Beslenme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Beslenme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ocak 2014 Pazartesi

Çiftçiniz ve Sütçünüzle Tanışıyor Musunuz?

Çiftçinle tanış, yerel yiyeceklerle beslen.

Şehir çocuğuyum. Ömrüm okul ve ev arasında geçti. Yaz tatillerinde bile gidebileceğim bir köyümüz yoktu. Ne bir tavuğun altından yumurta almışlığım, ne de dalından domates koparıp yemişliğim vardı. Merak da etmiyordum doğrusu, insan nasıl yetişirse, "normal" algısı da o yönde oluyor. Sonra doğum yaptım ve bebeğimin minicik midesine gidecek o ilk yiyeceklerin nereden geldiklerini, nasıl bir ortamda yetiştiklerini merak eder oldum.

İlk başta en güvenilir metot organik beslenmeymiş gibi geldi. Zaten kucağımda küçücük bebekle alışveriş yapmak pek cazip gelmiyordu, eve sipariş ediyordum: 

Eve haftalık organik paketimizi getiren kişinin, ürünlerden bir kısmını bizzat yetiştiren çiftçi olduğunu öğrendim ödemeleri yapmak için kapı önünde geçirdiğimiz kısacık sohbetlerde. Organik pazarda tezgahı olduğunu söyledi, merak ettim. Kızım da büyümüştü, organik pazara gitmeye başladım. Daha önceleri de semt pazarına giderdim ucuz ve taze ürün bulmak için. Ama semt pazarında üreticiler değil, satıcılar vardı. Organik pazarda ise hemen hemen herkes ürettiği malı satıyordu. Çok ilgimi çekti... Artık organik sertifikasına değil, sohbet ettiğim insanlara güvenerek ürünü alıyordum. 

Bilahare küçük bir Akdeniz kasabasına taşındım. Her hafta köylü pazarı kuruluyordu. Köylüler kendi ürettikleri malları satıyorlardı. Köylülerle tanıştım, evlerine konuk oldum. Organik sertifikası var diye kilometrelerce öteden koli ile yiyecek taşımayı saçma buldum. Yiyecek ne kadar kısa süre içinde tüketilirse o kadar az besin değerini kaybetmiş olur. Meyve ve sebzeler de "canlı"dır ve koparıldıkları andan itibaren ölmeye yani çürümeye başlarlar. Ne kadar kısa süre içinde yerseniz, size o kadar fayda sağlarlar.

Ayrıca üreticisini ve üretim koşullarını bildiğim ürünü tüketmek çok ayrı bir keyif veriyor insana. Hele ki üreticiyle ortak hareket ediyor olmak bambaşka bir duygu, siz onun ürününe para verip onun geçimini sağlıyorsunuz, o da size sağlıklı yiyecekler temin edip sizin beslenmenizi ve sağlıklı olmanızı temin ediyor. Her iki taraf da birbirini destekliyor, bir birliktelik duygusu yaratıyor.

Sıklıkla alışveriş yaptığım iki üreticide biraz utanarak ve çekinerek de olsa birkaç kare fotoğraf çektim, onları paylaşmak istiyorum:


Burası Yeniköy'de bir ahır.

Bu ahırın sahibi Nurten Yenge. Yukarıda görünen annesine tıpatıp benzeyen bir buzağı. Ahırda 3 inek vardı, bu yaz iki de buzağı eklendi. Nurten Yenge akşam 20.00'da yatıyor, sabah 03.00'da kalkıyor. İlk iş ineklerinin bakımını yapıyor. İnekler normal hava koşullarında yaz kış otlamaya çıkarılıyor.


Nurten Yenge'nin inekleri için topladığı otlar.

İneklerin kapalı kaldığı yağışlı günlerde yemeleri için Nurten Yenge onlara ot topluyor. Bu otlar ahırın girişinde, üstü kapalı bir veranda da çuval içinde duruyor. Bir de saman veriyor ineklerine, kışın bitki örtüsü yeterli gelmiyor çünkü.

Önde görülen buğday tarlası, küçük bir alan. Çitlerin arkasında ise başka bir bahçede tavuklar var. Tavuklar ineklerin dışkısını beklediler bir heves, ben fotoğraflarken de dışkıda eşeleniyorlardı. Buğday tarlasına giremiyorlar, girerlerse tüm bitkileri yiyorlarmış. Yan tarafta tavuklara özgü başka bir bahçe var.


Nurten Yenge ineklerinin altını temizlemeden yatmıyor, çünkü inekleri temiz yerde uyusunlar istiyor. Başka işleri de var ama ineklerinden de gelir elde ediyor. Ben zaman zaman sütümü, tereyağımı Nurten Yenge'den alıyorum. Müthiş enerji dolu, minicik bir kadın, sürekli vızır vızır koşturuyor. Her gidişimizde kızıma şeker ikram ediyor. 5 litrelik sütü 8 TL'ye satıyor. 10 TL verirsem mahcup olmamak için 2 TL'sini yanında bulunduruyor, böyle de bir insan.

İneklerin sütleri kaynatıldığında üstü böyle sapsarı kaymak tutuyor.

Burası da Kasaba Köyü'nde bir ahır.

Sütümü çoğu zaman Mukaddes Teyze'den alıyorum. Mukaddes Teyze Kasaba Köyü'nde eşi, oğlu, gelini ve iki torunu ile birlikte yaşıyor. Diğer oğlunun evi de kendi bahçesi içinde kalıyor, ondan da torunları var. Eşinin emekli maaşı var. Birlikte yaşadığı oğlu da köydeki bir fabrikada haftanın 6 günü çalışıyor. Bir günlük izninde de annesi ile birlikte alış veriş yaptığım pazara gelip, yetiştirdiği ürünleri satıyorlar. Neşe dolu, güler yüzlü insanlar.

3 tane ineği var. Tereyağını, köy peynirini kendisi yapıyor. Hem ailesi yiyor, artanını da satıyorlar. Bana cep telefonu numarasını verdi. Pazara gidemeyeceğim günler haber veriyorum ki benim için ayırdıkları sütü satmadan evlerine geri götürmek zorunda kalmasınlar, çünkü benim gelmemi bekliyorlar. Mart ayı civarında Mukaddes Teyze beni uyarıyor: "Hayvanlar tamamen dışarıda otlamaya başladılar. Bu nedenle sütün tadı değişti. Tereyağımız da artık kışınki gibi beyaz değil, sarı olacak.". İnsan daha başka ne ister?


Mukaddes Teyze'nin yer sofrasında kendi üretimleri olmayan hiçbir şey yok.

Bizim kasabadaki pek meşgul hanımların evlerine misafir gelecek diye akılları çıkarken, hayvan bakan, sebze yetiştiren Mukaddes Teyze beni evine konuk etti. Sofrasını kurdu, bir de elim boş gitmeyeyim diye hediye verdi bana, kendi salçası tarhanası... Hangimiz evimize gelen misafire hediye veriyoruz?

Mukaddes Teyze'nin serası

Mukaddes Teyze çoğunlukla yeşillik yetiştiriyor. Maydanoz, kuzu kulağı, dereotu, roka, kıvırcık salatanın her türü, yeşil soğan, pırasa vs.


Mukaddes Teyze benim için bahçesinden hediyeler devşirirken.

Mukaddes Teyze'nin oğlu da bahçenin diğer tarafında hediye ararken.


Mukaddes Teyze'nin değişik cinslerde müthiş balkabakları yetiştirdiğini de söylemiş miydim?
Bamya da var.

Bamya tohumu isteyip sevdiklerime göndereceğim bu sene.

Ben bu kırmızı biberlerden aldım. Kuruttum. Hem pişirirken yemeklere bütün bütün katıyorum, hem de bilendırdan geçirdim, yemeklere kırmızı pul biber yerine ekiyorum.
Bu da biberlerin kurutulmuş hali...

İşte Mukaddes Teyze'nin biberleri bizim evde....



Mukaddes Teyze'nin bahçesi ve serası organik ekim için gerekli olan ana yoldan bilmem kaç kilometre içeride olma zorunluluğunu karşılıyor.

Bu da sevimli köpekleri. Hiçbir çiftlik köpeksiz kalmamalı :)

Bu kadar çalışan insanlar bir de odun kesiyorlar kendileri için. Hepsi de sapasağlam insanlar, maşallah diyeyim.
Bir de benim pazardan tavuk aldığımı görünce kızdılar. "Bize söyle önceden, biz sana keser getiririz" dediler. Mukaddes Teyze ağırlığı ile, hali tavrı ile pazardaki herkesten daha farklı bir insan, uzaktan görünce bile anlaşılıyor. Ben ahlakın bir bütün olduğuna inanırım. Örneğin karısını aldatmış adama iş hayatında da güvenmem. O konuda ahlaksız, bu konuda ahlaklı olunabileceğine inanmam. O nedenle bence eğer bir insan güvenilir biriyse iş hayatında da güvenilirdir. Pazarda aldatıldığım da oldu ama sonunda güvenilir olanları ayırt etmeyi başardım sanırım.

Özgür gezen tavuklar...
Bulunduğum bölgede organik ürün bulmak zor, yerel yetiştiriciye ulaşmak ise kolay. İstanbul'da durum tam tersi. Yine de yaşadığım yer olan Halkalı çevresinde hem tarım yapan hem de sütçülük yapanları bulmuştum, bizzat gidip hem muhabbet ediyor hem de alışveriş yapıyordum. Biraz daha uzağa gitmeyi göze alabilenler için yakında Çatalca var. Sarıyer ve Beykoz köyleri var ama üçüncü köprüden sonra durum ne olur bilemiyorum. Köylere bizzat gitmek istemeyenler için organik yazımda yer verdiğim organik pazarlar haricinde, Kasımpaşa Kastamonu Pazarı'nda diğer adıyla Tarihi İnebolu pazarında Kastamonulu üreticilerle bizzat tanışarak alışveriş yapılabilir ( Şuradan bir fotoğraflara göz gezdirin lütfen: http://cafefernando.com/turkce/kasimpasa-kastamonu-pazari/). Üsküdar'ın meşhur Cuma Pazarı'nda da Kandıralı Köylüler'in satış yaptıkları bir bölüm var. Bunlar benim bildiklerim, tanıdıklarımın alışveriş yaptıkları yerler. Başkaları da vardır muhakkak, konu komşu ile biraz muhabbet, esnafa bir iki soru ile rahatlıkla bulunur yakındaki köylü pazarı bölgeleri ve varsa yerel yetiştirici ve besicilerin yerleri.

(Organik beslenme ile ilgili bir görüş için bkz: http://sormabulmadunyasi.blogspot.com/2011/12/organik-besin-yemeli-miyiz.html)

Neden yerel çiftçilerden beslenmeliyiz?

  • Yerel üreticilerden beslenmek hem sağlığınıza, hem aile bütçenize, hem de çevreye katkı sağlar.
  • Mevsiminde yenen yiyecekler lezzetinin doruğundadır, bol bulunurlar ve bol oldukları için ucuzdurlar.


Pembe tatlı elma zaten mevsim dışı bulunmuyor, mevsiminde de kilosu 1,5 TL.
  • Yerel üreticilere harcanan bir lira, yerel ekonomi içinde iki kat daha fazla gelir üretir. Migros'tan alışveriş yaparken harcamamızın bir kısmı ile İsviçre ekonomisini desteklediğimizi akılda tutmakta fayda var.

Mevsiminde narın kilosu 1 TL.

  • Yerel üretim içinde beslenen hayvanlar daha insanca muamele görür ("İnsanca" kelimesi burada günümüzde yaşayan insanların gerçek davranışlarını değil de olmasını arzuladığımız daha güzel ve düşsel bir dünyadaki davranışları kastetmek üzere kullanılmıştır.).

Mukaddes Teyze'den aldığım horoz ibiğinin altında duran iri yumurta ördek yumurtası. Begonvilin altında duran ise tavuk yumurtası... Tavuk yumurtasını aldığım kadın da bir keçi çobanı, tüm gününü keçilerle birlikte dağda bayırda geçiriyor, tavukları kendi kendilerine etrafta dolanıyorlar.

  • Yerel gıda dünyayı dolaşarak başka ülkelerden gelmiş olan veya en iyi koşullarda yetişse bile ülkenin diğer ucundan size kadar gelen yiyeceklerden daha besleyicidir, sağlığınız ve bağışıklık sisteminiz için daha faydalıdır. (Ülkenin diğer ucundan kolilerle yiyecek getirtmenin bence hiçbir manası yok.)

İşte yumurta böyle de güzel bir şey :)

  • Dedelerimiz ve önceki nesillerin tümü yerel besleniyorlardı. Kendi bulunduğumuz toprak üzerinde yetişen yiyecekleri yemek sezgisel olarak bizden bir parçadır. (TRT'de Reçetesiz Hayat isimli bir program yapıyordu Dr. Yasemin Bradley. Bir programında denk gelmiştim. Uzun ömürlü insanların yaşadığı bir köyde tarçın istemiş, tüm köye haber salmışlar da tarçın bulamamışlar. Köylüler "Bizim köyde tarçın yetişmez ki?" demişler. Şu röportajında da uzun yaşayan insanların kendi yetiştirdikleri ürünlerle beslenen kişiler olduklarını söylüyor: http://www.trthaberdd.com/haber/detay/110/dr_yasemin_bradleyle_recetesiz_hayat)


  • Tanıdığınız bir köylüden alışveriş yaparken onun işini madden desteklediğinizi hissetmek güzel bir duygudur. Yetiştiriciliği ve besiciliği insanlar kendi ailelerinden öğreniyorlar ve bir sonraki nesle öğretebilmek yani işlerini devam ettirebilmek için sizin desteğinize ihtiyaçları var.
Bir amca bu tahta işlerini elleriyle yapıyor. Hangi ağaçtan yaptığını, özelliklerini tek tek anlatıyor. İstanbul'da tahta düğme bulabilen var mı? Düğmelerin hemen hemen hepsi artık plastikten yapılıyor.

  • Mevsiminde ve dalından koparılır koparılmaz yenilen gıda daha lezzetlidir.
 
Papatyalarla birlikte mis kokulu çilekler de çıkıyor.
  • Yerel üreticiler küçük veya orta ölçekli çiftçilerdir. Bu tür çiftliklerde daha sürdürülebilir yöntemlerle yetiştiricilik yapılır ve bu da hem vücudunuz hem de dünya için daha sağlıklıdır. Üzerinden uçakla uçulup, uçaktan kimyasal ilaçlama yapılacak kadar geniş alanlardaki tek tip yiyeceklerin yetiştirilmesi için daha fazla kimyasal ilaç kullanılmak zorunda kalınıyor.
 
Satıcının tezgahındaki ürün bu kadar. 3 kilo havuç almak isteseniz yok. Çünkü üretebildiği bu kadar, belli ki küçük ölçekli bir çiftçi.
  • Yerel yiyecekler masanıza gelinceye kadar konvansiyonel yiyeceklerden 30 kez daha kısa mesafe kat eder (Süpermarketlerde satılan yiyeceklerin kat ettiği mesafe ortalama 2500 kilometre iken köylü pazarındaki yiyecekler ortalama 80 kilometre yol katederler).
 
Marketteki hazır turşu ile bunun katettiği mesafe aynı olabilir mi?
  •  Yerel beslenirseniz yiyecekleriniz ile doğrudan bir bağınız olur; yiyeceğin nereden geldiğini bilir ve hatta onu yetiştiren kişiyi tanırsınız.
  •  Yerel ürünlerle hazırlanmış bir sofra kurduğunuzda gurur duygusu hissedersiniz. Yediğiniz gıdayı yetiştirmiş olan köylü de yetiştirdiği ürünle benzer şekilde gurur duyar.
  •  Yerel yetiştirilmiş ürünler unutulmaz bir hikaye yaratılar. Gıdaların masanıza gelene kadar başlarından geçenlerin hikayesini bilmek, yemek keyfinin güçlü bir parçasıdır.
  • Köylü pazarlarında aradığınız her şeyi bulabilirsiniz. Sebze meyve dışında tahıllar, bakliyatlar, konserveler, tarhana, pekmez, bal, peynir zeytin vs. hemen hemen her tür yiyecek ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz.
  •  Köylü pazarından alışveriş etmek daha eğlencelidir, pazar çok renkli ve güzeldir, insanları izlemek mümkündür ve üstelik açık havadadır. 
Bulunduğumuz kasaba meydanında "Buralarda çiğ taze fasulye, havuç ve kırmızı lahana yiyerek dolaşan bir kız var mı?" diye sorarsanız bize ulaşmanız çok kolay olur :)

3 Ocak 2014 Cuma

Kaynayan Sütün Taşması Nasıl Önlenir? Sütü Kaynatmak Gerekli Midir?




Sadece çiğ süt kullanıyorum. Sütü ocağın üstüne koyup da işe dalınca her seferinde taşırıyordum. Tencerenin ağzına yağ sür filan dediler ama ona da üşeniyordum. Sonunda tam bana göre bir yöntem buldum:
Porselen bir Türk kahvesi fincanının tabağını sütü kaynattığım tencereye koyuyorum. Süt kaynamaya başlayınca tabak da tencerenin dibine vurarak tıkırdamaya başlıyor, sütün kaynadığını haber veriyor. Ayrıca tabak, sütün içinde bir hava koridoru oluşturduğundan taşmasını da engelliyor.
Yalnız tabağın tencerenin dibine yapışmaması lazım. Bu nedenle önce sütü tencereye döküp, sonra altını yakıp tabağı öyle atın tencereye. Hatta bir kere de karıştırmakta fayda var. Eğer tencerenin dibi sıcakken tabağı atarsanız da tabak dibe yapışırsa sütün taşmasını engelleyemiyor.
Bu yöntem sayesinde sütün başında beklemekten kurtuldum, çok mutluyum.
Bu arada geniş bir kesimce doğru kabul edilen bir yanlışı da belirtmeden edemeyeceğim: Pastörizasyon işlemi için yani sütün içindeki bakterilerin öldürülmesi için sütün kaynatılması gerektiği bilgisi yanlıştır. Kaynatmak bakterileri fazladan öldürmeyeceği gibi sütte tat ve bir takım faydalı içeriklerin de kaybına yol açar.
(UHT yöntemi ile süt sterilizasyonunda süt 2 ila 6 saniye arasında 134-150 °C'de ısıtılır.)

Soldaki süt çiğ olarak alınıp evde pastörize edilmiş, sağdaki ise şişe pastörize süt. Şişelenmeden önce yağı alındığı çin sağdaki süt daha beyaz, soldaki ise yağlı ve sarı.

Bir alıntı yapayım:
Pastörize Süt nedir?

Sütün 63-66 ˚C’de 10 dakika veya 72-75 ˚C’de 30 saniye veya 85 ˚C’de 5-10 saniye (hijyenik şartlar gerektiriyorsa süre 1 dakikaya kadar uzatılabilir) ısıl işlem görmesinden sonra derhal 10 ˚C’nin altına (buzdolabı sıcaklığında) soğutulmasıdır.

Pastörizasyon ile şu yararlar sağlanır;
•Hastalık etkeni bakterilerin tamamı yok edilir. Böylece insana sütle geçen hastalıklar tamamen ortadan kalkar.
•Hastalık etkeni olmayan bakterilerin sayısı da çok düşük düzeye indirilir (% 99’u ölür)
•Süt ısıtılıp soğutulduğu için dayanma süresi (raf ömrü) uzar.
•Pastörizasyonla B grubu vitaminlerinde % 5-10 ve C vitamininde % 10-20 oranında kayıp olabilir. Bu kayıp diğer içme sütü çeşitlerine göre çok düşüktür. İçme sütünün kalitesi bakımından ısıl işlem yöntemleri karşılaştırıldığında, çiğ sütün direkt tüketilemediği kabul edildiğine göre, insan beslenmesi ve sağlığına en yararlısı ve mükemmelinin pastörize süt olduğu söylenebilir.
•Süt serum proteinlerindeki %5-10 oranındaki denatürasyon sindirim açısından yararlı bir işlemdir. Midede olması gereken ön sindirim daha süt vücuda alınmadan gerçekleşmiş olmaktadır.
•Lisin amino asidindeki kayıp kaynamış sütte %6, UHT sütte %4.5 iken pastörize sütte %1.5’dir. Lisin kaybı en az olan süt pastörize süttür.
•Süt yağının homojenize edilmesiyle (ince zerrecikler halinde dağılmasıyla) pastörize sütün tadı daha beğenilir hale gelmektedir.
•Süt proteinlerindeki lisinin amino grupları ile laktozun karbonil grupları arasındaki maillard reaksiyonu sonucunda diğer sütlerin renginde esmerleşme görülebilir. Pastörize süt doğal beyaz rengindedir. Çocukların, yetişkinlerin iştahını arttırır.
•Diğer süt çeşitlerinde süt şekeri 100˚C’nin üzerinde proteinlerle pişmiş tad -Laktoglobulinin yapısındaki S ihtiva eden amino asitlerin parçalanarak SH(gruplarının serbest hale gelmesi) oluşturabilir. Pastörize sütte kesinlikle bu durum söz konusu değildir. Uygulanan sıcaklık yüksek olmadığı için pastörize sütün tadı çok hoştur.
•Süt yağı ve mineral maddeler pastörizasyonla etkilenmez.
•Çiğ süte kıyasla pastörize süt ile verimlilikte, enfeksiyonlara karşı koyma, kan yapımı ve çocukların gelişmesinde herhangi bir fark bulunmadığı araştırmalar sonucu ortaya çıkarılmıştır.
•Pastörize süt ısıtmaya gerek kalmadan her yerde güvenle içilebilir.

Bütün bu üstünlükleri nedeniyle sütten yararlanmanın en iyi yolu pastörize (günlük süt) olarak içilmesidir.
Pastörize süt tüketilirken şu hususlara dikkat edilmelidir;
•Pastörize süt kesinlikle kaynatılmamalıdır. Aksi halde besin değerinde ve lezzetinde kayıplar olmaktadır.
•Raf ömrü içerisinde (son kullanma tarihine dikkat !) tüketilmelidir.
•Tüketilene kadar 10 ˚C’nin altında muhafaza edilmelidir (buz dolabında)
•Pastörize sütü buzdolabına koymayan marketten süt satın alınmamalı.
•Pastörize süt uzun ömürlü (UHT) kutu sütleriyle aynı süt olarak görülmemeli.

3 Aralık 2012 Pazartesi

1 yaşından sonra bebeğin beslenme düzeni nasıl olmalı?


Kızımın ek gıdaya geçtikten sonraki beslenme düzenini şurada yazmıştım:

1 yaşına kadarki kahvaltı alışkanlıklarını da şu yazımda yazmıştım: 

1 yaşından sonra gün içindeki emme sıklığı çok azaldı Hatta 1 yaş civarında günde sadece bir kere ve 5 dakika kadar emiyordu. Bu nedenle de katı gıdaya çok daha fazla ağırlık ve önem vermeye başladım. 

1-2 yaş aralığındaki beslenme düzeni şöyleydi:

07.00
Kalkış ve beslenme (meme)

Uyanır uyanmaz emdiği için uyandıktan 1 saat kadar sonra kahvaltı ediyor.
08.00
Kahvaltı

Her öğün ortalama 1 saati bulabiliyor.
11.00
Ara öğün: Meyve ya da kuru yemiş


12.30
Öğlen yemeği: Etli, sebzeli, baklagilli yemek
Öğle uykusu
16.00
Ara öğün: Meyve ya da kuru yemiş


18.00
Akşam yemeği: Öğlen yemediği besin grubu her neyse onu tamamlamaya çalışıyorum. Biz ne yiyorsak, aynısından ikram ediyorum

Çoğu zaman akşam yemeği yemek istemiyordu. O zaman yoğurt/kefir ve/veya meyve, kuru yemiş-kuru meyve veriyordum.
19.30
Uyku öncesi: Anne sütü

8 aylıktan sonra akşam uykusuna yattıktan sonra hiçbir şekilde gece beslemedim.

Yani normal bir günde 1-2 yaş arasında topla 5 öğün yemek yiyordu. 

Ancak canı istemezse asla yemesi için zorlamadım.

Bir akşam bir kase kuru yemiş yiyip yatıyordu. Başka bir akşam tam 6 tane mandalina yiyip yatmıştı ki meyve asidi midesine zarar verir mi diye çok korkmuştum. Bazen de akşam yemeği olarak sadece yoğurt yiyor veya kefir içiyordu. Gelişiminde ya da sağlığında hiçbir sorun yaratmadı bu durum.

Tabii bu düzene birden bire değil zaman içerisinde yavaş yavaş geçti. 

2 yaşından sonra: 4 öğüne indi. Kahvaltıdan sonraki ara öğünü talep etmedi. Yani 3 ana, 1 ara öğün.

3 yaşından sonra: Ben kendi irademle 3 öğüne indirmeye çalışıyorum, yani 2 ana bir ara öğün. Geç kahvaltı ettirip (uyanır uyanmaz emiyor hala), ara öğün kadar hafif bir öğlen yemeği yediriyorum. 15.00-16.00 arasında bir ara öğün daha yapıyor. Akşam da 18.00-19.00 arasında akşam yemeğini yiyip, yatmadan önce de sadece meyve yiyor. Ben günde 2 ana öğünün bir yetişkin için yeterli olduğunu düşünüyorum. Kızımın beslenme alışkanlığını da buna uydurmaya çalışıyorum.

Prensip olarak acıkmadan yemek yenilmemesi taraftarıyım. Dolayısıyla kızıma da acıkmadan yemek vermedim. 2 saatte bir acıkacağını öngörerek yemek teklif ettim ama eğer kabul etmezse ısrarcı olmadım, yemek saatleri konusunda kuralcı da olmadım. Yemediği zaman, yarım saat bir saat sonra tekrar teklif ettim. Eğer aç olduğunu düşünüyorsam ve yine de yemiyorsa, yemeği beğenmediğini düşünerek başka bir şey teklif ettim. Pişen yemeği yemesi konusunda da ısrarcı olmadım. Zaten çocuklar bugün severek yedikleri bir şeyi yarın yemeyebiliyorlar, ya da hiç ağızlarına sürmedikleri bir şeyi birden bire yalana yalana yemeye başlayabiliyorlar. Yani kızım ne zaman, ne kadar ve ne yiyeceğine kendisi karar verdi. Hatta nerede ve nasıl yiyeceğine de kendisi karar verdi. Yemek masasında yemesi ya da çatal kaşıkla yemesi konusunda da ısrarcı olmadım. Orta sehpa üzerinde ya da kendi oyun masası üzerinde ya da yere serilmiş temiz bir bez üzerinde, oyun oynarken ya da kitap okurken, elleriyle yemesine de ses çıkarmadım. Zaten sık sık sokakta, parkta bahçede yemek yiyorduk. Piknik yapmaya bayılıyor. Ama sık sık lokantada ya da eşin dostun evinde yemek de yeriz. Belki de bu nedenle kızım yemek masasında oturup, çatal kaşıkla yemek yeme konusunda da hiçbir sıkıntı yaşamadı.

Öğlen yemeklerini kızıma özel, az porsiyonlarda ve olabildiğince fazla besin grubu içerecek şekilde pişiriyordum. Akşam yemeklerini ise bizimle birlikte, ona uygun şekilde tuzsuz salçasız hazırlanmış yemeklerimizden yiyordu. Şu anda (38 aylık) sanırım yemediği hiçbir tencere yemeği yok. Sulu yemekleri pilav ya da makarna ile karıştırıyorum, çorbasına da ekmek ekliyorum. Böylece kendi kendine yiyebiliyor. Kızıma 1 yaşına kadar ekmek vermedim. Yemeklerini pirinç, mercimek, erişte ya da irmik ekleyerek koyulaştırıyordum. 1 yaşından sonra da sadece salata suyuna banmak ya da çorbasına eklemek suretiyle ekmek verdim. Verdiğim ekmek de ya ev yapımıydı ya da güvendiğim özel fırınlardan alınmaydı ve biz de beyaz ekmek yemediğimizden, hep tam buğday ekmekleri yedi. Hala beyaz ekmek yemez. Tam buğday ekmeğini de eline alıp kemirmez çoğunlukla. Pilav ve makarna olarak da bulgur pilavı ve erişteyi tercih ettim. Dolayısıyla kızım hala bulgur ve erişte ile yapılan yemekleri çok seviyor. Beyaz pirinç veya makarna pişireceksem de içine nohut ve sebze eklemeye gayret ediyorum. Patatesi de sadece çorbasına katıyordum ve blendırdan geçiriyordum. Dolayısıyla patatesi tanımadı hiç. Şu anda patates kızartmasını ağzına sürmüyor. Kararımdan pişman değilim.


1 yaşından sonra kuru yemişi önüne koydum, kendisi yedi. Önceleri fındığı ikiye, cevizi dörde beşe bölüp önüne tane tane koyuyordum ki hem yuvarlak nesneler boğazına kaçmasın hem de önündeki her şeyi ağzına sokup da tıkanmasın. Yemeye alıştıkça önüne kaseyi koymaya başladım. 18 aylıkken hiç sorunsuz arabada, sokakta kuru yemiş yiyebiliyordu. Herhangi bir tıkanma sorunu yaşamadı. Dişleri yokken de damağıyla gayet rahat öğütüyordu. Aynı şekilde çiğ beslenmeyi sevdiğini fark ettiğimden havuç, salatalık, taze fasulye, lahana, yeşil salatanın sert kısımları, sivri biber, kırmızı kapya biber ve benzer besinleri de çiğ olarak veriyordum. Önceleri onları da küçük parçalar halinde ve ara öğünde verdim. Sonra ince uzun doğrayıp, derin bir bardağa koyup eline verdim. Kıtır kıtır kemiriyordu. 3 yaşından sonra tamamen bütün halinde ve bazen de ana öğün olarak yiyor bu tür çiğ besinleri. Evimizde bütün gün kıtır kıtır sesleri duyuluyor.


Şeker oranı yüksek olduğundan kızıma meyve suyu vermedim (reçel de vermedim, 1 yaşına kadar tatlı da vermedim). Halen daha kefirin ekşi tadını daha çok sever, meyve suyu içmez. İçecek olarak sadece anne sütü, bitki çayı ve kefir veriyordum. Şimdi 3 yaşında bir de soda içmeye başladı. Başka içecek kabul etmiyor. İçmek isterse şalgam suyu da içmesini isterim. Anne sütü aldığı için normal süt de içmek istemedi. Onun için de zorlamadım. Süt yerine kefir içmesini tercih ettim. Kızım şu anda 38 aylık. Halen anne sütü alıyor. İnek sütünü de sadece sabahları müslisini yerken bir bardak kadar içiyor. Kefir içmeye de devam ediyor. Kışları da hemen her akşam yemekten sonra hep birlikte bitki çayı içiyoruz. Bizimle birlikte çay içmek isterse itiraz etmedim, paşa çayı yaptım ona.  Ama sırf bizimle içmiş olmak için birkaç yudum içiyor, bitki çayını normal çaya tercih ediyor. Biz kahve içerken bize eşlik etmek istediğinde de sütün içine keçi boynuzu tozu koyup, bizim kahve fincanlarında kahve gibi pişiriyorum. Normal kahve fincanına koyuyorum. Bizimle birlikte kahve içiyor ve mutlu oluyor :) Henüz bizim kahvemizin tadına bakmak istemedi.

Bir yaşından sonra salondaki zigonun üstünde, kızımın erişebildiği bir yerde sürekli meyve, kuru yemiş ve su bulundurdum. İstediği zaman atıştırmasına da karışmadım. Su içmesini ise sık sık hatırlattım. Çünkü küçük çocuklar oyuna dalıp yemeyi içmeyi unutuyorlar. Yemekleri saatinde yedirmek çözüm oluyor ama ne zaman susadıklarını bizler de bilemiyoruz. Çocuk susayınca rahatsızlık hissediyor. Bu rahatsızlığı adlandıramıyor ve asabiyet yaratıyor. Sık sık su teklif etmek bu türlü gerginliği önlüyor. Ayrıca yemekten önce su vermeyin, şişirir de derler ama ben kızımda tam tersini gözlemledim. Susuzken yemek yiyemiyor. Kendimde de dikkat ettim, ben de yiyemiyorum. O nedenle yemekten önce de, yemek sırasında da su içmesine hiç karışmadım ve masada hep su bulundurdum. Hemen her yemekten önce lıkır lıkır suyunu içer, sonra da gayet güzel yemeğini yer.

1 yaşından sonra her şeyi yedirdim. Alerjen olabilir denilen inek sütü, bal, çekirdeği içinde olan meyveler (kivi, çilek, domates, çekirdekli üzüm vs). Nar da yedirdim. Soyup önüne koyuyordum ama parmaklarıyla, ama kaşıkla yemeye bayılıyordu. 3 yaşında, artık ayıklamaya da başladı. Haşlanmış mısır da yediriyordum. Kırılmayacak derince bir kaba haşlanmış mısır taneleri koyup ara öğünlerde eline veriyordum. Şu anda da haşlanmış mısıra bayılıyor (an itibariyle Türkiye'de GDO'lu ürün yetiştirmek yasak ama ithalatı serbest. Dolayısıyla eğer yerli üretim mısır buluyorsanız, GDO'suz olduğundan emin olabilirsiniz). Ayrıca yağsız ve tuzsuz patlamış mısır da veriyorum. Bazen patlamış mısırla ana öğün bile yapabiliyor.


2 yaşından sonra normal kahvaltı ediyordu ama 3 yaşından sonra kahvaltıda müsli vermeye başladım hafta içleri: Yulaf, kuru üzüm, ceviz, ay çekirdeği, avokado vs koyuyorum. Bazen inek, bazen badem sütü ile kendisi yiyor çoğu zaman.


1 yaşına kadar kas gelişimi hızlı olduğundan, kas oluşumu için proteine ihtiyaç duyuyordu. 1 yaşından sonra et tüketimi yavaş yavaş azaldı ve 2 yaşından sonra büyümesi iyice yavaşladığından, kas oluşturmak yerine, oluşmuş kaslarını kullanmak ister oldu. Enerji ihtiyacını karşılamak için de karbonhidrata ihtiyacı var. Yeterli miktarda karbonhidrat vermezsem, şekerli yiyecek talep ediyor. O nedenle 3 yaşından sonra her gün bir öğününü karbonhidrat ağırlıklı pişiriyorum. Yani makarna, pilav yemesine takılmıyorum. Cevizli erişte, nohutlu meyhane pilavı denilen türde bulgur pilavı ve kuskus en sevdiklerinden. Ama normal pirinç pilavı ve makarna istediğinde de red etmiyorum. Şekerli yiyecek yemesindense sebzeli pilav ya da makarna yemesini tercih ediyorum.

Yemediği şeyleri de kafama takmıyorum: Sadece 1-2 peynir türünden çok az miktarda yiyor; yumurta sarısı yemiyor; patates, börek, gözleme yemiyor; süt sadece 1 bardak içiyor vs vs. Yemediklerinden ziyade yediklerine yoğunlaşmayı tercih ediyorum.

NOT: Hatırlatmak isterim ki beslenme uzmanı ya da çocuk doktoru değilim. Sadece tek bir çocuğum var. Buraya yazdıklarım tamamen 38 aylık, gelişimi her zaman üst sınırda gitmiş ve henüz hiç ilaç kullanmamış sağlıklı (çok şükür) tek bir çocuk annesi olarak tecrübelerimdir.

21 Haziran 2012 Perşembe

Haziran'ın 3. Haftası Pazarda Neler Var? Çocuklar İçin Sağlıklı Atıştırmalık: Semizotu

http://www.yoreselyemektarifleri.com/index.php/semizotu-salatasi/

Sebze ve meyve alışverişimi yıllardır pazardan yaparım. Perşembeleri semt pazarımız var. Cumartesi günü de organik pazara giderim vakit buldukça. Havalar soğuduğunda ise eve sipariş veririm. Pazardan aldığım/Eve sipariş ettiğim sebze ve meyveler de o hafta evimizde neler pişeceğini gösterir :)


Bakalım bu hafta pazarda neler vardı:

  1. Dolmalık biber
  2. Semizotu
  3. Tarla Domatesi-Salatalık
  4. Kırmızı Elma (tatlı)-Çilek-Kiraz
  5. Karpuz
  6. Yumurta
  7. Organik Sarı Somun Ekmeği
  8. Organik Pastörize Süt: Elta Ada marka
  9. Organik Tava Yoğurdu: Elta'nın yeni ürünü. Şiddetle tavsiye ederim! 
  10. Dereotu 
  11. Maydanoz
  12. Taze soğan
  13. Tere

Demek ki evimizde bu hafta ne pişecekmiş?! :)

  1. Etli dolma: Kızım biberlerini yemiyor. Yine de içinde protein (kıyma), karbonhidrat (pirinç) ve sebze (domates, soğan) bulundurduğu için son derece sağlıklı bir öğün olduğunu düşünüyorum. Yanında kefirini de içiyor. Üstelik de bayıla bayıla yiyor.
  2. Semizotu: Semizotu yemeğini ancak içine normalden fazla bulgur koyarsam yiyebiliyor kızım. Ama çiğ haline bayılıyor. Arada atıştırmalık olarak zigonun üzerine koyuyorum, gelip gidip yiyor. Domatesli salatasını yapıyorum, kendisi yiyor. Zaten bu salata, semizotu yemeğinin pişmemiş hali bence :) Daha da sağlıklı yani... Bazen de yoğurtlu salatasını yapıyorum. Onu da öğün olarak, severek tüketiyor.
  3. Çilek ve kiraz: Kızımın yeni ara öğünü kırmızı meyveler.
  4. Karpuz: Kızım hastası oldu. Akşam parktan eve karpuz hayaliyle gelmeye ikna oluyor: "Eve gidip karpuz yiyelim mi anne?" :)


Bundan güzel öğün mü olur? :)


7 Haziran 2012 Perşembe

Haziran'ın 1. Haftası Pazarda Neler Var? Çiğ Beslenme

Kontes Hanım yemeğe hazır :)

Sebze ve meyve alışverişimi yıllardır pazardan yaparım. Perşembeleri semt pazarımız var. Cumartesi günü de organik pazara giderim vakit buldukça. Havalar soğuduğunda ise eve sipariş veririm. Pazardan aldığım/Eve sipariş ettiğim sebze ve meyveler de o hafta evimizde neler pişeceğini gösterir :)


Bakalım bu hafta pazarda neler vardı:

  1. Enginar
  2. Taze fasulye
  3. Domates
  4. Salatalık
  5. Kırmızı Elma (tatlı)
  6. Şeftali: Yeni ürün olduklarından henüz tam olgunlaşmamış ve dolayısıyla sertler. Sert şeftali sevenler bu zamanı kaçırmasınlar.
  7. Çilek
  8. Kiraz
  9. Yumurta
  10. Organik Sarı Somun Ekmeği
  11. Organik Pastörize Süt: Elta Ada marka
  12. Organik Tava Yoğurdu: Elta'nın yeni ürünü. Şiddetle tavsiye ederim! 
  13. Dereotu 
  14. Maydanoz
  15. Taze soğan
  16. Kıvırcık salata

Demek ki evimizde bu hafta ne pişecekmiş?! :)

  1. Zeytinyağlı taze fasulye: Açık ara en sevdiğim yemektir. Kızım da 2 yaşından sonra azar azar yemeye başladı. Artık en kötü ihtimal, bulgur pilavı ile birlikte kesin yiyor.
  2. Enginar: Bebek enginarlar tazecikler. Sadece haşlayıp üzerine yağ gezdirerek de veriyorum kızıma. Deli oluyor kendisi enginara :) 
  3. Çilek ve kiraz: Kızımın yeni ara öğünü kırmızı meyveler. Parka da yanımızda gidiyorlar. Diğer çocuklar da kapış kapış yiyorlar. Rica edeceğim parka Eti Browni, Ülker Çubuk Kraker, Patos Patates Cipsi vs getirmekten vazgeçin artık.
  4. Kuruyemiş/Kurumeyve: Kızım bazı zamanlar sadece kuruyemiş ve kuru meyvelerden oluşturduğum karışım ile öğün yapıyor. Kızımın bebek çantasını hala yanımda taşırım. Hafta sonları dışarı çıkarken ve hafta içi parka giderken bu çantanın içinde yedek kıyafetler, kızımın matarasına konmuş taze su ile kuruyemiş ve kurumeyve dolu bir kap mutlaka bulunuyor. Eğer canı bunlarla öğün yapmak istiyorsa engel olmuyorum.
  5. Salata: Resimlerde de görüldüğü gibi kızım yukarıda saydığım salataya katılabilecek tüm ürünlerin bileşeninden bir koca kase salata yiyor artık akşam yemeği yerine. Yanında biraz kefir içiyor. Ama çoğunlukla pişmiş yemeyi akşamları yememeyi tercih ediyor. Yediği salatanın miktarını görünce zaten doymamasının imkansız olduğunu anlayabilirsiniz :)
Kızımın kış boyunca havuç ve turp salatası yediğini, kırmızı lahanaya ise atıştırmalık olarak da bayıldığını ve kahvaltıda dahi yediğini yazmıştım. Salatanın içine çiğden ıspanak yaprağı, semizotu, küçük parçalara ayrılmış taze fasulye, rendelenmiş kabak hatta tatlı sevenler için bal kabağı, bezelye topları, rendelenmiş kereviz, pırasa, ince ince kesilmiş kırmızı veya beyaz lahana ya da brüksel lahanası, küçük parçalara ayrılmış karnabahar ve brokoli konulabilir.
Kızımın yemek yemeyi reddettiği 12-15. aylar arasında çiğ beslenmesine izin vermiş olmam annelik hayatımda verdiğim en doğru karardı sanırım. Eğer şu anda kızım iştahlı, sağlıklı ve huzurlu bir bebekse, bu durumun bir kısmını da kızımın çiğ yiyeceklerle (çiğ sebze, meyve, kuruyemiş ve kurumeyvelerle) kendi kendisine beslenmesine izin vermiş olmama bağlıyorum.
Çiğ beslenmeyle ilgili okuduğum bir makale bu konudaki yönümü değiştirdi. Okuduklarımı bir süre zihnimde demlendiririm ben. Bu demlendirme aşamasında bir gün kızıma yemek yedirmeye çalışırken içinde bulunduğum durumdan bir adım geri atıp kendime uzaktan baktım: Kızıma kabak yemeği yedirmeye çalışıyordum. İçinde kabak, soğan ve domates vardı yemeğin. Oysa kızım salata tabağına hamle yapıyordu ve ben "salatayla karnını doyurmasın" (?) diye düşünüyordum. Oysa salatanın içinde de salatalık, soğan ve domates vardı. ""Yahu" dedim kendi kendime (evet, kendi kendime konuşuyorum ben) "Bu yemekle, bu salatanın içinde hemen hemen aynı sebzeler var. Üstelik salata çiğ ve enzimleri ölmemiş, yani daha sağlıklı. Bırak çocuk salata yesin. Niye zorluyorsun kendini pişmiş yemek yedirmek için!". İşte ondan sonra film koptu gitti. Kızım şu an (33 aylık) benden daha çok yemek yiyor desem yalan söylemiş olmam. Ama kesinlikle obez filan değil. Son derece sağlıklı bir çocuk. 
İşte benim annelik yönümü değiştiren makale: Çiğ beslenme konusunda uzman bir şef Kate Magic

Bebeği yemek yemeyenler için ayrıca şu yazımda yazdığım kitabı öneriyorum: "Çocuğum Yemek Yemiyor"

Şu anımı da hep anlatırım, yazmadan duramadım: Kızım sadece meyve yiyerek de öğün yapabiliyor. Henüz 12 aylıkken bir akşam hiçbir şey yemek istemedi ama masanın üstündeki mandalinalara atıldı (bizim evde çiğ besinler ortalıkta durur, her an yenilmek üzere). Akşam yemeği olarak tam 6 adet mandalina yedi ve yatıp uyudu. Midesi delinir mi acaba diye telaş ettiğimi hatırlıyorum :) Artık ara öğün olarak 1 elma ve 1 armut yiyebiliyor. Hatta bazen elma ve armutu kefirin içine rendeleyip yediriyorum tatlı niyetine.


Yorumsuz :)


20 Mayıs 2012 Pazar

Mayıs'ın 3. Haftası Pazarda Neler Var? Elta Ada Organik Tava Yoğurdu


Sebze ve meyve alışverişimi yıllardır pazardan yaparım. Perşembeleri semt pazarımız var. Cumartesi günü de organik pazara giderim vakit buldukça. Havalar soğuduğunda ise eve sipariş veririm. Pazardan aldığım/Eve sipariş ettiğim sebze ve meyveler de o hafta evimizde neler pişeceğini gösterir :)


Bakalım bu hafta pazarda neler vardı:

  1. Taze Bakla
  2. Enginar
  3. Domates
  4. Salatalık
  5. Kırmızı Elma (tatlı)
  6. Muz
  7. Çilek
  8. Yumurta
  9. Organik Sarı Somun Ekmeği
  10. Organik Pastörize Süt: Elta Ada marka
  11. Organik Tava Yoğurdu: Elta'nın yeni ürünü. Şiddetle tavsiye ederim! 
  12. Dereotu
  13. Taze soğan

Demek ki evimizde bu hafta ne pişecekmiş?! :)

  1. Bol dereotulu zeytinyağlı bakla.
  2. Enginar: Bebek enginarlar tazecikler. Sadece haşlayıp üzerine yağ gezdirerek de veriyorum kızıma. Deli oluyor kendisi enginara :) 
  3. Çoban salata: Domates, salatalık ve soğan. Yaz boyu yemekten bıkmayacağım lezzetlerden. Üzerine beyaz peynir ekleyip akşam yemeği olarak ya da akşamdan kalan salatayı ertesi gün kahvaltıda yiyebilirim. Bayılıyorum çoban salataya, mmh :)
  4. Çilek: Kızım çileğe deli oldu. Mis gibi kokuyor, tadı da tatlı ekşi. Tam mevsimi...
  5. Taze soğan: Her yemeğin yanında yiyoruz. Ailecek bayılıyoruz, bu nedenle koku sorunumuz olmuyor.
  6. Veeee bize haftada 3 kg yoğurt yedirten yoğurt: Elta Ada Kaymaklı Tava Yoğurdu! Yok böyle bir lezzet! Hani kaymaklı yoğurtların kaymağı yağlı olur da altı sulu olur ya? Bu yoğurt homojen olarak yağlı. Krema gibi dilin üzerinden kayıyor.Veeee Türk internet camiasında ilk defa bu yoğurdun fotoğrafını ben yayımlıyorum :) Elta Ada'nın kendi internet sayfasında bile yok bu ürün nedense?


    15 Nisan 2012 Pazar

    Nisan'ın 2. Haftası Pazarda Neler Var? Çocuklar İçin Sağlıklı Atıştırmalık: Kırmızı Lahana


    Sebze ve meyve alışverişimi yıllardır pazardan yaparım. Perşembeleri semt pazarımız var. Cumartesi günü de organik pazara giderim vakit buldukça. Havalar soğuduğunda ise eve sipariş veririm. Pazardan aldığım/Eve sipariş ettiğim sebze ve meyveler de o hafta evimizde neler pişeceğini gösterir :)


    Bakalım bu hafta pazarda neler vardı:

    1. Ayşekadın Fasulye
    2. Kırmızı Lahana
    3. Domates
    4. Salatalık
    5. Havuç
    6. Deveci Armudu
    7. Kırmızı Elma (tatlı)
    8. Muz
    9. Dil Peyniri
    10. Köy Peyniri
    11. Yumurta
    12. Tereyağı
    13. Kaymak
    14. Organik Sarı Somun Ekmeği
    15. Organik Pastörize Süt: Elta Ada marka
    16. Organik Tava Yoğurdu: Elta'nın yeni ürünü. Şiddetle tavsiye ederim!
    17. Organik Kıyma

    Demek ki evimizde bu hafta ne pişecekmiş?! :)

    1. Zeytinyağlı taze fasulye: Benim için yazın müjdecisi... Nihayet pazardaki yerini aldı. İlk ürünler olduğundan, henüz tazecikler, çıt diye kırılıveriyorlar ve kılçıksızlar.
    2. Kapuska: Senin son kapuskası, geçen haftadan artan lahana ile yapılacak.
    3. Kıymalı Bezelye: Yaz geldi, biz hala derin dondurucudaki bezelyeleri bitiremedik :) 
    4. Domates ve salatalık: Yazın müjdecileri... Artık tatları yerinde, mis gibi kokuyorlar. Kızımı bıraksam gün boyu salatalık ile beslenebilir sanırım.
    5. Kırmızı lahana: Kızım bütün bir kışı kırmızı lahana kemirerek geçirdi. Açıkta bir kapta kırmızı lahana bulunduruyorum, kızım aklına estikçe gidip kemiriyor. Ağzı burnu mosmor oluyor :) Kahvaltıda da kış boyunca sebze olarak, havucun yanında kırmızı lahana eşlik etti kızıma. Artık kış bitmek üzere ve sanırım kırmızı lahanalar da sonuna yaklaşıyor.
    Kızım her sabah kahvaltıda bu kadar kırmızı lahana yiyor.

    22 Mart 2012 Perşembe

    Mart'ın 3. Haftası Pazarda Neler Var? Pırasa Kavurma


    Sebze ve meyve alışverişimi yıllardır pazardan yaparım. Perşembeleri semt pazarımız var. Cumartesi günü de organik pazara giderim vakit buldukça. Havalar soğuduğunda ise eve sipariş veririm. Pazardan aldığım/Eve sipariş ettiğim sebze ve meyveler de o hafta evimizde neler pişeceğini gösterir :)


    Bakalım bu hafta pazarda neler vardı:

    1. Pırasa
    2. Portakal: Artık portakalın son demleri, mandalina zaten bitti.
    3. Muz
    4. Deveci Armudu
    5. Dil Peyniri
    6. Yumurta
    7. Tereyağı
    8. Kaymak
    9. Organik Sarı Somun Ekmeği
    10. Organik Pastörize Süt: Elta Ada marka
    11. Organik Kıyma
    12. Organik Tavuk Baget
    13. Organik İncik


    Demek ki evimizde bu hafta ne pişecekmiş?! :)

    1. Görüldüğü gibi yoğun tempolu geçecek olan bu haftada da kahvaltılıklara ve et ürünlerine yükleniyoruz. Çabuk pişsin, vaktimizi fazla almasın... Hem sağlıklı ve hem de lezzetli olsun :)
    2. Pırasa: Pırasanın zeytinyağlısı olur, havuçlu ve pirinçli, üzerine de limon sıkılır, mmhh... Uğraşmak istemeyenler için en pratiği: Pırasa Kavurma. Hani "Denizden çıksa babamı bile yerim." diye bir laf vardır? Ben de kavurmak suretiyle her nesneyi yiyebilirim :) Pırasanın soğanlı kavurması da kaymak gibi olur, boğazdan aşağı kayıverir. "Yumuşamaz, sert kalır" diye düşünmeyin. Üzerine yumurta da kırabilirsiniz. Ayrıca salçalı pırasa kavurmasını börek içi olarak da değerlendirebilirsiniz, o da ayrı bir lezzet, tavsiye ederim.Pırasa Kavurma aynı zamanda Dukan Diyeti yapanalr için de uygun bir öğünmüş: http://dukandiyetim.blogspot.com/2010/12/yumurtali-pirasa-kavurmasi.html
    3. Fırında tavuk baget
    4. Sinbo'da patates, havuçlu incik haşlama
    5. Tatlı olarak helvalara dadandık ailecek. Yanında da süt içmeye bayılırım ben...
    Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

    Instagram

    Instagram

    Twitt'le

    Translate

    İstatistiklerim


    View My Stats