Zaman Planlaması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Zaman Planlaması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ağustos 2018 Çarşamba

FlyLady Çarşamba Günü Planı - 1 Ağustos 2018 Çarşamba

1 Ağustos 2018


Bugün: Ertelemekten Vazgeçme Günü
Bu Hafta 2 Bölgede Birden Çalışacağız
5. Bölge: Oturma Odası/ Salon
1. Bölge: Giriş, Ön Sundurma ve Yemek Odası
Ağustos Ayı Alışkanlığı: Çamaşırlar (Yıka ve Hazırla)



Sabah Rutini
  • Saç, yüz ve dişleri hallet ve ayakkabı da dahil giyin.
  • Yatağını yap.
  • Sil ve fırçala (lavabo ve klozeti temizle)
  • Bulaşık makinesini boşalt
  • Çamaşır makinesin çalıştır. (Boşalt ve kuruyan çamaşırları yerleştir)
  • Takvimini kontrol et.
  • Akşam yemeğinde ne var? (Hazırlıklarını yap)
  • Suyunu iç.
  • 15 dakika dağınıklık toparla.
  • 15 dakika egzersiz yap. (Sevdiğin herhangi bir hareket olabilir, dans edebilirsin)
Yatmadan Önce Rutini
  • Ertesi günün giysilerini hazırla.
  • Takvimini kontrol et.
  • Yarın için gereken şeyleri güne başlama noktasına koy.
  • Anahtarların, telefonun, cüzdanın nerede?
  • Eşya yığını olan bir bölgeyi düzeltmek için iki dakika ayır.
  • Mutfak Lavabonu Parlat
  • Yüz yıkama/Diş fırçalama
  • Yeterli uyku alabileceğin bir saatte yat.


Bölge 1: Görev #1 Çarşamba


Bu hafta üç gün boyunca 1. bölgede çalışacağız; en iyisi yapalım! Bölge 1, Ön Sundurma, Giriş Alanı ve Yemek Odası'dır. Bugün Çöp avına çıkacağız! Zamanlayıcınızı 15 dakikaya ayarlayın ve her alanda 5 dakika harcayın.

Ön sundurma ile başlayın ve atılması gereken her şeyi toplayın. Evin girişine gidin, burada birikmiş gibi görünen gereksiz kağıt çöplerini, gazeteleri vb. arayın. Bulduklarınızı hemen atın!

Yemek odasına gidin, daha önce gözünüze çarpmamış ama aslında çöp olan her şeyi atın. Kağıt mendiller, dergiler, birikmiş kağıt çöpleri vb. Hepiniz fazlalık gibi görünen şeyleri biliyorsunuz! Git, al ve at!
İyi eğlenceler! Her alanda sadece 5 dakika olduğunu unutmayın, atma fikrinizden caymayın, dikkatinizin dağılmasına izin vermeyin ve mükemmel bir temizlik olsun diye takıntılı davranmayın!


31 Temmuz 2018 Salı

FlyLadı Salı Günü Planı- 31 Temmuz 2018 Salı


31 Temmuz 2018 Salı

Bugün: Planlama ve Kendini Şımartma Günü
Bu Hafta 2 Bölgede Birden Çalışacağız
5. Bölge: Oturma Odası/ Salon
1. Bölge: Giriş, Ön Sundurma ve Yemek Odası
Temmuz Ayı Alışkanlığı: Sil ve Fırçala



Sabah Rutini
  • Saç, yüz ve dişleri hallet ve ayakkabı da dahil giyin.
  • Yatağını yap.
  • Sil ve fırçala (lavabo ve klozeti temizle)
  • Bulaşık makinesini boşalt
  • Çamaşır makinesin çalıştır. (Boşalt ve kuruyan çamaşırları yerleştir)
  • Takvimini kontrol et.
  • Akşam yemeğinde ne var? (Hazırlıklarını yap)
  • Suyunu iç.
  • 15 dakika dağınıklık toparla.
  • 15 dakika egzersiz yap. (Sevdiğin herhangi bir hareket olabilir, dans edebilirsin)
Yatmadan Önce Rutini
  • Ertesi günün giysilerini hazırla.
  • Takvimini kontrol et.
  • Yarın için gereken şeyleri güne başlama noktasına koy.
  • Anahtarların, telefonun, cüzdanın nerede?
  • Eşya yığını olan bir bölgeyi düzeltmek için iki dakika ayır.
  • Mutfak Lavabonu Parlat
  • Yüz yıkama/Diş fırçalama
  • Yeterli uyku alabileceğin bir saatte yat.


Bölge 5: Görev #2 Salı
Dün oturma odası ile Aile Odası'ndaki "gizli" dağınıklığın peşine düşmüştük. Bugün de çöpleri toplayacağız. Şimdi bu odalarda çöp yok ki diye düşünebilirsiniz ama kanepe ve sandalyelerin altlarına bakmadınız henüz. Koltuk yastıklarını kaldırın ve koltuklar neleri yutmuş kontrol edin. Sehpaların ve masanın altını da kontrol edin.
Zamanlayıcıyı 15 dakikaya ayarlayın ve bir çöp torbası kapın ve toplamaya başlayın. Bu görevi ne kadar çabuk yapabildiğinize şaşıracaksınız. Çok ağır eşya kaldırmanız gerekirse dikkatli olun. İhtiyacınız olursa yardım isteyin.

30 Temmuz 2018 Pazartesi

FlyLady Haftalık Ev Temizleme Saati





Haftalık Ev Temizlik Saati

Ayrıntılı temizlik gerekmez; sadece zeminlerin görünen yerlerini süpürün! Zamanlayıcıyı ayarlayın, müziği açın ve eğlenin – eviniz ve aileniz için çalışıyorsunuz!

Ev temizliği için zamanlayıcıyı 6 defa 10 dakika ayarlayacaksınız ve 6 farklı işi sadece 10'ar dakika yapacaksınız.


  1. Elektrik süpürgesi vur
  2. Toz al
  3. Hızlıca yerleri sil
  4. Camları ve aynaları temizle
  5. Nevresimleri değiştir
  6. Tüm çöp kutularını boşalt

Tümü yaklaşık bir saat sürer; bazı görevler 10 dakikadan daha da az sürer.

“Takıntı yapmayın, her görev için 10 dakika zamanlayıcı ayarlayın, zaman dolunca görevi sonlandırın."

Fly Lady Pazartesi Planı - 30 Temmuz 2018 Pazartesi




30 Temmuz 2018 Pazartesi


Bugün Pazartesi: Haftalık Ev Temizlik Saati
Bu hafta 2 Bölge Birden:
Bölge 5: Oturma Odası ve Salon
Bölge 1: Giriş, Ön Sundurma ve Yemek Odası
Temmuz Alışkanlığı: Sil ve Fırçala
Ağustos Alışkanlığı: Çamaşır Yıkama ve Kıyafet Hazırlama



Sabah Rutini
  • Saç, yüz ve dişleri hallet ve ayakkabı da dahil giyin.
  • Yatağını yap.
  • Sil ve fırçala (lavabo ve klozeti temizle)
  • Bulaşık makinesini boşalt
  • Çamaşır makinesin çalıştır. (Boşalt ve kuruyan çamaşırları yerleştir)
  • Takvimini kontrol et.
  • Akşam yemeğinde ne var? (Hazırlıklarını yap)
  • Suyunu iç.
  • 15 dakika dağınıklık toparla.
  • 15 dakika egzersiz yap. (Sevdiğin herhangi bir hareket olabilir, dans edebilirsin)
Yatmadan Önce Rutini
  • Ertesi günün giysilerini hazırla.
  • Takvimini kontrol et.
  • Yarın için gereken şeyleri güne başlama noktasına koy.
  • Anahtarların, telefonun, cüzdanın nerede?
  • Eşya yığını olan bir bölgeyi düzeltmek için iki dakika ayır.
  • Mutfak Lavabonu Parlat
  • Yüz yıkama/Diş fırçalama
  • Yeterli uyku alabileceğin bir saatte yat.

Bölge 5: Görev # 1 Pazartesi
Bu hafta iki gün Bölge 5'te olacağız: Oturma odası ve salon. Bu odalarda gizli dağınıklığın peşine düşüyoruz. Çevrenize bir bakın ve etrafınızda dağınıklık yaratan pek çok şey var ama  onlara alışkın olduğunuz için bunları dağınıklık olarak görmezsiniz. Son zamanlarda etraftaki dergileri ve kitapları toparladın mı? Peki dvd'ler ve cd'ler ne durumda?

Bugünkü göreviniz zamanlayıcıyı 15 dakikaya ayarlamak ve bu odalardaki "gizli" dağınıklığın peşine düşmek. Dağınıklığı toparladığınızda odaların ne kadar düzenli göründüğüne şaşıracaksınız. Mükemmeliyetçi olmayın ve odayı parçalara bölerek toplayın. Hepsi bir günde bitmek zorunda değil, önemli olan gelişme göstermek, ilerlemek. Her seferinde tek bir şeyi hallet!

23 Ocak 2014 Perşembe

Bir Annenin Günlük Düzeni





2012 Eylül'ünde yazdığım bir yazıyı güncelledim:

Kızım doğmadan önce çok basit bir hayatım vardı oysa kızım doğduktan sonra bir anda tüm sorumluluklarım birbirine girmeye başladı. Anladım ki ciddi bir günlük düzen oturtmam gerekiyor. Epey zorlandım ama sonuçta şöyle bir düzen oturttum:


Sabah Rutini:
  • Üstümü başımı giyiniyorum: Babaannemden kalma alışkanlık, asla pijamalarımla dolaşamam. Ev ayakkabılarımı da giyiniyorum, temizlik yaparken ayakkabı kesinlikle hız kazandırıyor.
  • Banyoya gidiyorum: Yüzümü yıkıyorum, saçlarımı tarıyorum ve topluyorum (açık saçla duramam, annemin hediyesi), gül suyumukarbonatımı ve kremlerimi sürüyorum.
  • Çamaşır makinesini çalıştırıyorum: Akşamdan çalıştırmışsam, boşaltıyorum.
  • Bir süre kızımla oynuyorum: Sabah kalkar kalkmaz oynamazsak asabiyet yaratıyor :) (4 yaş itibariyle artık kendi kendine oynayabiliyor.)
  • Yatakları topluyorum.
  • Mutfağa gidiyorum: Bulaşık makinesini boşaltıyorum (kesin akşamdan çalıştırmışımdır) veya tezgahtaki yıkanmış bulaşıkları yerine kaldırıyorum, sirkeli su içiyorum ve kahvaltıyı hazırlıyorum.
  • Kahvaltı ediyoruz, bulaşık makinesini yerleştiriyorum.

Öğlen Rutini:
  • Evdeysem öğlen yemeğini hazırlıyorum: Eğer evde olmayacaksam yemeği Sinbo'ya atıyor, yemeği pişirmeyi de ona bırakıyorum. O olmasa, bu kadar rahat gezemezdim sanırım.
  • Hızlıca etrafı toparlıyorum: En fazla yarım saat.
  • O gün yapmam gereken temizliği yapıyorum: Pazartesi günleri 2-3 saat süren genel temizlik, diğer günler sadece yarım saat süren belirli bölgede temizlik. Ayın ilk haftası antre ve salonu, ikinci hafta mutfağı, üçüncü hafta banyo ve çocuk odasını, dördüncü hafta misafir odasını düzenleyip temizliyorum.
  • Ajandamı kontrol ediyorum:  
  1. Pazartesi zaten genel temizlik günü
  2. Salı haftalık planlama ve sonra da kendim için bir şeyler yapma günüm: Yemek menüsünü, kızımla yapılacak aktiviteleri planlıyorum ve kendim için de manikür, cilt bakımı, köpüklü banyo, bir saatlik yoga, film izleme, salıncakta kitap okuma vs gibi şımartıcı bir şeyler yapmak için zaman ayarlıyorum.
  3. Çarşamba ertelenmiş işleri yapma günü: Yazmayı unuttuğum mektupları veya geciktirdiğim raporları yazıyorum, uzun sürer diye yapmayı ertelediğim kızımla ilgili bir deney ya da elişi yapıyorum, hayvanlarımın temizliğini veya doktor randevusunu ertelemiş olabiliyorum vs.
  4. Perşembe dışarıda halletmem gereken işler günü: Mektup atıyorum, aktar alışverişi yapıyorum, doktor randevusunu bugüne ayarlıyorum, kızımla yapılacak projeler için alınması gerekenler varsa kırtasiye alışverişi vs yapıyorum, hayvanların yemleri kumları alınması gerekiyorsa alıyorum, kuru temizlemede kıyafet varsa alıyorum vs.
  5. Cuma günü zaten benim pazar günüm ayrıca evdeki fazlalıları ayıklıyorum: Pazardan getirdiklerimi yerleştiriyor, sütü kaynatıyor ve belki bir sütlü tatlı yapıyorum. Kırılmış çatlamış veya kullanılmayan tabak çanak, giyilmeyen veya küçülmüş kıyafetler, okunmayan kitaplar vs. tamamen eskimiş olanlar çöpe, sağlam olanlar bir ihtiyacı olana gidiyor.
  • 15 dakika egzersiz yapıyorum ve duş alıp dışarı çıktığımda saat öğlen 12.00-13.00 arasında oluyor.
  • Öğlen yemeği yiyorum: Bazen evde yiyoruz, bazen ben evde yiyorum kızım dışarıda yemek istiyor.

Günün bundan sonrası bana ait, ya kızımla oyun oynuyoruz ya da dışarı çıkıyoruz.


Akşam Rutini:
  • Yemekten sonra mutfağı toparlayıp, mutfak tezgahını siliyorum.
  • Ertesi günü organize ediyorum: İşe gideceksem iş kıyafetlerimi ve çantamı hazırlıyorum. Evdeysem dışarı çıkarken yanıma alacağım çantayı (genellikle kızımın eşyaları oluyor içinde, ayrıca küçük bir cüzdan ve telefon ya da denize gideceksek deniz çantası), çantaların içine konacak abur cuburları (meyve, kuruyemiş vs) ve kızımla sabah uyandıktan hemen sonra oynayacağımız oyunu hazırlıyorum (4 yaş itibariyle bu kaleme gerek kalmadı).
  • Ertesi gün yapmam gerekenleri planlıyorum: İşim varsa, işimle ilgili plan yapıyorum. İşim yoksa ertesi günün yemeğini ve aktivitesini planlıyorum. Örneğin buzluktan kıyma çıkarıyorum, ertesi gün kızımın özel bir dışarı aktivitesi varsa onun için gerekenleri çantasına yerleştiriyorum, misafirim gelecekse yenecekleri içilecekleri ayarlıyorum, kızımla evde kalacaksak oynayabileceğimiz oyunları hazırlıyorum vs.
  • Banyoya gidiyorum: Önce klozeti ve lavaboyu sabunla bir güzel yıkıyorum ki sabaha temiz bulalım, zira ben de, eşim de sabahları banyoda bir hayli zaman geçiriyoruz. Klozete karbonat ile limontuzu atıp fırçalıyorum. Dişlerimi fırçalıyorum, saçlarımı tarıyorum, gül suyumu sürüyorum.
  • Uykum varsa kızımla birlikte erkenden uyuyorum. Uykum yoksa kendime zaman ayırıyorum: Eşimle zaman geçiriyorum, film izliyorum, çalışıyorum, blog yazıyorum, internette sörf yapıyorum ya da kitap okuyorum.

Uyku:  

Uyku düzeni konusunda insanlar ikiye ayrılırmış. Sabah erken uyanmayı sevenler (tarla kuşları) ve tüm enerjisi öğleden sonra yükselmeye başlayıp, geceleri yaşamayı sevenler (baykuşlar). Gerçi bir tarla kuşu olan eşim bana inanmıyor ama gerçekten doğru bunlar: 
http://en.wikipedia.org/wiki/Night_owl_%28person%29
Avrupa'da mesai saatlerinin kendilerine göre ayarlanmasını talep eden baykuşlar bile var :) Ben şanslıyım ki işim okumak ve yazmak üzerine olduğundan, gece çalışabiliyorum. O saatlerde etraf sessizken okuyup yazmanın keyfi başka oluyor ve sabahları 1 sayfa yazdığım zaman diliminde geceleri 2-3 katını yapabiliyorum.

Eğer ertesi gün, gündüz yapmam gereken bir işim yoksa ve gündüz vakti beynimi zorlayacağım bir iş yapmayacaksam, 3-4 saatlik uyku bana yetiyor. Fiziki yorgunluk uyku süremi uzatmıyor.

2-3 gün arka arkaya 4 saat uyku ile yetinebiliyorum. Ama sonra ya öğlen ya da akşam kızımla beraber yatıyorum ve böylece 11-12 saat uyuyabiliyorum. 

Sabahları 8- 9'dan önce uyanınca biraz zorlanıyorum. Neyse ki kızım bana ayak uydurdu da gündüz uykumu alabiliyorum, beraber 8.30'a kadar uyuyoruz. Eşim de kahvaltı etmek için beni uyandırmaz, sessiz sessiz hazırlanıp çıkar evden sabah işe giderken. Ona da anlayışı için teşekkürlerimi iletiyorum :) Eğer kızımla birlikte yatmışsam, sabah erken kalkıp hep beraber kahvaltı ediyoruz. Mesai saati sorunu olmayınca insan kendini, kendi fiziksel ihtiyaçlarına göre ayarlayabiliyor. Ama eğer mesai yapacaksam, erkenden yatmaya özen gösteriyorum.


Yemek Planlama:
Cuma günü pazar alışverişi yapıyorum, hafta sonu da et yiyoruz (balık, tavuk, köfte vs).

  • Pazartesi: Sebzeli tarhana çorbası + sebze (Cumadan aldığım sebzeleri bozulmadan yememiz lazım ve ayrıca pazartesileri genel temizlik günüm olduğundan kolay yemekler olması lazım.)
  • Salı: Mercimek çorbası + sebze
  • Çarşamba: Tavuk suyuna şehriye çorbası + sebze
  • Perşembe: Sebze çorbası (brokoli, patates, havuç vs) + bakliyat (nohut, fasulye, mercimek, barbunya)
  • Cuma: Tahıl çorbası + sebze (Geçen pazar alışverişinden artanları pişiriyorum. Hepsinden azar azar kalmışsa türlü yapıyorum).


Aktivite Planlama:
Haftalık aktiviteleri gün gün planlamıyorum, çünkü kızımın keyfine göre değiştiriyoruz. Ama genel olarak her hafta yaptıklarımız şunlar:
  1. Kart oyunları: Zar atıp pulları ilerletilerek ya da eşleştirme kartları ile oynananlar (kızım 4 yaşında artık zarların üstündeki noktaları saymadan, gelen sayıyı bilebiliyor).
  2. Elişi yapmak: Bardabas kutularından çıkanlar ya da  kırtasiyeden alınan etkinlik kitapları (Örneğin: http://www.idefix.com/kitap/yapa-etkinlik-kitabi-3-yas-kolektif/tanim.asp?sid=PL6LV7I1AE3EXXN84MEB) veya elişi kağıtları ile origami ya da yazıdan aldığım çıktılarla kes-yapıştır oyunları, labirent bulmaca oyunları veya boyama yapma/hamur oynama vs. Anneanne geldiği zaman birlikte dikiş dikiyorlar. Baba ile birlikte tamirat yapıyorlar.
  3. Efor sarf ettiren oyunlar: Ata binmek, yüzmek, bisiklete binmek veya en kötü havada çamurda zıplamak ya da evde yoga yapmak.
  4. Sosyalleşme: Hava güzelse meydanda ya da plajda arkadaş buluyoruz, hemen her hafta eve misafir davet ediyoruz ya da biz misafirliğe gidiyoruz. Kütüphaneye, hamama, kuaföre, pazara vs gidiyoruz. İngilizce dersine ya da kreş etkinliklerine katılıyor ki bunları da sosyalleşme kapsamında görüyorum ben. Düzenli olarak akrabalarımızla ve arkadaşlarımızla birlikte zaman geçiriyoruz, ya onlar geliyor ya da biz gidiyoruz, hep birlikte yemek yiyoruz, oyunlar oynuyoruz, müzik dinliyoruz, sohbet ediyoruz vs.
  5. Ev oyunları: Kukla konuşturmaca, lego veya yap-boz oynama, deney yapma, tekerleme söyleme, sesli kitap okuma, evcilik oynama vs. Deneyler, tekerlemeler ve oyun fikirleri için bloglardan ve kitaplardan faydalanıyorum. Üşengeç biri olduğumdan en kolay, evdeki malzemelerle yapılabilecekleri görür görmez not ediyorum. Bu notları ve beğendiğim oyun kitaplarını sakladığım bir klasörüm var. Canımız sıkılınca hemen o klasörden fikir alıyorum.
  6. Ev işleri ve yemek yapmak: Hemen her gün yemeği ve ev işlerini birlikte yapıyoruz. Oyun hamurunu evde yapıyoruz. Kek ve kurabiye pişiriyoruz.
  7. Geziler: Ailecek gezilere çıkıyoruz. Bazen dağ bayır yürüyoruz, piknik yapıyoruz, doğayı inceliyoruz; bazen de şehre iniyoruz, tiyatroya gidiyoruz, kafelerde oturuyoruz, kızım trambolinde zıplayıp akülü arabaya biniyor. İki haftada bir kreş arkadaşları ile birlikte sinemaya gidiyor. Böylece nerede nasıl oturup kalkması gerektiğini öğreniyor. 
Son olarak şunu da eklemek istiyorum ki bazen öyle dönemler oluyor ki sadece "hayatta kalmak" önemli oluyor. Siz hasta olabilirsiniz, bebeğiniz hasta olabilir, sevdiklerinizden birinin bir sorunu olabilir ve fiziksel ya da manevi olarak yanında bulunmanız gerekebilir, içinde yaşadığınız toplum ciddi bir krizden geçiyor olabilir ve siz fiziken ya da zihnen hiçbir şey yapacak kuvveti ya da zamanı bulamayabilirsiniz. Öyle günlerde sabahtan akşama kadar televizyon karşısında oturulabilir, sabah öğle akşam makarna yiyebilir, evin içinde dağınıklıktan göz gözü görmeyebilir... Böyle günlerde akşama tüm ailenin sağ sağlim çıkmış olması yeterli sevinç kaynağıdır. Evdir toparlanır, hiç sorun etmeye değmez... Kendinizi toparladığınız zaman ailenizden, arkadaşlarınızdan yardım istersiniz ya da ücret karşılığı size yardım edecek birini bulursunuz ya da hiçbir şekilde yardım temin edemiyorsanız, ufak ufak toparlamaya başlar, her gün azar azar vakit ayırarak gerekirse 2-3 ayda toparlarsınız. Önemli olan ailenizin maddi manevi sağlığıdır; başka hiçbir şeyi dert etmeye değmez...

3 Ekim 2013 Perşembe

Kimyasal Kullanmadan Gümüş Nasıl Parlatılır?



Prensip olarak değerli maden kullanmaya karşı olan biriyim. Ama evime hediye olarak getirilen iki üç parça gümüş eşyam var. Onları temizlemek bana çok zor geliyordu. Gümüş parlatıcısı aldım içime sinmeye sinmeye ama hem doğru düzgün parlatmadı, ovalaya ovalaya kollarım koptu, hem de kokusu ciğerimi deldi geçti. Neyse ki internet var. Biraz araştırma yaptım ve iki farklı yöntem uyguladım. İkisi de birbirinden kolay. Gümüş parlatıcısı bir daha evime gelmemek üzere kendisine başka bir ev buldu :)
 
Soldaki kase biraz daha iyi durumda ama sağdaki minik kasenin içine herhalde etkileşime gireceği bir şeyler koymuşum ki kapkara olmuş.

İçlerindeki siyah lekeler görünüyor.

İlk önce diş macunu sürme yöntemini denedim. Ben diş macunu da kullanmıyorum ama eşim Sensodyne'den vazgeçemiyor. Neyse ki benim de bir işime yaradı macun :)
 
Bu kubbe de bakır mı, gümüş kaplama mı nedir bilmiyorum. Hediye gelmişti 2,5 sene evvel. Ve ilk defa parlatılacak.

Yukarıdaki fotoğrafta görülen kubbeyi, sağda görülen fırça yardımıyla macunladım ve bir 10 dakika kadar beklettim. Sonra yine aynı fırçayı biraz ıslatıp köpürte köpürte ovaladım. Sonra kalan lekeleri bir de bezle ovaladım ve akan suyun altında yıkayıp kuruladım. Aşağıdaki fotoğrafta parlatılmış kubbe ile henüz işlem görmemiş alt tabağının farkı görülüyor.


Kubbe üzerindeki siyah leke, iPad'imin yansıması :)

Diğer küçük parçalar içinse ocakta deneme yaptım. Bir miktar su kaynattım. Tencerenin dibini alüminyum folyo ile kapladım. Kaynayan suya karbonat ve tuz ekledim.
 
 

 

 
Sonra gümüş parçaları alttaki alüminyum folyoya değecek şekilde tencereye yerleştirip bir 5 dakika suyun içinde bıraktım.
 

Buhardan dolayı biraz buğulu çıkmış.

Parçaları çıkardığımda lekeler hafiflemişti. Biraz havluyla ovalayınca iyice temizlendiler ve parladılar ama çok kararmış olan bölgelerdeki o simsiyah lekeler duruyordu. Onları da macunlayıp beklettim.
 


Tencereden çıkardığım alüminyum folyo parçaları simsiyah olmuşlardı.




Gümüşleri ovduğum havlu da sonunda bu hale geldi. Ama zeytinyağlı sabunla çitileyince temizleniverdi. Yapışkan bir kir değilmiş.
 
 
 
 
En sonunda kapkara olan küçük parçalar da parladılar. Tüm parçaların son hali en üstteki fotoğrafta görülüyor. Burada uzun uzun anlattım ama kaynatması 10 dakika, macunla bekletmesi 5 dakika, ovma işlemleri de dahil yarım saatte bitti. Bu kadar kolay olacağını bilseydim 3 sene bekler miydim? Artık gümüşler bu derece kararmadan, düzenli olarak parlatma işlemi uygularım. 

2 Ekim 2013 Çarşamba

Yağlanan ve Kirlenen Lavabo Süzgeçleri ile Tarak ve Fırçalar Nasıl Temizlenir?



Sabit lavabo süzgeçlerini temiz tutmak çok zor. Ben de düzenli olarak temizlemek yerine tamamen kirlenene kadar bekliyorum. Aşağıdaki fotoğrafta artık son raddede kir tutmuş süzgeçler görünüyor.




Yağlanmış, kirlenmiş, kireç ve su lekesi olmuş süzgeçleri bir kaseye yerleştirdim.




Üzerlerine sirkeli ılık su doldurdum.

 
 
 
Bir süre sonra sirkeli sudan çıkardım. Soğuk suyun altında eski bir diş fırçası ile güzelce fırçalayarak yıkadım. Kıyıda köşede kalan yerleri de kulak çubuğu ya da pamuk sarılmış kürdan ile temizleyebilirsiniz. Sonunda pırıl pırıl oldular. En üstteki fotoğrafta görülüyor.
 
Saç fırçaları da aynı şekilde kiri, yağı biriktirir. Üstelik temizlenmezlerse saç diplerinde sivilcelenmeye, yağlanmaya ya da kepeklenmeye neden olabilir. Onları da şampuanlı veya sirkeli ılık suya yatırıp bir gece bekletiyorum. Sonra fırçanın üzerindeki saçları tarakla tarayarak çıkartıyorum. Fırça kılları dibindeki kir topakları da çoğunlukla saçlarla birlikte çıkıyor.
 
Daha ayrıntılı ve fotoğraflı anlatım için bkz: http://www.wikihow.com/Clean-Hairbrushes-and-Combs

 
En sonunda fırça kökünde kalan kirleri ve taraktaki kirleri de eski bir diş fırçası ile fırçalayarak çıkartıyorum.
 
 



Eğer doğal olsun diye sirke kullanmak istiyor fakat kokusunu sevmiyorsanız, sirkeli suyun içine birkaç damla okaliptüs (cold mix de olabilir), lavanta, nane ya da çay ağacı yağı (hint defnesi)ekleyebilirsiniz.
 
Sirkeli ya da şampuanlı suyun içinde 15 dakika tutmanız yeterli geliyor.

10 Ocak 2013 Perşembe

Bulaşık Makinesinde Kimyasal Deterjan Yerine Ne Kullanılabilir?


Bulaşık makinesinde deterjandan başka bir ürün kullanmak isteyince çok eleştiri almıştım. Efendim, makinelerin karmaşık çalışma prensiplerine uygun deterjanlar ancak fabrikalarda üretilebilirmiş filan falan...

Bakın şu karmaşık (!) bulaşık makinesi nasıl çalışıyor (http://home.howstuffworks.com/dishwasher.htm)

1. İçine su alıyor.
2. En alttaki yuvarlak bölgede bulunan elektrikli tesisat ile suyu ısıtıyor.
3. Otomatik olarak deterjan kapağını açıyor. Deterjan sıcak suyun içine dökülüyor.
4. Üst rafın altında ve en altta bulunan pervaneler yardımı ile deterjanlı sıcak suyu bulaşıklara püskürtüyor.
5. Kirli suyu akıtıyor.
6. Bulaşıkların üzerine bu sefer temiz su püskürterek durulama yapıyor.
7. Durulama suyunu boşaltıyor.
8. İçindeki havayı ısıtarak, buharlı kurutma yapıyor.

Elde yıkamaktan ne farkı var şimdi bunun?


Ben 5-6 senedir bulaşık makinesi tuzu yerine limon tuzu kullanıyorum. Henüz makinemde hiçbir sorun olmadı. Zaten limon tuzu kireç çözüdür. Siz de gözünüzle etkisini görmek istiyorsanız kireçlenmiş çaydanlık ya da elektrikli su ısıtıcısına su ve limon tuzu koyup kaynatın, kireçlerin nasıl çözüldüğünü ve aletin pırıl pırıl olduğunu göreceksiniz. Hatta soğuk buhar makinesi kullanıyorsanız, onda da aynı işlemi uygulayabilirsiniz. E, bulaşık makinesi tuzunun asli işlevi de kireç çözmek olduğuna göre, neden onun yerine limon tuzu kullanmayayım?

Parlatıcı olarak da sirke kullanıyorum. Parlatıcı durulanmadığı için bulaşıkların üzerinde kalıyor ve bu nedenle özellikle parlatıcının doğal ve yenilebilir bir madde olması çok önemli. Parlatıcının tek işlevi, camların mat görünmesini engelleyen cam cilasını korumak. Sirke de bu işlevi gayet iyi yerine getiriyor. Sık yıkamada camların cilası zaten çıkar bir süre sonra. Parlatıcı kullansanız da çıkar, sirke kullanınca da çıkıyor. Ama arada herhangi bir süre farkı yok. Yani sirke, kimyasal parlatıcılardan daha az korumuyor kesinlikle. Ayrıca her ihtimale karşın daha sık kristal bardak kullanmaya başladım. Kristallerde cila mı yok, nedir; bilmiyorum ama kristal her şekilde pırıl pırıl parlıyor. Benim makinemde sirke koku da yapmıyor. Ama eğer üzüm sirkesinin kokusunu duyar ve rahatsız olursanız, daha az kokan elma sirkesini deneyebilirsiniz.

Makinenin tuz gözüne limon tuzu, parlatıcı gözüne de sirke doldurduktan sonra geriye kaldı bulaşık deterjanı gözü... Onun için de çeşitli karışımlar denedim. Ama hepsi de matlık yaptı... Bir de ben öyle deterjan imalatı ile zaman harcayabilecek bir tip değilim. En sonunda şunda karar kıldım:

Bulaşıkları eskiden sudan geçirmez, doğrudan makineye atardım. Şimdi bulaşıkları önceden sudan geçiriyorum. Ki sanırım dünya üzerindeki tüm kadınlar, bulaşık makinesi kullansınlar kullanmasınlar, bu ön sudan geçirme işlemini yapıyorlar zaten. Sudan geçirirken ellerim suya değmesin diye İKEA'dan bulaşık fırçası aldım. Başka yerlerde de satılıyor bu tür fırçalar.

Eğer hakikaten dibi tutmuş bir şeyler varsa çok çok nadiren telle de ovalıyorum. Sonra da makinenin deterjan gözüne limon tuzu dolduruyorum. Eğer tencere, tava filan çok aşırı yağlı şeyler varsa belki bir avuç da makinenin içine limon tuzu atıyorum. Ve hepsi bu kadar...

Eğer bulaşıklar çok yağlıysa yüksek ısıda çalıştırıyorum. Bir sene Rusya'da, Rus bir ailenin yanında yaşadım ben. Orada bulaşık deterjanı hiç kullanılmaz. Bulaşıklar yüksek ısıda akan suyun altına sokulup, çıkarılmak suretiyle yıkanır. Bulaşık deterjanı kullanmak zorunda olduğumuz fikri nedense bizim beynimize işlemiş, aksini düşünemiyoruz. Aslında yüksek ısıda su bile yeterli yemek bulaşığını yıkamak için.

Eğer bulaşıklar çok da yağlı değilse, zaten de ön sudan geçirme de yaptığım için, bardak yıkama programında, 35 derecede yıkıyorum. Ki aslında bir insan elinin dayanabileceği maksimum sıcaklık zaten 40 derece. Dolayısıyla bulaşık makinesi yokken, yani bundan 20 sene evveline kadar zaten bulaşıklar elde ve en fazla 35 derece sıcaklıkta yıkanıyorlardı. Bardak programı çok da kısa olduğundan, elektrik sarfiyatı da az oluyor.

Senelerdir bulaşık makinesi tuzu ve parlatıcı kullanmıyorum. Hiçbir sorunla karşılaşmadım, makinem hala pırıl pırıl yıkıyor, herhangi bir arızası da olmadı. 6 aydır da deterjan yerine limon tuzu koyuyorum. Tavsiye ederim...



Limon tuzu nedir? Sitrik Asit:
http://beta.eksisozluk.com/limon-tuzu--73373?p=1
http://www.genetikhastaliklar.com/sifali-bitkiler/limon-tuzunun-faydalari.html
http://en.wikipedia.org/wiki/Trisodium_citrate
http://tr.wikipedia.org/wiki/Sitrik_asit
http://www.merakname.com/sitrik-asit-nedir/

Yazıma gelen sorular oldu, hemen onları cevaplamak isterim:
  1. Pahalı değil mi? Ben kilo ile alıyorum. Kilosu 10 TL. Yarım kilosunu 2 aydan fazla süre kullanıyorum sanırım. Ki ben her gün çalıştırıyorum makineyi. Çin'den ithal limontuzunu kilosu 3,88 TL'den satıyorlar (http://www.kimyasalfiyatlari.com/index.asp?git=d&id=55). Gıda hammaddesi olarak da kilosu 7 TL'den satılıyor (http://www.gidahammaddeleri.com/urun/limon-tuzu-parca-1kg/465). Doğal ürün pazarında ise kilosu 14 TL'den satılıyor (http://www.sadepazar.com/LIMON_TUZU_250_gr_U4309.html).
  2. Arapsabunu veya boraks ve karbonat karışımı kullansak olur mu? Her makinede farklı sonuç veriyor olabilir gerçi ama benim makinemde limon tuzu haricindekilerin hepsi camlarda matlık ve/veya metallerde su izi yaptı. Ayrıca arapsabununda, diğer tüm sabunlarda olduğu gbi kostik var, sık kullanılmasa iyi olur (Kostiksiz un üretiminin mümkün olmadığı hakkında bkz: http://sabunagaci.com/2012/04/17/kostiksiz-sabun-olur-mu/) (Kostik riskleri için de bkz.: http://www.kostik.gen.tr/kostik-tehlike.asp. Ancak unutmamak gerekir ki tüm sabun çeşitlerinde kostik var ve insanlar vücut temizliklerini yüzlerce yıldır kostikle üretilmiş sabunlarla yapıyorlar: http://www.kostik.gen.tr/kostik-tehlike.asp ve http://www.kostik.gen.tr/kostik-tarihi.asp). Boraks zaten tehlikeli bir madde, çocuklu evde bulunmasa daha iyi olur. Ben yenilebilir ürünleri kullanmayı terci ediyorum.
  3. Makine bozulmuyor mu? 5-6 senedir tuz yerine limontuzu, parlatıcı yerine de sirke kullanıyorum. Makinem hala taş gibi. Deterjan yerine limon tuzu kullandığım son 6 aydır da herhangi bir sorunla karşılaşmadım. Karşılaşsam da önemli değil ayrıca. Tamir ettiririm, yedek parçasını değiştiririm; olur biter. Yeter ki bende sağlık sorunu olmasın. Makinenin bozulacağı şeklindeki ifadelerin şehir efsanesi olduğunu ve kimilerinin işine geldiğini düşünüyorum.
  4. Limon tuzunu makinenin neresine koyuyorsun? Bulaşık makinesi tuzu yerine kullandığım zaman, tuz bölümüne dolduruyorum. Bulaşık deterjanı olarak kullandığım zaman da her yıkamada deterjan gözüne koyuyorum.
  5. Limon tuzu dediğimiz, turşu tuzu mu? Evet, turşu yapımında da kullanılıyor. Ama turşu tuzu ile kastedilen kaya tuzu filansa, hayır, limon tuzu, normal tuzdan farklı. Yukarıdaki linklere bakabilirsiniz. Limon tuzu, yani aslında sitrik asid, E330 kodu ile koruyucu olarak pek çok gıda maddesinde kullanılıyor. Reçel yapımında da geleneksel olarak kullanılmaktadır. Doğu yörelerimizde ekşili dolma yaparken ya da salatalarda limon ve tuz yerine suda eritilerek kullanılır.
  6. E330 kanserojen değil mi? Hayır, değil. Bu da sık duyduğumuz için doğru zannettiğimiz şehir efsanelerinden biri. Ben zaten paketli ürün yememeyi tercih ediyorum. Sitrik asit de neticede bir kimyasal ve yemeklerin içine eklenmesinden hoşlanmıyorum. Ama az miktarda gıda olarak tüketildiğinde herhangi bir zararı olacağını düşünmüyorum. Yine de Doğu illerine yaptığımız geziler haricinde, limontuzunu hç gıda olarak tüketmedim. Bulaşık makinesinde kullanmanın ise zararlı olacağını düşünmüyorum. Bu konuda bir tartışma için bkz.: http://www.klasikyoga.com/forum/index.php?action=printpage;topic=2630.0 ve genel bir açıklama için bkz.: http://www.ggd.org.tr/sehir_efsaneleri2.php?id=47
  7. Benim makinemde deterjan olmazsa bulaşıklar yağlı kalıyor? Makinenizin içinin temiz olduğundan emin olun. Bazen yemek artıkları, su püskürten pervane üzerindeki delikleri tıkayabiliyor. Bu durumda o delikleri bir kürdan yardımı ile açmanız gerekiyor. Eğer delikler tıkalıysa, deterjanın kimyasal özellikleri yağı söküyor ama aslında susuz yıkanmış oluyor, az suyla yani. Deterjan koymayınca da yıkanmadığı belli oluyor. Bir de makinenin en altında bir süzgeci vardır. Onu da arada çıkarıp fırçalamak, deliklerini açmak ve sirke ile yağda arındırmak gerekir. Yine de yağlı çıkıyorsa, bence servisi çağırın, belki makine ile ilgili başka bir sorun vardır. Çünkü limon tuzu koyup da 70 derecede yıkanan bulaşıkların yağlı çıkmaması gerekir. Düşünsenize, sitrik asit... Muhakkak tertemiz yapması gerekir, hem makinenin içini hem de bulaşıkları.
  8. Bulaşık makinesi için koku giderici ürünler var? Onlar yerine de suyunu sıktığınız limonun kabuklarını tavsiye ediyorum. Ben çatal bıçak sepetine koyuyorum. Sizin için makinede uygun olan neresi varsa, oraya koyabilirsiniz. Gerçi limon tuzu kullanınca zaten hiç koku olmuyor ama ekstradan limon kokusu isterseniz, aklınızda bulunsun... Portakal, mandalina ve elma kabuğu kullananlar da varmış. Önce kokuyu gidermeyen deterjan yapıp, sonra da koku giderici ürün pazarlıyorlar. Akıl alır gibi değil!
  9. Evde enzim üretmek ve her türlü temizlikte onu kullanmak mümkün. Ama ben tembelim :) Enzim üretmekle uğraşamıyorum. Sabun cevizini zaten her türlü temizlikte kullanabiliyorum. Limontuzu da kolay temin edilebilir, her zaman bulunabilir bir madde. Ayrıca enzimle temizlik için, baştan deneme yanılma yolu ile yıkama yapmam ve oranları belirlemem lazım. Kim uğraşacak? Ben sabun cevizi sıvısı ve limontuzu ile rahatım şimdilik.
  10. Limontuzu farklı kalınlıklarda oluyor, robotta çekip inceltmek gerekir mi? Kesinlikle hayır! En kalınını bile kullandım, böyle bir parmak boğumu kadardı her bir tanesi; yine de suyla temas edince çözüldü. Ne temizlikte, ne de makinede sorun yaratmadı. Camları filan da çizmedi. Robotta inceltmekle uğraşmaya değmez.
  11. Camlarda matlık yaptı? Bu durumun çeşitli nedenleri olabilir. Bulaşık makinesinin tuz ve parlatıcı bölmelerinin dolu olduğundan emin olun öncelikle. Sonrasında bulaşık makinesi pervanesinin üstündeki deliklerin açık, makinenin alt tarafındaki süzgecin de temiz, yağsız ve gözenekleri açık olduğundan emin olun. Limontuzu olmadan yüksek ısıda çalıştırmayı deneyin. Eğer yüksek ısıda çalıştırdığınız halde yağlar arınmıyorsa, makinenin servisini çağırın. Eğer servis de herhangi bir sorun tespit edemediyse, makineniz iyi yıkamıyor demektir. Bu durumda deterjansız yıkama yapmak, sizin makinenize uygun değildir.
Son olarak denemelerim sonucu yemeklik olarak satılan, saydam görünümlü ve ince olan limontuzundan ziyade, turşuluk olarak satılan, mat görünümlü ve kalın taneli limontuzunun daha etkili olduğunu da tespit etmiş bulunmaktayım :)

Güncelleme: Birkaç yıkamadan sonra camlarım matlaşmaya başlamıştı. Ben de deterjan gözüne limontuzu ile birlikte sirke koymaya başladım (sirkeyi evde yapıyorum ama markette satılan sirkeyi de denedim, aynı sonucu aldım).Sirke ile karıştırdığım limontuzu hem çok iyi temizliyor, hem de camlarda matlık olmuyor. Hatta matlaşmış camları bile bu şekilde parlattım.
Güncelleme: Limontuzu emayeye ciddi zarar veriyor. Eğer emaye kaplarınız ya da emaye kaplama tencereleriniz varsa, onları elde yıkamanızı tavsiye ederim.

19 Aralık 2012 Çarşamba

Buzdolabı Nasıl Kullanılmalı?


İstanbul'da yaşarken sebze ve meyvelerimizi eve haftalık olarak sipariş veriyorduk. Marketten almam gerekenleri de Migros'tan eve sipariş ediyordum. Migros çalışanları kapıya kadar getirdiklerinden, olabildiğince az sipariş verebilmek için, olabildiğince fazla miktarda ürün sipariş ediyordum. Bu durumda da buzdolabım tıka basa dolu oluyordu. 

Sonra küçük bir sahil kasabasına taşındık. En uzak yer 15 dakika yürüme mesafesinde. Haftada bir pazarımız var. Ama pazarda bulunan her ürün, aynı tazelikte manavda da bulunuyor. Bu nedenle pazardan sadece çevre köylülerin getirdikleri, bahçe ürünlerini alıyorum. Onun haricindeki alış verişi günlük olarak manavdan yapıyorum. Markete çok çok nadiren, özel bir ürün aradığım zaman uğruyorum. Bu nedenlerle artık buzdolabım tam da istediğim gibi, içinde sadece serin saklanması gerekli olan malzemeler var. 

Burada görülmeyen üst rafta kahvaltılık malzemeler duruyor. Burada ise ağzı açılmış konservelerim: Biber salçam ve domates konservem. O hafta bitecek olan tereyağım. Eşime ait konservelik sos (aslında evde yapımı çok kolay) ve yeşil zeytinler. Alt rafta Vonalı Celal'den aldığımız turşularımız, bir tane kesik limon ve eşimin yapay yoğurt krizi tuttuğunda aldığımız yoğurt var.

Kışın tüketmek istediğim yazlık sebzeleri konserve olarak saklamayı tercih ediyorum. Konserveleri de buzdolabında tutmak gerekmiyor. Ayrıca örneğin zeytinyağlıları da konserveleyerek saklayabiliyorum. Mesela zeytinyağlı taze fasulyeyi fazla miktarda yapmışsam, sıcakken kavanozlara doldurup, kavanozları ters çevirmek suretiyle konserveliyorum. Fazla uzun bekletmeden 1-2 hafta içinde de tüketiyorum. En uzun 3 ay kadar beklettim sanırım, tadı hala güzeldi ama içinde bakteri filan üremiş midir, bilemiyorum. Ama tahminen, zeytinyağlı yemekler uzun dayanıyor diyerek 1 hafta buzdolabında zeytinyağlı beklettiğimizde de yemek bakteri üretiyordur muhakkak.

Bir alt rafta hala Vonalı Celal'den gelen turşularımız (onlar da bitince dolap tamamen boş kalacak sanırım), köyden hediye gelen alıç ve kuşburnu marmelatları var. Ayrıca az miktarda ev yapımı tarhana ve Karadeniz'den gelen mısır unumuz da var.

Ayrıca artık elektriklerimiz sık sık kesiliyor. Bu nedenle derin dondurucuda da hiçbir şey saklamıyorum. Zira uzun süreli kesintilerde malzemelerin eriyip, yeniden donması mümkün. Bunu da bilemeyeceğimden, hiçbir şey saklamamak daha uygun geliyor. Zaten kasabımız çok yakın. Donmuş eti çözdüreceğime, kasaba kadar gidip et almak daha kolayıma geliyor. Ayrıca zaten saklayacağım her şeyi kurutarak ya da konserveleyerek saklıyorum. Bu nedenle derin dondurucuyu kullanmaya da gerek olmuyor. Her sebzeyi mevsiminde yemeyi severim. Eskiden insanlar bahçelerinde, tarlalarında ürettiklerini yazın tüketemediklerinden, bu üretim fazlalıklarını kış için de saklamaları gerekiyormuş. Ben üretici olmadığımdan kış için onu bunu saklamak bana anlamsız geliyor. Ama bazı sebzeler var ki ya kışın da yemek istediğimden (misal domates) ya da kurusunun tadını daha fazla sevdiğimden (kuru dolmalıklar), bu sebzeleri konserveliyor ya da kurutuyorum. Bazıları ise hediye geliyor ya da satın alıyorum. Mesela kak (kurutulmuş elma) ya da kurutulmuş bezelye.

Derin dondurucumun kapağı :)

Bu da içi: Düşme durumlarında ve dışarı yemek götürürken kullanmak üzere soğutucu pedler, kızımın banyosunu renklendirmek için yaptığım renkli buz, bayatlamış ekmeklerden yaptığım galeta unu ve dondurma makinesi içi.


Ayrıca artık günlük yemek pişiriyorum. Hem öğlen hem de akşam evde yemek yeniliyor (eşim öğlen yemeğine eve geliyor). Bu durumda da pişirdiğim yemekler hemen tüketilebiliyor. Şu aralar dolabımın en tıka basa görüntüsü şöyle:


Bu fotoğraf pazarımızın olduğu Cuma günü çekildi. Ayrıca en olmayacak şekilde 3 çeşit yemeğin hepsi de artmış. Genellikle en azından birisi biter, ama o gün 3 çeşit yemek de dolaptaydı. Ayrıca kefiri de hemen yapar tüketiriz ama nedense o gün kefir de dolaptaymış. Ayrıca çiğ süt kullanıyoruz. Pazartesi ve Cuma günleri geliyor sütçü. Cuma günleri bazen sütlaç yapıyorum. O gün de sütlaç günüymüş :)

En üst rafta pazardan yeni alınmış haftalık peynirlerimiz var. En az üç tür: Beyaz, taze kaşar ve çeçil peynirleri. Ayrıca az miktarda gerçek tulumdan keçi, eski kaşar vs. Artık 1 haftada yiyemeyeceğimiz miktarda peynir ALAMIYORUZ, çünkü bozuluyorlar. Tuzlu beyaz peynirin bile bir haftada bozulduğunu görünce artık paketli peynir alamaz oldum. Arka tarafta da Rusya'dan aldığımız mnik balık konserveleri var. Sağ taraftaki raf eşime ait: Kayseri'den özel olarak getirttiği sucuk ve pastırmalar var içinde.


Üst rafta günlük kahvaltılıklarımız var. Alt rafta turşularımız, kapaklı güveçte yoğurdumuz, sağ taraftaki küçük güveçlerde ise sütlacımız var

Bu rafta sol tarafta artan kefirmiz ve minik tavalarda, çorba, ara yemek ve bulgur pilavından arda kalanlar görülüyor. Bunları nasıl ısıttığımı da yazmıştım: Buharda Isıtma. Resimde görünmemekle birlikte sağdaki turşunun arkasındaki ağzı açık bir plastik kapta karbonat duruyor. Karbonat buzdolabının içindeki kokuyu emiyor. Ayrıca dolapta fazla malzeme olmadığından, çıkan kabın altını silmek, temizlemek için yeterli geliyor. Eskiden ayda bir kere dolabın raflarını boşaltır, yıkardım. Artık gerek kalmıyor, en son ne zaman yıkadığımı hatırlamıyorum bile. Ayrıca eğer dolapta karbonat yoksa, ağzı açık süt ve süt ürünü bekletemezsiniz. Zira süt de bütün kokuyu emer, kendi içine çeker, sütü içerken tüm diğer yemek kokularını da duyarsınız. Oysa karbonat dolaptayken marine ettiğiniz et ürünlerini bile ağzı açık şekilde bekletebilirsiniz, kesinlikle dolap kokmaz ya da başka bir yemeğe etin kokusu sinmez.

En alt iki raf sebze ve meyvelere ait. O gün pazardan aldıklarım, muhtemelen hafta başında tükenmiş olacaklar. Üst rafta bez poşette marul var. Kızım yapraklarını kıtır kıtır yemeye bayılıyor. Yanında çintar mantarı, onun yanında da ıspanak duruyor. İkisi de topraklı olduklarından bez poşetlere koymamışım. Ama o gün itibariyle poşetten çıkıp yıkandılar, paklandılar :) Alt sol rafta bez poşette minik bahçe havuçları ve turpları var. Üstündeki kapta da kırmızı lahana duruyor. Havuçları kızım kıtır kıtır yiyor (boğaza kaçıp çocukları boğarmış diye çocuklarına havuç yedirmeyenler var). Ayrıca havuç ve turp salatası bazen kızıma akşam öğünü oluyor (içine biraz da yeşil zeytin koyuyorum turşu niyetine). Kırmızı lahanayı da kızım kıtır kıtır yiyor. Ama ayrıca tuzlu ve limonlu bekletip, turşu gibi salataya eklediğimde de severek yiyor. Eşim domatessiz yapamadığı için hala domatesimiz var. Akdeniz'de hava hala sıcak olduğundan, pazara gelen köylülerden hala bahçe domatesi bulabiliyoruz. Ayrıca bahçemizdeki ağaçlardan koparılmış limonumuz da var. Sağdaki kapta ise meyveler duruyor. Elma, mandalina ve nar bu mevsimin vazgeçilmez üçlüsü. Ayrıca Trabzon hurması ve armut da var. Meyve yemeyi çok sevdiğimizden bu meyveler de hızla tükenecek. Bir dahaki pazara kadar en az 2 defa daha manavdan meyve alacağım. Meyve ve sebze kaplarının altında normal bez mutfak havluları serili.


Artık buzdolabımız daha boş, daha az çalışıyor ve daha az elektrik harcıyor. Büyük şehirde yaşamamanın avantajlarından sadece biri :)

Not: Yazıyı tekrar okurken farkettim ki böyle pastırmalar, keçi tulumunda peynirler filan yazınca sanki çok pahalı besleniyormuşuz gibi olmuş. Söylemek isterim ki Akdeniz'e taşındıktan sonra bir ayda yaptığım gıda alışverişi, İstanbul'da gıda için bir haftada yaptığım harcamaya eşdeğer. Yani burada özel keçi tulumları filan pek pahalı değil. Ürünleri sıklıkla üretildikleri yerden temin etmek de ucuza kaliteli yiyecek bulmanın bir diğer yolu. Eğer sucuğu Kayseri'den, mısır ununu Karadeniz'den temin ederseniz ucuza gelmiş oluyor.

8 Ekim 2012 Pazartesi

Bir Anne Cilt Bakımına Zaman Ayırabilir Mi? Doğal ve Kolay Cilt Bakımı


Yağlı bir cildim var. Eğer yeteri kadar özen göstermezsem aknelerin sivilceye dönüşmesi, yağ gözeneklerinin genişleyerek açılması ve cildimin berbat bir görüntüye sahip olması an meselesi oluyor. Doğumdan önce iki elim kanda da olsa her gün cilt bakımımı yapar, düzenli olarak da dışarıda cilt bakımına giderdim. Ama doğumdan sonra vaktim o kadar kıymetli oldu ki en az zamanda, en fazla verimi elde etmem gerekiyor :) Ben de yukarıdaki resimde görülen formülü buldum:
Yüzüm için cilt temizleme bezi ve fısfıs şeklinde sıkılan yağlı tonik, ellerim ve ayaklarım için fısfıs şeklinde sıkılan doğal bir yağ ve ter kokusu için de karbonat...



Anlatmaya  makyaj temizleme bezi ile başlayayım. Bu bez aslında makyaj temizlemek için ve çok da iyi temizliyor. Ama benim çok yağlı bir cildim olduğundan, ben cilt temizleme bezi olarak da kullanıyorum. Bu bezi doğumdan önce almıştım. Sanırım 5 senedir kullanıyorum. 3 sene garantisi vardı ama, her gün düzenli olarak kullanıyor olmama rağmen 5 senedir sapasağlam duruyor. Bir 5 sene daha idare eder sanırım.
Bu bez suda çıkmayan makyajı bile çıkarabiliyor. Göz makyajım tam olarak çıkmazsa, göz çevremdeki deriyi fazla sağa sola çekiştirmemek için bir pamuğa azıcık doğal yağlardan döküp, göz altımdaki kalıntıları da onunla temizliyorum.Makyaj temizleme sonrasında lekeli kalan bezi de hiç bekletmeden normal sabunla yıkıyorum. Bezdeki bütün lekeler bu şekilde çıkabiliyor.

Özellikle seyahatlerde kurtarıcı oluyor. Çantada taşıması çok kolay ve "Uçağa sıvı sokamazsınız" yasağına da takılmıyor. Bu bezlerden iki tane var bende. Eğer duş alamayacağım bir yerdeysem vücut temizliği için de kullanıyorum. Özellikle karbonatı sürmeden önce koltuk altımın tamamen temiz ve kokudan arınmış olması gerekiyor. Önce bu bezle iyice temizleyip, sonra da karbonatı sürüyorum. Yüz ve vücut terini de aynı şekilde temizlemek mümkün. Mesela yüzünüz terlediğinde kağıt mendille silmek yerine bu bezle silmeniz büyük konfor sağlıyor.
Bezi Petra Firması'ndan, internet üzerinden almıştım. İsveç üretimi olan bez hala satışta ama sitedeki resmini kaldırmışlar niyeyse: http://www.ptr.com.tr/product/detail?id=5110
Cilt temizleme bezi almak isterseniz o da şurada: http://www.ptr.com.tr/product/detail?id=5120

Yalnız bir uyarıda bulunmam gerekli: Eğer vücudunun parça parça ıslanmasından hoşlanmayan biriyseniz bu bezi kullanamayabilirsiniz. Çünkü kullanmadan önce bezi iyice ıslatmanız ve yüzünüzü ıslak bezle silmeniz gerekiyor. Yüzünüzü silerken beze sudan başka herhangi bir madde (jel, krem, sabun vs) eklemenize gerek yok. Herhangi bir kimyasal olmadan cildi derinlemesine temizlemesi çok ilginç...
Ben ilk aldığımda defalarca denedim. Yüzüm yağlı olduğundan ancak özel yapım alkollü bir tonik ile derinlemesine temizlik yapabiliyordum. İstanbul sokaklarında gezdiğim günlerde, o tonikle sildiğimde pamuk kapkara oluyordu. Bu bezle yüzümü temizledikten sonra tonik ile sildiğimde ise pamuk bembeyaz kalıyordu. Birkaç denemeden sonra elimdeki toniği bitirdim ve bir daha da yüz temizleme için başka bir ürün kullanmadım. Benim gibi bu iki üründen memnun olan başkaları da varmış:


Bu ürünü kullanınca hem yüz temizleme malzemeleri için düzenli para harcamayı kestim hem de sürekli kullanımı mümkün olduğundan doğaya herhangi bir zararımın olmadığını bilmek de ayrıca güzel bir duygu...






Kısa yoldan makyajımı çıkarıp yüzümü temizledikten sonra yağlı olan cildimin hem toniğe hem de kreme ihtiyacı var. Ama küçük çocuğu olan bir anne o kadar vakti nereden bulsun? Ben de küçük bir araştırma yaptım ve şu sitede bir tonik tarifine rastladım: http://guneslibirgun.wordpress.com/2012/01/03/dogal-yuz-tonigi/
İçinde zararlı bir madde yoktu ve denemekle de bir şey kaybetmem diye düşünerek ben de evde kendime gülsuyu, maden suyu ve lavanta yağı ile bir tonik yaptım. Fısfıslı şişeye doldurdum. Ve gerçekten o kadar işe yaradı ki artık başka bir şey kullanmayı düşünmüyorum. Yukarıdaki resimde görülen şişenin yarısına gül suyu, yarısına gazı uçmuş maden suyu doldurup üzerine de 10 damla lavanta yağı ekliyorum. İyice çalkalayıp kullanıyorum. Lavanta yağının antiseptik ve antibakteriyel özelliği olduğundan, aknelere ve oluşmuş sivilcelere karşı da etkili. Ayrıca kurumuş dudaklarınıza sürerseniz göreceksiniz ki lavanta yağı çok iyi bir nemlendiricidir. Yüzüme, boynuma ve dekolteme sıkıyorum sabah akşam (ve hatta aklıma her estiğinde, her serinlemek istediğimde) ve ciddi faydasını gördüm. Yukarıda adresini verdiğim blogcuya (eğer olur da okursa) çok çok teşekkür ve hayır dua ediyorum :)


Bu arada hatırlatmak isterim: Fayda sağlayabilmek için kullanılan malzemelerin kaliteli olması çok önemli. Gül suyu olarak marketlerde satılanlardan kullanmıyorum. Gül suyunun vatanından gelmiş olmasına önem veriyorum. Yukarıdaki resimdeki şişe Bulgaristan'ın gül üretimi ile meşhur bir bölgesinden gelmişti. Isparta'da harika gül suları var hepimizin bildiği gibi. Ama aslında evde de gül suyu yapmak çok kolay, işte tarifi: http://sormabulmadunyasi.blogspot.com/2014/05/evdeki-malzemelerle-gulsuyu-nasl-yaplr.html. Maden suyunun da soda değil, gerçekten minarelli su olmasına dikkat ediyorum. Lavanta yağı olarak da Melvita marka organik olanlarından kullanıyorum. 

Son olarak: Eğer eşim gibi gül suyunun kokusunu sevmeyenlerdenseniz, bu karışımda gülsuyunun kokusunu pek de almadığınızı belirtmek isterim. Hiç gülsuyu kokusu almak istemiyorsanız, gül suyunun miktarını azaltabilirsiniz. Ya da gülsuyu yerine cilt sıkılaştırıcı işlevi görecek başka bir çiçeğin suyunu hazırlayabilirsiniz evde. Mesela papatya suyu olabilir belki?






Doğum sonrası ter kokusunu ancak karbonat ile geçirebildiğimi daha önce yazmıştım: http://sormabulmadunyasi.blogspot.com/2011/11/dogumdan-sonra-ter-kokusu-nasl-onlenir.html
Koltuk altıma da nemlendirici gül suyumu sıkıyorum, tuzluğumdan döktüğüm azıcık karbonat ile ovuyorum ve güzel kokması için de bir damla lavanta yağı sürüyorum. Parfüm kullanacaksanız ya da gömlek giyecekseniz lavanta yağını sürmeyebilirsiniz. Ama esansiyel yağlardan varsa elinizde, onlar uçucu olduğundan, gönül rahatlığıyla kullanabilirsiniz.

Bunu keşfettiğim günden sonra asla deodorant, deo-roll-on filan kullanmadım.
Ayrıca ayaklarıma da aynı işlemi uyguluyorum. Yalnız ayaklarıma su yerine, yağ sıkıp, sonra karbonatla ovmak daha iyi geliyor.


Küçük bebeği olan her anne ellerindeki kuruluktan şikayetçidir, çünkü eller bütün gün yıkanır durur. Cilt kuruluğu ile nasıl mücadele ettiğimi daha önce yazmıştım: http://sormabulmadunyasi.blogspot.com/2012/07/bebek-cildindeki-kzarklk-kuruluk-egzama.html
Ama eller için en kısa yol, öncelikle sabun cevizi sabunu kullanmak:

Soldaki normal sabun cevizi sabunu, sağdaki ise keçi sütlü olanı. Keçi sütlü olan, renginden de belli olacağı gibi anen kaymak gibi bir yumuşaklığa sahip ve o yumuşaklığı ellerinize de geçiriyor.

Ben bu sabunları şu siteden alıyorum: http://www.sabunagaci.com/urunlerimiz/#!prettyPhoto


Cildin nemli olması ile yağlı olması farklı kavramlardır. Mesela yüzünüz yağlı ama yine de nemsiz olabilir. Ya da tam tersi, cildinizdeki yağı iyice temizler ama üzerine nemlendirici sürerseniz, yağsız ama nemli bir cilde sahip olabilirsiniz. Fazla yağ gözenekleri tıkayıp, sivilcelenmeye sebep olduğu için pek istenen bir durum değildir. Ama yağsız cilt de çabuk kırışır. Dengesini bulmak lazım. Ben bu dengeyi şöyle buldum:

Cildimi sıvılarla nemlendirip,üzerine yağ sürerek, sıvıyı cilt içinde hapsetmek suretiyle nemli kalmasını sağlıyorum. Yukarıdaki gülsulu tonik de bunu yapıyor aslında. Ellerim (ve hatta hamileyken karnım) için de bu yöntemi kullanıyorum: Su ile yıkadığım cildimin üzerine yağ sürüyorum. Çoğunlukla kurulamıyorum ya da hafifçe kuruluyorum. Böylece yağ, suyu cildimin içine hapsetmiş oluyor. Cildim bu şekilde uzun süre nemli kalabiliyor.
Her seferinde farklı bir yağ deniyorum. Bu sefer sıra susam yağında, yani bildiğiniz tahin yağı :) Tahmin edebileceğiniz gibi ağır bir kokusu var ama iyi nemlendiriyor. Kayısı yağı gibi çok güzel kokan yağlar da mevcut. Lavanta yağı da iyi bir nemlendirici, özellikle kuru ve çatlak cilde iyi geliyor.


Son olarak, eğer salatanızı limonlu seviyorsanız ellerinizi artan limonlarla ovabilirsiniz. 1-2 dakika yapış yapış bir his veriyor ama sonra o his de geçiyor. Hem elleri, hem de dirsekleri yumuşacık yapıyor limon kabuğu ile  ovmak.


Şu anda Akdeniz'de yaşıyorum. Yazın hava çok çok sıcak oluyor. O sıcakta krem sürüldüğünde yüz derisi, kremi, terle birlikte geri atıyor. O nedenle fazla krem sürmüyorum. Yaz aylarında ise krem sürmem zaten mümkün olmadığından bazen aleo vera jeli kullanıyorum:


Buzdolabında saklıyorum ve serin serin sürüyorum, yaz sıcağında harika oluyor. Ayrıca güneşlendikten sonra gerilen cilde de çok iyi geliyor. Kızımın eline sıcak su döküldüğünde de denemiştim, yanıklara karşı da kesinlikle etkili. Ama ilk sürüşte yapış yapış bir dokusu var. Nasıl anlatsam, hani yumurtanın kabuğunun altında ince bir zar olur. Onu da soyarsanız elinize yapışır. İşte sanki cildinize öyle bir zar yapışmış hissi oluşuyor. 1-2 dakika içinde geçiyor o his ama hoşlanmayan da olabilir. İnce bir tabaka sürmeniz gerekiyor bu nedenle. Gerçi Akdeniz bölgesi aleo vera kaynıyor. Ben aklıma estikçe 1-2 yaprak koparıp, içindeki özütü de orama burama sürüyorum :) Evde de çok kolay yetişen bir bitki aleo vera, her zaman bir saksımda bulunur. Ama kendi evimdekini koparmaya kıyamıyorum pek:


Eğer sizin de kendinize, ailenize özel cilt bakım sırlarınız varsa, duymayı çok isterim :)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Instagram

Instagram

Twitt'le

Translate

İstatistiklerim


View My Stats