir elimizle çekerek de yüzebiliyorduk.
  4. Kızım kendini özgür hissetmeyi seven bir bebek olduğundan simidin içinde çok eğlenmişti.
Ama bir arkadaşımıza ödünç verdiğimizde, onlar bebekleri için kullanamadıklarını söylediler. Dezavantajları:
  1. Bebeğiniz kucak seven bir bebekse, simidin içinde yalnız başına durmak istemeyecektir. Biz simidi tatile gitmeden önce alıp evde açık bırakmıştık. Hatta kızımı içine oturtup uçuruyormuş gibi yapmıştık. Yani kızım simidi tanımış ve benimsemişti. Belki de bu nedenle kızım havuzda simit içinde kendini güvende hissetmişti; bilemiyorum.
  2. Simit taşımak bir dert. Yanınızda hem kendi deniz çantanız, hem bebeğinizin yedek çantası, hem havlular, hem bebek puseti, hem de şişmiş bir simit olduğunu düşünürseniz; zorluğun nereden kaynaklandığını anlayabilirsiniz. Belki sırf bu nedenle gölgeliksiz bir bebek simidi tercih edilebilir. Ama ben taşıma işkencesine razı olarak, bu sene de yanımda götüreceğim simitleri.


Bebek için yüzme havuzu da bir başka seçenek. Özellikle denizde yüzmeyi seviyorsanız, bir minik havuz, bebeğinizin plajda yanınızda mızıldanmadan kalma süresini uzatacaktır :) Özellikle içini deniz suyu ile doldurursanız, deniz suyu soğuk bile olsa minik havuzun içindeki su hemen ısınacaktır ve bebeğiniz sıcak deniz suyunun keyfini yaşıyacaktır. Ama bunun da şişirilmesi ve şişik vaziyette taşınması bir dert. Ben elimde plaja indirmeye utanmıştım mesela :) Ama bu sene kesin götüreceğim. Çünkü kızımın uyku miktarı azaldığından, daha uzun süreleri kumsalda geçirmeye niyetliyim.

Peapod Travel Tent
Ben bir de Kidco marka bebek çadırımızı yanımızda götürmüştüm. Bu da işimize çok yaradı ama elzem değil, tabii ki. Bu çadırın özelliği su geçirmemesi ve UHV filtreli olması. Güneşin dik geldiği zamanlarda, eğer kızım uyanıksa kızımı içine oturtuyordum. Aslında içinde uyuması da mümkün ama benim sıkıntılı kızım dar yerlerde uyuyamıyor ne yazık ki :) Bu çadırdan da sanırım Türkiye'de yok. Ben e-bay'den satın almıştım.

Son olarak eklemek istediklerim:
  1. Bebeğinizin bu ilk defa tuzlu suyla karşılaşmasında rahat etmesini istiyorsanız denize (ve hatta havuza) elinizde küçük bir şişe temiz su ile girmenizi tavsiye ediyorum. Bebeğinizin gözleri yanarsa ya da teni gerilirse ya da kafası kurursa, hemen bu temiz su yardımı ile ilgili bölgeyi temizleyebiliyor, nemlendirebiliyorsunuz.
  2. Özel UHV filtreli güneş kıyafetleri var. Ben bu sene için aldım ama henüz kullanmadım. Geçen sene ise bebeğim küçüktü, kumsalda çok kısa zamanlar oynuyordu, UHV filtreli bebek çadırı vardı ve güneşin dik geldiği saatlerde uyuyordu. Bu nedenle kızımı kumsalda, gölgede, normal kıyafetleriyle bıraktım. Uzunca bir tişört işimizi görmüştü.
  3. Bu kadar çok eşya gereksiz gibi görünebilir. Ama ben "Kızımla çok eğlenceli ve dinlendirici bir tatil geçirdim" diyebiliyorsam, kızım kendini rahat ve huzurlu hissettiği içindir. Bütün bu eşyalar da bu amaca hizmet ettiler. Bu sene tatile yine bizimle gelecekler :)
Son not: Aklına farklı bir şeyler gelen varsa, ekleme yaparsa sevinirim.

25 Mayıs 2011 Çarşamba

Bebekle butik otelde yaz tatili yapılır mı? Çanakkale (Assos-Kadırga Koyu) - Bozcaada

Çardak
Bir önceki yazımda anlattığım 5 yıldızlı otel tatilinin gazıyla tekrar yollara düştük. Bu sefer kızım 10 aylık, emeklemeyi tamamen sökmüş ve yürüme çabaları içinde, biz arabayla yola çıkıp nerede akşam orada sabah yapmaya niyetliyiz :)

Arabayla erken yola çıkıyoruz; kahvaltımızı da yol üstünde bir yerlerde ediyoruz. Amaç; sık sık mola vererek, sıkıntısız bir yolculuk geçirmek. Feribotla Çardak Limanı'na geçiyoruz. Hem kahvaltı yerinde, hem de feribotta kızım gönlünce hareket edip eğleniyor. Bu arada Çardak bir tatil kasabası; sahil bölümünde bungalov kiralayıp tatil geçirmek mümkün. Son derece lezzetli çörekler yapan pastahaneleri var. Eğer vaktiniz varsa sahilinde gezmenizi tavsiye ederim. Yukarıda gördüğünüz resim ise Çardak'a bağlı bir yarım ada. Yarım adanın ortasında ise bir gölet var. Göletin etrafında çok lezzetli deniz börülceleri var. Fakat ne yazık ki (ya da kendi adıma ne mutlu ki) yerel halk deniz börülcesini tanımıyor. Dolayısıyla istediğiniz kadar deniz börülcesi toplamanız mümkün. Bir akşam yemeğinde 6 kişiyi sırf deniz börülcesi ile doyurmuşluğum vardır :) Neyse, konuyu dağıtmayayım:

Feribot sonrası kızım yorgunluktan araba koltuğunda uyuyakalırken, biz de hedefimize doğru ilerliyoruz: Kadırga Koyu, Assos Park Otel. Çanakkale'nin ilçesi olan Ayvacık'ın sahil kesimi... Normal koşullarda yolculuk 6 saat sürüyor. Ama biz kahvaltı, kızımı eğlendirme filan derken biraz oyalanıyoruz.

Buranın esas yerleşim yeri sahil kesiminde değil, Kadırga Koyu'ndan 5 km uzakta ve tepede: Behramkale Köyü. Assos'un bir de limanı var: Assos Limanı. Tepeden aşağıya, bir tarafı uçurum olan bir yoldan iniliyor. Liman bölgesinde eski taş binalar, bugün restoran ve otel olarak hizmet veriyor. Bu otellere ait güneşlenme iskeleleri ve minik plajlar da var ama liman çevresi denize girmek için pek de uygun değil.

Kadırga Koyu ise Assos'a 2 km uzaklıkta, Çanakkale'nin ilk ve tek mavi bayraklı koyu. Malum bebeğimiz henüz küçük ve biz mavi bayrak olmayan yerden denize girmiyoruz. Kadırga Koyu'nun denizi berrak ve akvaryum gibi; kumsalı ise çakıllı, uzun ve geniş. Koyun çevresinde pek çok tesis var. Hatta deniz suyu havuzları olan bile varmış. Ama biz, herhangi bir sürprizle karşılaşmamak için, daha önce de iki defa kaldığımız, fiyatı uygun ve temiz bir otel olan Assos Park Otel'i tercih ediyoruz.

Kızım yeni yerler ve insanlar görünce çok heyecanlanıyor.
Bu resimde de konuşarak derdini anlatma çabasında :)

Otelin odaları küçük ama biz zaten 1 gece kalacağız ve odada fazla zaman geçirmeyi planlamıyoruz. Kızım için tahta bir bebek yatağı getiriliyor odaya. İki tane tek kişilik yatak ve minik bir banyosu var. Oda, otelin girişindeki otopark olarak kullanılan geniş bahçeye bakıyor. Odamızdan arabamızı görebiliyoruz ve uyanan kızımı, balkondan babasına postalayabiliyorum. Daha ne isterim :) Çanakkale'nin suyu soğuk olduğundan, kızımı soğuktan koruyucu özel giysisi (wet suit) ile denize sokuyorum. Geçen aydan alışmış olduğu için denizi yadırgamıyor. Henüz okullar kapanmadığı için otel sakin ve dolayısıyla havuzda da kimsecikler yok. Bu nedenle havuza da giriyoruz. Bu bölgedeki otellerin akşam yemeği sistemi sanırım hep aynı: Çorba, zeytinyağlılar, mezeler, çeşitli salatalar ve ana yemek olarak balık ve et. Bizim aşçımız da servis masasının başında durup konuklarının memnuniyetini gözlemliyordu. Şimdiye kadar orada yediğimiz yemeklerden hep memnun kaldık, kendisine iletmek isterim :)

O gün denize ve havuza girdik, uyuduk, yemeğimizi yedikten sonra da sahil yolunda turladık. Bir restoranda Roman çalgıcılar çalıyorlardı, biz de onlara ayak uydurup sahilde biraz göbek attık :)

Ertesi sabah Behram Kale Köyü'ne gittik. Manzara seyrettik, Antik Kent'i ziyaret ettik ve yemek yedik. Köyde pek çok taş bina, pansiyon ve restoran olarak hizmet veriyor. Her gittiğimizde uğradığımız bir yer var ama büyükçe bir yer olmadığından adına hiç dikkat etmemişim. Kızıma oradaki gıdaları da gönül rahatlığı ile yedirdim. Zaten emziriyordum ve dolayısıyla kızıma özel olarak yemek hazırlamadım gezi boyunca. Yemeğimizi yedikten sonra alışverişimizi yaptık: Zeytinyağı sabunu ve kekik, özellikle de limon kekiği. Almadan dönmeyin, pişman olursunuz. Hem harika hediyelik oluyor. Zeytinyağı sabunlarımız yeni bitti, almak lazım yine (gezesim geldi galiba) :) Alışverişimizi yapıp bir de Liman'a indik. Meşhur "waffel"inden ve dondurmasından yedik.

Köy, bir yandan Ege Denizi'ni (Midilli Adası'nı)
diğer yandan Kaz Dağları'nı görüyor.

Kontesim ilk defa kabak çiçeği dolması yiyor ve beğeniyor :)
Ayrıca kırmızı yemenimi, kızımı tahta sandalyeye sabitlemek için kullanıyorum.
Portatif mama sandalyesine ne gerek var ama değil mi? :)
Kızım arabada uyurken, 20 km yol katedip Gülpınar Beldesi'ndeki Apollon Simintheus Tapınağı'na gidiyoruz. Tarih aşkımı seveyim! Ama, o da nesi? Tapınak tamamen güneş altında. Kızımı o güneşte dolaştıramayacağım. Biz dışarıdan bakmakla yetinip, babayı bizim yerimize dolaşması için içeri yolluyoruz. Biz de oturup yayık ayranı içiyoruz ve sürprizzzzz, kızım ilk defa kurbağa görüyor. Hayvan zıplayınca, biraz telaşlanıyor :)

Sonra ver elini Babakale Köyü; Türkiye'nin en batı ucundayız. Babakale Kalesi'ne çıkıp etrafı dolaşıyoruz. Kızım Çanakkale'nin rüzgarıyla coştukça coşuyor :)


Gülpınar, Babakale diye ilerleyerek gittiğimiz yol aslında Assos - Bozcada Sahil Yolu. Yol üzerinde daha gezilecek pek çok yer var ama biz 10 aylık bir bebekle birlikteyiz. Bu nedenle, "Bu kadar yeter." deyip; Odun İskelesi'nden Bozcaada Yükyeri İskelesi'ne geçiyoruz.


Adada Aral Tatil Çiftliği'nde kalıyoruz. Kızım için bir portatif yatak getiriyorlar.  Kızım için getirdikleri yatak örtüleri ve yastık (kullanmasa da)  o kadar güzel işlenmişti ki keşke fotoğrafını çekseydim. Odada çift kişilik bir yatak ve Assos'ta kaldığımız otelden daha geniş bir banyosu var. Çiftlik odaları yan yana sıralanmış ve her birinin girişi ayrı, ayrı birer verandası var. Otel yeşillikler içinde. Zaten adı üzerinde, bir çiftlik burası. Kızım çeşitli hayvanları görüyor, çimenlerde yuvarlanıyor, kapımızın önündeki dikili bahçeyi inceliyor. Kızım biraz daha büyük olsaydı burası çok hoşumuza gidebilirdi. Hafta sonu kafa dinlemek için de ideal. Ama bizim gibi bebekli, erken uyuyan ve denizde vakit geçirmek isteyen bir aile için biraz pahalı geldi. Ama kızım, tazecik organik çiftlik ürünleri ile harika bir kahvaltı yapınca verdiğimiz ücret gözümüze fazla gelmiyor.


Ertesi günü deniz kenarında Ayazma Plajı'nda geçiriyoruz. Kızım ara öğünlerini Ada'nın taze meyveleri ile geçiştiriyor. Deniz soğuk ama kızım özel deniz kıyafeti içerisinde gayet mutlu. Üstelik geçen tatil ileri doğru emeklemeyi söken kızım, bu tatil de elimizden tutarak (daha doğrusu abanarak) yürümeye başlıyor. Tüm gün kumsalda, kumlar üzerinde yaptığı yürüme alıştırmaları, güneşlenen diğer insanlar tarafından tezahüratla karşılanıyor :) 


Sonra Ada'yı dolaşıyoruz ve kendimize yemek yiyecek bir yer buluyoruz. Otelimize dönüp süsleniyoruz ve akşam yemeğine çıkıyoruz.


Akşam yemeği için süslenmiş minik Kontes

Üstüne Ada'yı dolaşmaya devam ediyor ve bir de tatlımızı yiyoruz. Sonra odamıza dönüyoruz ve kızım günün yorgunluğundan bayılıp kalıyor. Gene aşırı yorgunluktan ve farklı bir yerde yatmaktan dolayı, gece sık sık uyanıyor ve emerek uyuyor. Ama olsun, ben çok dinlenmiş, eğlenmiş ve sabırla dolmuş bir anneyim artık :)

Gelincik şerbetli, damla sakızlı muhallebi

Ertesi gün Ada'da son yemeğimizi yeyip evimizin yolunu tutuyoruz. Ama Ada bize son bir sürpriz daha yapıyor. Yemeğimizi yerken, gelincik şerbeti içtiğimizi gören National Geographic Dergisi muhabirleri, gelincik şerbeti ile ilgili yazacakları yazı için fotoğrafımızı çekip çekemeyeceklerini soruyorlar. Böylece kızım, bir de profesyonel çekime şahit oluyor :)

Gelincik şerbeti, kabak çiçeği dolması, enginar,
bilmem ne otlu börek ve kalamar mücveri...

E, bu kadar yemeği yemişim, kalori yakmam lazım Kızım yardımcı oluyor sağ olsun: Eve dönüş yolunda feribotu defalarca kere tavaf ediyoruz, kızım yürüme antrenmanları yapıyor.

Sonuç: Kızım geçen tatilde emeklemeyi, bu tatilde de yürümeyi öğreniyor. Algısı gelişiyor. Bizimle olan bağı artıyor. Uyumlu ve söz dinleyen bir çocuk haline geliyor. Biz ailece bir ekip olmayı öğreniyoruz. Çocukla yapılan tatil herkes için bir maceradır ve çoookkkk eğlencelidir.

22 Mayıs 2011 Pazar

Bebekle yaz tatili yapılır mı? Amara Dolce Vita


Geçen sene kızımla ilk 5 yıldızlı tatilimizi yaptık. Kızım 9 aylıktı ve biz Tekirova'da Amara Dolce Vita'daydık.

Kontesim uçak yolculuğunu uyuyarak geçirdi.
Uçak yolculuğumuzu burada anlatmıştım. Ama hatırlatmak isterim ki uçaktan otele uzun bir mesafe var; dolayısıyla 40-50 dakikalık bir araba yolculuğuna hazırlıklı olun ve yanınıza her zamanki yedek çantanızı almayı unutmayın (yedek kıyafet, bebek bezi, atıştırmalıklar vs).

Amara Dolce Vita, çocuklu aileler için mükemmel bir otel. Nedenlerini kısa kısa anlatmaya çalışayım:

Bebeğimizle geleceğimizi otele önceden bildirmiştik. Bu nedenle odamızda bir çocuk yatağı hazırlanmıştı. Kızımın hassas bir cildi olduğundan, alerji riskine karşı yanımda 2 adet çarşaf da getirmiştim. Kullanmama gerek kalmadı, kızımda bu konuda herhangi bir rahatsızlık olmadı. Boşuna taşımışım yanımda o iki çarşafı... Ayrıca oda çok büyük ve yerler halı kaplı. Çocuk odanın içerisinde rahat rahat hareket edebiliyor, emekleyebiliyor. Oda o kadar büyük ki, bizim odamızda iki kişilik yatak, bebek yatağı, bir büfe, bir tuvalet aynası, kızımın portatif hamağı, bir koltuk, bir puf ve bir de tek kolçaklı okuma koltuğu vardı...

Sol tarafta kızımın hamağının ucu görünüyor.

Odada bir su ısıtıcısı var, isterseniz odanızda mama hazırlayabilir ya da bebeğiniz uyurken kendinize bir çay keyfi çekebilirsiniz. Her gün odaya çay, bitki çayı, kahve, fındık fıstık, çikolata koyuyorlar. Ayrıca su bardağı, çay bardağı ve kahve fincanı da var. Odada ayrıca çok büyük bir gömme dolap var. Çocuklu ailenin tüm dağınıklığını alabiliyor. Kapısını kapatıyorsun ve derli toplu bir odada uyuyabiliyorsun. Odanın kapısına her sabah bir gazete bırakıyorlar. Odanın ayrıca çok geniş bir balkonu da var. Gazete ile balkon arasında ne gibi bir bağlantı var diye düşünüyorsanız: Kızımın gündüz uykularını, balkonda güneşlenip gazete okuyarak geçirmiştim :) Odanın banyosu da ayrıca çok geniş. Banyoda hem küvet hem de duşakabin var. Dolayısıyla eşiniz bebeğinizle küvette oynarken, siz de rahat rahat duşunuzu alabiliyorsunuz. Yoksa eşlerden biri diğerinin duş almasını ıslak ya da tuzdan/güneş kreminden yapış yapış olmuş bir vaziyette beklemek zorunda kalıyor, biliyorsunuz :) Banyoda şampuan, yumuşatıcı, duş jeli, banyo köpüğü, vücut losyonu minik şişeler içinde bulunuyordu ve oldukça kaliteliydi. Ayrıca traş, diş fırçalama, dikiş ve kadın hijyeni setleri mevcuttu ve bittikçe de yenileniyordu. Odamız deniz manzaralıydı ve yemek bölümlerinin hemen üstündeydi. Kızım uyurken, odada onunla kalan, diğerini balkondan görebiliyordu :) Ama bu avantajın haricinde diğer odalar da bizim odalar gibiymiş. Otelin ana binası dışında kalan odalar daha ucuz oluyormuş.
 Bu kadar anlatımdan sonra işte odamızdan bazı kareler:

Her sabah kahvaltıdan sonra odamızın kapısında
bu özel çantanın içerisinde gazetemizi asılı buluyorduk.
Bu küvetin karşı duvarında da bir duşakabin mevcut.

Lavabonun sağında görülen minik şişecikler içerisinde ihtiyacınız olan her türlü sıvı malzeme mevcut.

Sahili geniş ama kumlu değil, taşlık. Denizi ise tertemiz. Denizin mavi bayraklı oluşu, orayı tercih etmemizin ana sebebiydi. Kızım henüz küçük olduğundan Hepatit A aşısı olmamıştı. Dolayısıyla havuza girmemiz tavsiye edilmiyordu. Ama biz sık sık havuza girdik. Zira otelde büyük bir normal havuzun yanı sıra bir de deniz suyu  havuzu vardı, üstelik de ısıtmalıydı. Otelin kalabalık zamanı olmasın diye mayısın son haftası gitmiştik. Deniz suyu serindi ama deniz suyu ile doldurulmuş havuz, neredeyse hamam suyu sıcaklığındaydı :) Ayrıca animasyon ekibi de diğer havuzun başında olduğundan, bu havuzda sessiz sakin zamanlar geçirdik biz. İki adet açık havuzun yanı sıra bir de kapalı havuz ile genel kullanıma açık iki adet jakuzi havuzu bulunuyor. Otelin arka tarafında ise su kaydırakları (aqua park) vardı. Üstelik yetişkinler için ayrı, çocuklar içinse ayrı tasarlanmış kaydıraklar ve bu kaydırakların aktığı havuzlar vardı. Çevresinde de şezlonglar ve duş yerleri olduğundan çocuklu aileler tüm günlerini orada geçirebiliyorlardı.
Kızımın deniz suyunda yüzebilmesi için gövde kısmını ve omuzlarını kapatacak ve suyun soğukluğunu azaltacak bir tür balık adam kıyafeti giydirmiştim. Kaldığımız tarihlerde otelde kalan tek tük Türk aileden biri biz olmamıza rağmen, soğuk deniz suyuna 9 aylık bebeği sokmaya cesaret eden tek aile de biz olduk bu sayede. Kızım ilk zamanlar dalga seslerinden korktu ama sonra alıştı ve denizde çok eğlendi. Havuza ise aşağıdaki resimde de gördüğünüz şemsiyeli bebek simidi ile girdik. Böylece kızım kendi kendine takılırken biz de yüzebildik; çocuğu kucağımızda taşımak zorunda kalmadık. Kucağımızda taşıdığımız zamanlar da kurmalı ve yüzebilen havuz oyuncakları çok işimize yaradı. Biraz daha cesaretli olsak, çocuk o oyuncakları yakalamak uğruna 9 aylık yüzme öğrenebilirdi :)

Kızımın içinden hiç çıkmak istemediği deniz suyu havuzu...
Öğlen saatlerimizi kapalı havuzda ve jakuzide geçirdik.

Kontes Hanım otelin plajında uyuyor...

Otelde çok sayıda restoran var ve günün her saatinde açık bir restoran bulmak mümkün. Kızım 9 aylıktı ve ona uygun yiyecek bulamam diye buhar makinemizi yanımızda götürmüştük. Boşuna taşımışız. Otel restoranında diyet yapanlar için yemekler mevcut. Tuzsuz pilav, sebze ve et suyu, haşlama et/patates/sebze vs. Ben tüm bunları karıştırıp kızım için çorba hazırlıyordum. Ayrıca çok bol ve taze meyve de vardı. Ara menüler için yanıma meyve alıyordum, sahilde onu yediriyordum. Kapalı havuz girişinde bir de meyve suyu barı var. Ayrıca yeterli sayıda mama sandalyesi ve her sandalyede kağıt önlük mevcuttu. Otelde daha büyük çocuklar için çocuk restoranı da var. Onların boyunda açık büfe ve yemek masaları var. Bir de çocuk oyun bölümü var. Orada da küçük çocuklar için organik kavanoz maması ve ısıtmak için de mikrodalga fırın ile hazır bebek yoğurtları bulunuyor. Dolayısıyla yemek bulma sorunumuz olmadı hiç. Kendimiz için de söylemek gerekirse bugüne kadar gittiğim oteller arasında en iyi olanıydı. Hatta İstanbul'da gittiğim pek çok restorandan bile daha kaliteliydi. Oteldeki paralı restoranların hiçbirine gitmedik çünkü gerek kalmadı. Kaldığımız hafta her gün bir başka yemek konsepti uyguladılar. Mesela bir gün onlarca deniz mahsulü (ıstakoz, midye, suşi vs) vardı, ertesi gün çok çeşitli kırmızı etler (mangal, döner vs), başka bir gün İtalyan mutfağı (pizza, makarna vs) vs vs. 

Kontes Hanım kahvaltıda...
Çocuklar için bir çocuk kulüp binası yapmışlar. Masa tenisi, top havuzu, top havuzuna giden minik plastik bir kaydırak, yer minderleri, minik masa ve sandalyeler, pek çok oyun materyali mevcut. Daha büyük çocuklar için "play station" ve dvd oynatıcı da vardı. Başlarında da oyun  ablaları var ve gördüğüm kadarıyla çok ilgiliydiler. Bebekler için de bakıcılık hizmeti varmış otelin ama ücretli. Ayrıca otelde puset kiralamak da mümkün. Hatta bir ara akülü araba kiralama yeri bile gördüm sanırım :) Bizim en çok vakit geçirdiğimiz yer ise otelin çocuk parkıydı. Oldukça büyük bir çocuk parkı yapmışlar. Üstelik de üstünü tente ile kapatmışlar ki böylece öğle saatlerinde de orada oynamak mümkün olabiliyor böylece. Parkın tabanı tam da benim sevdiğim gibi çimenlikti. Oyun parkının hemen bitişiğinde daha büyük çocuklar için iplerle yukarı doğru zıplanabilen, tramplen gibi bir de alet vardı. Ayrıca oyun parkının hemen arkasında disko alanı vardı ki akşam yemeklerinden sonra "mini disko" yapılıyordu. Çocuk müzikleri eşliğinde dans eden onlarca çocuk, kızımı çok neşelendirmişti. Ayrıca akşamları da samba eğlencesi, plaj ateşi vs gibi çoğu otelde rastlanmayan eğlenceler yapıyorlardı. Bir de küçük çapta bir hayvanat bahçesi de vardı otelde. Otelin arka tarafına doğru geniş bir ağaçlık yürüme alanı mevcut. Bu alanda atlar, tavşanlar vs vardı.
İlk defa top havuzuna giren Kontesim.

Sağa sola tırmanıp, kendisinden çok eğlenen babasını seyreden kızım :)
Kızımın odak noktası aylardır değişmedi :)
Kızım ileri doğru emeklemeye bu tatilimizde başladı. İlk defa tavşan gördü; ilk defa muz ağacı üzerindeki muzları gördü (ben de ilk defa gördüm doğrusu) :) Biz geçen seneki tatilimizde maaile çok eğlenmiştik. 

Kontes ileri doğru gitmeye çalışıyor.


Sonuç: Çocuklar tatilde çok eğlendikleri gibi çok da gelişiyorlar. Bulundukları ortamdan çıkmak, farklı yerler ve farklı kişiler görmek, hem bedenen ve hem de zihnen onları çok geliştiriyor. Bu nedenle tatile çocuklarını bırakarak çıkmayı planlayan ailelere bir daha düşünmelerini tavsiye ediyorum. Uygun bir otel seçer ve eşler arasında iş bölümü yaparsanız, çocukla tatil çok eğlenceli ve de çok dinlendirici olabiliyor. Ne de olsa bundan sonra yıllar boyunca çocuklarımızla gideceğiz tatile, değil mi ama? :)

28 Ocak 2011 Cuma

Bumbo Bebek Koltuğu nedir, ne işe yarar?

Bumbo Baby Sitter

Biz kullandık, hala da zaman zaman kullanıyoruz, çok işimize yaradı, tavsiye ediyorum.

Bu koltuk ne yazık ki Türkiye'de henüz yok. Ben ebay'den satın almıştım. Almadan önce çok düşündüm işe yarar mı diye, keşke bu kadar düşünmeseymişim, zaman kaybetmişim boş yere. 

Koltuk ödüllü bir tasarım. Hani henüz oturamayan bebeğimizin sağına soluna yastık koyup oturuturuz da doktorlar kemiklerine zarar veririsiniz derler diye de tedirgin oluruz ya? İşte bu koltuk tüm bu sorunları ortadan kaldırıyor. Benim kızım henüz 4 aylıkken oturmak için kendini zorlamaya başlamıştı. Doktor oturtmayın diyordu ama kızım meme emerken kalkıp oturuveriyordu kendi kendine. Ne yapsam, ne etsem derken bu koltuğu buldum.

Koltuk öyle bir dizayn edilmiş ki içinde oturan bebeğin hiçbir kemiği zorlanmadığı gibi, bebeğin sağa sola devrilmesi de mümkün değil. Hatta ve hatta şu an 16 aylık olan kızım halen bu koltukta otururken kalkmayı beceremiyor. Zira koltuk bebeğin dizleri yukarıda, poposu aşağıda kalacak şekilde dizayn edilmiş. Bebek içine gömülüyor ve kalkması mümkün olmuyor. Böylece yürümeyi öğrenen canavarların 1-2 dakika için hareketsiz kalması gereken zamanlarda da bu koltuk çok işe yarıyor :)

Kızım henüz mama sandalyesi için küçükken ve sürekli bizimle göz hizasında olup ne yaptığımıza bakmak isterken bu sandalye çok işimize yaradı. İşte kızımdan bir kare:


Bizimle beraber yemek masasında oturan kızım merakla ne yediğimize bakıp, şapırdanıyor. Bu resimde henüz 5 aylık ve ek gıdalara başlamamışız, ama kızım aile sofrasındaki yerini almış.

Kızım büyüdükçe de kullanmaya devam ettik. Özellikle ben tuvalete ya da duşa girdiğimde, kızımı bu sandalyeye oturtup banyonun ortasına bırakıyor ve onunla sohbet ede ede işimi görüyordum. O da beni merakla takip ediyordu. Koltuktan düşme tehlikesi olmadığından, içim rahat oluyordu. Benim sıkıntılı kızım, bu koltuğun içinde hiçbir zaman ağlamadı da... Ama şunu da söylemeliyim hiçbir zaman uzun süre de oturmadı koltukta, en fazla 10-15 dakika ama küçük bebeği olan anneler bilirler ki 15 dakika bazen hayat kurtarır. "Bebeği kucağımdan 5 dakika bırakamıyorum ki elimi yüzümü yıkayabileyim" diyen annelere tavsiye ediyorum.

Koltuğun tek kötü tarafı, belki de iyi tarafı da olabilir aslında, hafif olduğundan yüksek ya da dengesiz yerlerde duramıyor. Yani yerde ve düz alanlarda kullanmak gerekiyor. Hatta koltuğun bir de ekstra satın alınabilen sehpa bölümü var, mama sandalyelerine takılabilenler gibi. Ben parama yazık olmasın diye almamıştım ama ikinci bebeğime hamileyken hemen alacağım sehpasından. Verdiğim paraya değdi çünkü...


Bu sehpanın üzerinde bebekle oyun oynamak hatta bebeğe mama yedirmek mümkün. Yere eğilmeniz ve onunla birlikte yerde oturmanız gerekecek diye düşünüp istememiştim ama şimdi ısrarla oyun oynamak isteyen kızıma yerde yemek yedirirken, bunun daha rahat bir seçenek olduğunu görüyorum. Çünkü bazen çocuk ayağının yerden kesilmesini ve zorla yükseğe, kendince güvensiz bir yüksekliğe kaldırılmayı reddebiliyor. Yer hizasında, onun oyun alanında yedirmek daha az yorucu olabiliyor. Gerçi mesela bu resimdeki anne koltuğu masanın üzerine çıkartarak yedirmeyi deniyor :)


Benim kızım oyuncak orguyla oynamayı çok seviyor. Küçükken orgu kucağında tutmayı beceremeyip sinirleniyordu. Eğer bu koltuğun sehpasını almış olsaydım, sehpanın üzerine orgu koyarak oynamasını sağlayabilirdim.


Bir de bu koltuk bizim evde, halen klozetin karşısında duruyor. Uzun bir süre kızım klozette oturup kakasını beklerken ben de karşısına geçip bu koltuğun üzerine oturuyor ve ona hayvan resimleri gösterip seslerini çıkartıyordum. Bu sayade kızım hayvanları ve çıkardıkları sesleri çok erken öğrendi. Ben tuvalete girdiğimde de onu karşımdaki koltuğa oturtuyordum. Böylece yer değiştirmiş olmak onun için çok eğlenceli oluyordu ve nasıl ben onu bekliyorsam, o da benim işim bitene kadar beni öylece bekliyordu. 

Banyo oyuncaklarımız koltuğumuzda dinlenirken :)


Ayrıca koltuk şu işimize de yaradı: Ben kızımı 9 aylıktan bu yana klozete oturtuyorum. Yürümeyi öğrenene kadar bu koltuk sayesinde sıkıntı yaşamadım. Şöyle ki: Kızım kakasını yapıyor, poposunu yıkıyorum, hadi diyelim ki kuruluyorum... Eee sonra? Ellerim pis, yıkamam lazım. Kızım ayakta tek başına duramıyor, açık poposu ile de yere oturtamam? Ben de Bumbo koltuğumuzun üzerinde bir havlu bekletiyordum her zaman. Kızım kakasını yapıtıktan sonra poposunu yıkıyor ve hemen bu koltuğa oturtuyordum. Böylece hem poposu kurulanıyordu hem de bana ellerimi yıkamak için zaman kalıyordu. Ellerimi yıkadıktan sonra kızımı alıyor ve bezini bağlıyordum. 

Kızımın daha çok resmini koymak isterdim bu koltukta ama ne yazık ki hep videoya almışım koltuğumuzda otururken, çünkü hep bir atraksiyon yapıyor. Mesela dişlerini kaşıması için havuç vermişim eline ama bu işlemi yaparken oturması gerekiyor tabii ve elbette Bumbo'da oturarak havucunu kemiriyor vs vs.

Sözün özü: Almayı düşünen varsa çok çok tavsiye ediyorum....

Güncelleme: Kızım 2 yaşını geçtikten sonra koltuğumuzu kaldırdık. İkinci bebeğime de servis verebilmek ümidiyle bekliyor kendisi :)

Güncelleme: Bumbo artık Türkiye'de de satıştaymış. İşte internet adresi: www.bumboturkiye.com

Ve işte Bumbo koltuk kullanan bir başka bebek ve annesinin blogu: http://yenitatlaryenifikirler.blogspot.com/2012/01/annelere-ozgurluk-veren-aletler.html 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Instagram

Instagram

Twitt'le

Translate

İstatistiklerim


View My Stats