18-24 ay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
18-24 ay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Aralık 2012 Pazartesi

1 yaşından sonra bebeğin beslenme düzeni nasıl olmalı?


Kızımın ek gıdaya geçtikten sonraki beslenme düzenini şurada yazmıştım:

1 yaşına kadarki kahvaltı alışkanlıklarını da şu yazımda yazmıştım: 

1 yaşından sonra gün içindeki emme sıklığı çok azaldı Hatta 1 yaş civarında günde sadece bir kere ve 5 dakika kadar emiyordu. Bu nedenle de katı gıdaya çok daha fazla ağırlık ve önem vermeye başladım. 

1-2 yaş aralığındaki beslenme düzeni şöyleydi:

07.00
Kalkış ve beslenme (meme)

Uyanır uyanmaz emdiği için uyandıktan 1 saat kadar sonra kahvaltı ediyor.
08.00
Kahvaltı

Her öğün ortalama 1 saati bulabiliyor.
11.00
Ara öğün: Meyve ya da kuru yemiş


12.30
Öğlen yemeği: Etli, sebzeli, baklagilli yemek
Öğle uykusu
16.00
Ara öğün: Meyve ya da kuru yemiş


18.00
Akşam yemeği: Öğlen yemediği besin grubu her neyse onu tamamlamaya çalışıyorum. Biz ne yiyorsak, aynısından ikram ediyorum

Çoğu zaman akşam yemeği yemek istemiyordu. O zaman yoğurt/kefir ve/veya meyve, kuru yemiş-kuru meyve veriyordum.
19.30
Uyku öncesi: Anne sütü

8 aylıktan sonra akşam uykusuna yattıktan sonra hiçbir şekilde gece beslemedim.

Yani normal bir günde 1-2 yaş arasında topla 5 öğün yemek yiyordu. 

Ancak canı istemezse asla yemesi için zorlamadım.

Bir akşam bir kase kuru yemiş yiyip yatıyordu. Başka bir akşam tam 6 tane mandalina yiyip yatmıştı ki meyve asidi midesine zarar verir mi diye çok korkmuştum. Bazen de akşam yemeği olarak sadece yoğurt yiyor veya kefir içiyordu. Gelişiminde ya da sağlığında hiçbir sorun yaratmadı bu durum.

Tabii bu düzene birden bire değil zaman içerisinde yavaş yavaş geçti. 

2 yaşından sonra: 4 öğüne indi. Kahvaltıdan sonraki ara öğünü talep etmedi. Yani 3 ana, 1 ara öğün.

3 yaşından sonra: Ben kendi irademle 3 öğüne indirmeye çalışıyorum, yani 2 ana bir ara öğün. Geç kahvaltı ettirip (uyanır uyanmaz emiyor hala), ara öğün kadar hafif bir öğlen yemeği yediriyorum. 15.00-16.00 arasında bir ara öğün daha yapıyor. Akşam da 18.00-19.00 arasında akşam yemeğini yiyip, yatmadan önce de sadece meyve yiyor. Ben günde 2 ana öğünün bir yetişkin için yeterli olduğunu düşünüyorum. Kızımın beslenme alışkanlığını da buna uydurmaya çalışıyorum.

Prensip olarak acıkmadan yemek yenilmemesi taraftarıyım. Dolayısıyla kızıma da acıkmadan yemek vermedim. 2 saatte bir acıkacağını öngörerek yemek teklif ettim ama eğer kabul etmezse ısrarcı olmadım, yemek saatleri konusunda kuralcı da olmadım. Yemediği zaman, yarım saat bir saat sonra tekrar teklif ettim. Eğer aç olduğunu düşünüyorsam ve yine de yemiyorsa, yemeği beğenmediğini düşünerek başka bir şey teklif ettim. Pişen yemeği yemesi konusunda da ısrarcı olmadım. Zaten çocuklar bugün severek yedikleri bir şeyi yarın yemeyebiliyorlar, ya da hiç ağızlarına sürmedikleri bir şeyi birden bire yalana yalana yemeye başlayabiliyorlar. Yani kızım ne zaman, ne kadar ve ne yiyeceğine kendisi karar verdi. Hatta nerede ve nasıl yiyeceğine de kendisi karar verdi. Yemek masasında yemesi ya da çatal kaşıkla yemesi konusunda da ısrarcı olmadım. Orta sehpa üzerinde ya da kendi oyun masası üzerinde ya da yere serilmiş temiz bir bez üzerinde, oyun oynarken ya da kitap okurken, elleriyle yemesine de ses çıkarmadım. Zaten sık sık sokakta, parkta bahçede yemek yiyorduk. Piknik yapmaya bayılıyor. Ama sık sık lokantada ya da eşin dostun evinde yemek de yeriz. Belki de bu nedenle kızım yemek masasında oturup, çatal kaşıkla yemek yeme konusunda da hiçbir sıkıntı yaşamadı.

Öğlen yemeklerini kızıma özel, az porsiyonlarda ve olabildiğince fazla besin grubu içerecek şekilde pişiriyordum. Akşam yemeklerini ise bizimle birlikte, ona uygun şekilde tuzsuz salçasız hazırlanmış yemeklerimizden yiyordu. Şu anda (38 aylık) sanırım yemediği hiçbir tencere yemeği yok. Sulu yemekleri pilav ya da makarna ile karıştırıyorum, çorbasına da ekmek ekliyorum. Böylece kendi kendine yiyebiliyor. Kızıma 1 yaşına kadar ekmek vermedim. Yemeklerini pirinç, mercimek, erişte ya da irmik ekleyerek koyulaştırıyordum. 1 yaşından sonra da sadece salata suyuna banmak ya da çorbasına eklemek suretiyle ekmek verdim. Verdiğim ekmek de ya ev yapımıydı ya da güvendiğim özel fırınlardan alınmaydı ve biz de beyaz ekmek yemediğimizden, hep tam buğday ekmekleri yedi. Hala beyaz ekmek yemez. Tam buğday ekmeğini de eline alıp kemirmez çoğunlukla. Pilav ve makarna olarak da bulgur pilavı ve erişteyi tercih ettim. Dolayısıyla kızım hala bulgur ve erişte ile yapılan yemekleri çok seviyor. Beyaz pirinç veya makarna pişireceksem de içine nohut ve sebze eklemeye gayret ediyorum. Patatesi de sadece çorbasına katıyordum ve blendırdan geçiriyordum. Dolayısıyla patatesi tanımadı hiç. Şu anda patates kızartmasını ağzına sürmüyor. Kararımdan pişman değilim.


1 yaşından sonra kuru yemişi önüne koydum, kendisi yedi. Önceleri fındığı ikiye, cevizi dörde beşe bölüp önüne tane tane koyuyordum ki hem yuvarlak nesneler boğazına kaçmasın hem de önündeki her şeyi ağzına sokup da tıkanmasın. Yemeye alıştıkça önüne kaseyi koymaya başladım. 18 aylıkken hiç sorunsuz arabada, sokakta kuru yemiş yiyebiliyordu. Herhangi bir tıkanma sorunu yaşamadı. Dişleri yokken de damağıyla gayet rahat öğütüyordu. Aynı şekilde çiğ beslenmeyi sevdiğini fark ettiğimden havuç, salatalık, taze fasulye, lahana, yeşil salatanın sert kısımları, sivri biber, kırmızı kapya biber ve benzer besinleri de çiğ olarak veriyordum. Önceleri onları da küçük parçalar halinde ve ara öğünde verdim. Sonra ince uzun doğrayıp, derin bir bardağa koyup eline verdim. Kıtır kıtır kemiriyordu. 3 yaşından sonra tamamen bütün halinde ve bazen de ana öğün olarak yiyor bu tür çiğ besinleri. Evimizde bütün gün kıtır kıtır sesleri duyuluyor.


Şeker oranı yüksek olduğundan kızıma meyve suyu vermedim (reçel de vermedim, 1 yaşına kadar tatlı da vermedim). Halen daha kefirin ekşi tadını daha çok sever, meyve suyu içmez. İçecek olarak sadece anne sütü, bitki çayı ve kefir veriyordum. Şimdi 3 yaşında bir de soda içmeye başladı. Başka içecek kabul etmiyor. İçmek isterse şalgam suyu da içmesini isterim. Anne sütü aldığı için normal süt de içmek istemedi. Onun için de zorlamadım. Süt yerine kefir içmesini tercih ettim. Kızım şu anda 38 aylık. Halen anne sütü alıyor. İnek sütünü de sadece sabahları müslisini yerken bir bardak kadar içiyor. Kefir içmeye de devam ediyor. Kışları da hemen her akşam yemekten sonra hep birlikte bitki çayı içiyoruz. Bizimle birlikte çay içmek isterse itiraz etmedim, paşa çayı yaptım ona.  Ama sırf bizimle içmiş olmak için birkaç yudum içiyor, bitki çayını normal çaya tercih ediyor. Biz kahve içerken bize eşlik etmek istediğinde de sütün içine keçi boynuzu tozu koyup, bizim kahve fincanlarında kahve gibi pişiriyorum. Normal kahve fincanına koyuyorum. Bizimle birlikte kahve içiyor ve mutlu oluyor :) Henüz bizim kahvemizin tadına bakmak istemedi.

Bir yaşından sonra salondaki zigonun üstünde, kızımın erişebildiği bir yerde sürekli meyve, kuru yemiş ve su bulundurdum. İstediği zaman atıştırmasına da karışmadım. Su içmesini ise sık sık hatırlattım. Çünkü küçük çocuklar oyuna dalıp yemeyi içmeyi unutuyorlar. Yemekleri saatinde yedirmek çözüm oluyor ama ne zaman susadıklarını bizler de bilemiyoruz. Çocuk susayınca rahatsızlık hissediyor. Bu rahatsızlığı adlandıramıyor ve asabiyet yaratıyor. Sık sık su teklif etmek bu türlü gerginliği önlüyor. Ayrıca yemekten önce su vermeyin, şişirir de derler ama ben kızımda tam tersini gözlemledim. Susuzken yemek yiyemiyor. Kendimde de dikkat ettim, ben de yiyemiyorum. O nedenle yemekten önce de, yemek sırasında da su içmesine hiç karışmadım ve masada hep su bulundurdum. Hemen her yemekten önce lıkır lıkır suyunu içer, sonra da gayet güzel yemeğini yer.

1 yaşından sonra her şeyi yedirdim. Alerjen olabilir denilen inek sütü, bal, çekirdeği içinde olan meyveler (kivi, çilek, domates, çekirdekli üzüm vs). Nar da yedirdim. Soyup önüne koyuyordum ama parmaklarıyla, ama kaşıkla yemeye bayılıyordu. 3 yaşında, artık ayıklamaya da başladı. Haşlanmış mısır da yediriyordum. Kırılmayacak derince bir kaba haşlanmış mısır taneleri koyup ara öğünlerde eline veriyordum. Şu anda da haşlanmış mısıra bayılıyor (an itibariyle Türkiye'de GDO'lu ürün yetiştirmek yasak ama ithalatı serbest. Dolayısıyla eğer yerli üretim mısır buluyorsanız, GDO'suz olduğundan emin olabilirsiniz). Ayrıca yağsız ve tuzsuz patlamış mısır da veriyorum. Bazen patlamış mısırla ana öğün bile yapabiliyor.


2 yaşından sonra normal kahvaltı ediyordu ama 3 yaşından sonra kahvaltıda müsli vermeye başladım hafta içleri: Yulaf, kuru üzüm, ceviz, ay çekirdeği, avokado vs koyuyorum. Bazen inek, bazen badem sütü ile kendisi yiyor çoğu zaman.


1 yaşına kadar kas gelişimi hızlı olduğundan, kas oluşumu için proteine ihtiyaç duyuyordu. 1 yaşından sonra et tüketimi yavaş yavaş azaldı ve 2 yaşından sonra büyümesi iyice yavaşladığından, kas oluşturmak yerine, oluşmuş kaslarını kullanmak ister oldu. Enerji ihtiyacını karşılamak için de karbonhidrata ihtiyacı var. Yeterli miktarda karbonhidrat vermezsem, şekerli yiyecek talep ediyor. O nedenle 3 yaşından sonra her gün bir öğününü karbonhidrat ağırlıklı pişiriyorum. Yani makarna, pilav yemesine takılmıyorum. Cevizli erişte, nohutlu meyhane pilavı denilen türde bulgur pilavı ve kuskus en sevdiklerinden. Ama normal pirinç pilavı ve makarna istediğinde de red etmiyorum. Şekerli yiyecek yemesindense sebzeli pilav ya da makarna yemesini tercih ediyorum.

Yemediği şeyleri de kafama takmıyorum: Sadece 1-2 peynir türünden çok az miktarda yiyor; yumurta sarısı yemiyor; patates, börek, gözleme yemiyor; süt sadece 1 bardak içiyor vs vs. Yemediklerinden ziyade yediklerine yoğunlaşmayı tercih ediyorum.

NOT: Hatırlatmak isterim ki beslenme uzmanı ya da çocuk doktoru değilim. Sadece tek bir çocuğum var. Buraya yazdıklarım tamamen 38 aylık, gelişimi her zaman üst sınırda gitmiş ve henüz hiç ilaç kullanmamış sağlıklı (çok şükür) tek bir çocuk annesi olarak tecrübelerimdir.

24 Nisan 2012 Salı

Çocuğunuz Klozete Oturmayı Red mi Ediyor? Moonstar Tuvalet Alıştırıcısı



Kızımı 9. ayından bu yana klozete oturtuyorum ve 12. ayından bu yana da kakasını bezine asla yapmadı. Buna rağmen 30. ayında klozete oturmayı reddetmeye başladı. Son dakikaya kadar çişini tutuyor, sonra da altına kaçırıyordu. Altına kaçırdığında da çok üzülüyor, çok geriliyordu. Ne yapmam gerektiğini kestiremiyordum. İki yaş krizi olduğunu zannetmiştim. 

Ama bir adım geri atıp çocuğu uzaktan izleyince sorunu anladım: Kızım artık büyümüştü ve benim yardımıma ihtiyaç duymak gururuna dokunuyordu. 

Ben de bu adaptörü aldım: MoonStar Tuvalet Alıştırıcısı.

Kızım şimdi koşa koşa tuvalete gidiyor, adaptörünü kendisi yerleştiriyor, pantolonunu kendisi çıkarıp, klozete kendisi oturuyor. Bu durum benim fıtıklı belime de çok iyi geldi doğrusunu söylemek gerekirse :)

Daha küçük bebekler için de uygun bir adaptör.

Klozetten önce oturağa oturtmayı tercih edenler içinse şu tür müzikli oturakların, tuvalet eğitiminde çok işe yaradığını çevremden sık sık duyuyorum:


12 Eylül 2011 Pazartesi

Torba'da nerede kalınır? (Hotel Omar)

Otelin üstten girişi...

En iyi Bodrum'da tatil yapılır düşüncesiyle bu yaz bir de Bodrum'a uğradık. Değişik yerler denemeyi sevdiğimizden, daha önce hiç kalmadığımız Torba'ya gittik. Sanırım, çoğunlukla yerleşik halkın kaldığı bir belde olduğundan küçük, gürültüden izole, sakin ve nezih bir bölge.


Üst girişten aşağı yürümek gerekiyor.
Alt girişe ise araba girişi yasak olduğundan,
park edip otele kadar yine yürümek gerekiyor :)

Sahilde bakınırken Hotel Omar'da karar kıldık. Torba sahili de, Didim gibi halka açık. Oteller ile sahil arasında yaya yolu var. Hatta yolun sonunda meşhur Voyage Otel var ve yaya yolu otelin içerisinden geçerek devam ediyor. Otel görevlileri ışıklandırılmamış yolun başında durarak, dolaşmaya çıkanları yönlendiriyor ve bu şekilde otelin güvenliğini sağlamaya çalışıyorlar. İlk defa böyle bir uygulama gördüğümüzden, bize çok ilginç geldi. Otelin diğer bir ilginç olan yanı da sessiz sakin Torba Koyu'nda tüm gün ve gece bangır bangır müzik yayını ile animasyon ekibinin sesinin ortalığı inletmesi... Biz mi yaşlandık nedir?





Voyage'ın sahili
(Palmiyelerden hoşlanmadığımı söylemiş miydim?)

Neyse ben Hotel Omar'ı anlatayım:
Bir kere mimarisine ve çevre düzenlemesine bayıldım!
Bir kale gibi dizayn etmişler ve tüm odaları deniz görüyor. Biraz merdiven inip çıkmak zorunda kalıyorsunuz, ama Bodrum'un yapısı nedeniyle zaten çoğu tesis merdivenli.




Otelin her tarafı çiçeklerle süslenmiş ve bahçenin çok iyi bakıldığı her halinden belli. Belli ki otel inşa edilirken etraftaki zeytin ağaçlarını korumuşlar. Otelin içinde çok sayıda zeytin ağacı ve yerlerde hep ağaçlardan dökülmüş zeytinler var.



Sadece havuzunu biraz kirli bulduk (belki de bize öyle geldi) ama zaten fazla havuza girmediğimiz için önemsemedik. Söylemeden geçemeyeceğim: Otelde normal havuz ile çocuk havuzu arasında bir ara bağlantı var. Eğer bebeğiniz, çocuk havusunu kirletirse zor durumda kalabilirsiniz (Müdahale etmekte geç kalırlarsa her 2 havuzu birden boşaltmaları gerekebilir.)


Sol taraftaki açık ama üstü kapalı alan otelin restoranı.

Zeytin ağacının gölgesindeki pusette
henüz birkaç aylık bir bebek uyumakta...

Odaların hepsinin giriş kapısı önünde geniş bir alan var. Oradaki masalarda yemek yiyebilir ya da çamaşır askısında havlularınızı kurutabilirsiniz.

Odalar ise şimdiye kadar gördüğüm en geniş otel odaları: 50 m². İki tane sedirin bulunduğu geniş bir girişi var. Sedirlerde rahatlıkla birer kişi yatabilir. Sedirde yatmayı çok sevdiğim için bir gece, sedirde yatıp elimi camdan dışarı sakıtarak uyudum. Çok keyifliydi :) Minik bir açık mutfak alanı var. Mutfak dolaplarının içine de ihtiyacınız olabilecek mutfak araç gereci koymuşlar. Hepsi de gayet temizdi. Yatak odasında iki yatağı birleştirdiler ve bebek yatağı getirdiler. İki yatağın birleştirilmesinden hazzetmiyorum ama yine de oteli çok sevdiğimizden, bunu da sorun etmedik. Odalar bu kadar geniş olmasına rağmen banyosunda sadece minik bir duşakabin var (bu genişliğe bir küvet yakışırmış) ve sıcak su konusunda da biraz hassaslar sanırım :) Gün içerisinde su ılık akıyor, sadece akşamları sıcak akıyordu. Bizim için sorun olmadı ama minik bebekleri olan aileler ne yaptılar bilemiyorum. Her gün gelip biz fark etmeden oda temizliğini yaptılar, bebeğimiz uyuyor dediğimiz zaman 2-3 defa gelip kontrol ettiler. Temizlik konusunda hiçbir sorun yaşamadık.




Otel içerisinde bir restoran var. Öğle yemeklerimizi orada yedik. Servis elemanları elbette son derece amatördü. Yemekler de ahım şahım değildi. Ama temizlerdi ve öğlen yemeği için de fazla şatafata gerek yoktu :) Havuz başındaki "snack bar" ise orada olduğumuz dönemde işlemiyordu (ağuztos ve ramazan ayıydı). Zaten havuza giren fazla kişi yoktu, ayrıca restoran da havuza "snack bar" kadar yakındı. Bir de otelin altında minik bir bakkal vardı. Sahilde olduğunuz sürece bir şeyler yiyip içmek için otele çıkmanıza gerek kalmıyor böylece. Deniz kenarına da servis yapıyorlardı.

Sahil çakıllı ve dar, 2 sıra şezlong ancak sığıyor. Deniz ise akvaryum gibi, herkes şnorkelle yüzüyor. Kızımı bırakıp da fazla uzağa açılamadım ama dubaların içerisinde kalan alanda bile 5-6 çeşit balık görebildim. Balıkların da teyit ettiği gibi, deniz tertemiz.



Sonuç: Çok çok ucuz bir otel değil, ama açık mutfağı ile tasarruflu bir tatil imkanı sunuyor. Süper lüks değil ama temiz ve mimarisi, yerleşimi, çevre düzenlemesi, manzarası, denizi, sahili harika :)

6 Eylül 2011 Salı

Didim'de nerede kalınır? (Orion Otel)

Cevap: Altınkum, Didim'de kalmak için bence en uygun yer.

Bu tatilde Didim'e ilk defa gittik ve sadece bir gece kaldık; o nedenle yanlış bilgi de veriyor olabilirim :) Ama gördüğümüz kadarıyla, çoğu Ege sahilinden farklı olarak, tıpkı Sarımsaklı gibi Didim'de de boydan boya halk plajı var. Dolayısıyla hiçbir otelin doğrudan denize plajı yok. 

Sahili boydan boya gezdik ve hemen önünden denize girilebilecek otellerin Altınkum bölgesinde olduğunu gördük. Oteller plajı kapatmamış ama en azından otelin arka kapısından çıkar çıkmaz kuma basabiliyorsunuz ki bu da küçük çocuklu bir anne için bulunmaz nimettir.

Altınkum'da fazla oyalanmadık, gözümüze en hoş görünen oteli seçtik: Orion Otel.

Ortadaki kavisli bina Orion Otel.
Otel odaları standarttı. Üç günde bir havluların değiştiğini söylediler. Otelin bir minik havuzu vardı ama o muhteşem plaj karşısında kimse havuza girmiyordu. Akşam saatlerinde de havuz çevresini, getirdikleri masalar ile restorana çeviriyorlardı.


Tıpkı Altınoluk'ta kaldığımız otelde olduğu gibi Altınkum'daki bu otelde de akşam yemeği mantığı aynıydı: Bir çeşit et yemeği, bir çeşit tavuk yemeği, birkaç çeşit zeytinyağlı ve meyve/tatlı kombinasyonları. Ama en azından yemekler diğer otele kıyasla daha özenle hazırlanmış ve daha lezzetliydi. Eşim bile yemek konusunda şikayetçi olmadı. (Şimdi aklıma geldi, ambiyans da önemli: Altıner Otel'de yemeklerimizi plastik ve dolayısıyla sağa sola esneyen masalarda yemiştik; Orion Otel'de ise bambu iskeletli cam masalar kullanılıyordu).

Sahil ise dünyanın sayılı sahillerinden, tamamen kum. Deniz ise akvaryum gibi, kumlu olmasına rağmen pırıl pırıl. Benden başka şikayetçi olan duymadım ama Didim'de başıma şu geldi: Balıklar tarafından ısırıldım. Öyle böyle değil hem de 3 defa aynı noktadan saldırdılar. Sonradan baktım, orada kanayan minik bir yara oluşmuş. Balıklar mı yaptı, yoksa yara zaten vardı da balıklar oraya mı saldırdılar bilemiyorum. Daha önce de başka yerlerde başıma geldiğinden fazla önemsemedim :)

Didim'de akşam dolaşmaya çıktık. Ortam güzeldi. Çoğunlukla İngilizler tercih ediyorlar sanırım, İngiliz kahvaltısı veriliyordu her yerde. Karaoke barlar vardı. İnsanlar sokaklarda dolaşıyorlardı. Neşeliydi, hoş bir ortamdı. Hande Yener konserine bilet satılıyordu. Hem çocuklu aileler hem de yaşlılar mutlu görünüyorlardı.

Orada fazla kalmamızın nedeni ise şuydu: O muthiş sahil pislik içinde. Kızım kumla oynuyor, içinden sigara izmaritleri çıkıyor. Sokak köpekleri sahilde dolaşıyor, kafalarına göre sağa sola pisliyor; kimse de temizlemiyor. Denizden sahile vuran kullanılmış kadın pedi ise olaya son noktayı koydu zaten.

Ortam güzel, deniz müthiş, kumsal harika ama işte insanlarımız henüz hazır değiller sanırım. 

Sonuç: Didim'e ancak gezerken uğrar, denize girer ve yoluma devam ederim. Uzun süreli kalmayı ise belki ancak bir 10 sene sonra denerim.

Not: Didim'den Bodrum'a doğru giderken yolsa acıktık ve bir gözlemecide durduk. Aklımızda bulunsun diye buraya fotoğrafını ekleyeyim: Hem gözlemeleri çok güzeldi hem de çocuklar için çeşitli oyuncaklar vardı etrafta, kızım da keyifli zaman geçirmişti orada.

Fatma Ana'nın Yeri :)


28 Ağustos 2011 Pazar

Altınoluk'ta nerede kalınır? Altıner Otel


 Kısa bir araştırma sonrası biz Altıner Otel'i tercih ettik. Kıcasa özetleyecek olursam:

Ağustos ayı olmasına rağmen suyu buzzzzz gibiydi. Otelin yakınlarında bir yerde, bir nehir suya karışıyormuş ve suyu zaman zaman böyle soğuk oluyormuş. Akıl edip de kızımın balık adam giysisini yanıma alsaydım belki onu sokabilirdik. Ama soğuk sudan hiç şikayetçi olmayan eşim bile giremedi suya. Kızım da denizin kıyısında oturup, çakıllarla oynamakla yetinmek zorunda kaldı...



Suyun soğuk olmasa, denizi müthiş güzel. Tam benim sevdiğim gibi çakıllı ve dolayısıyla berrak. Zaten mavi bayrağı var.


Plajı dar ve taşlık. Siz de benim gibi bebeğinizin oyalanması için kumluk bir plajın daha uygun olacağını düşünenlerdenseniz, çakıllı bir plajda geçireceğiniz bir kaç saat fikrinizi değiştirebilir. Belki 3 yaş civarı kumda daha çok oyalanabilir bilemiyorum. Ama 2 yaş civarındaki şu dönemde taşlar ve taşları kovalara doldurup boşaltma işlemi kızımı kumla oynamaktan çok daha uzun bir süre oyalayabiliyor.



Oldukça geniş bir havuzu var. Bir de su kaydırağı mevcut. Bu kaydıraklar çocukları epey oyalıyor gördüğüm kadarıyla. 3-4 yaşından sonra kaydıraklara daha da meraklı olacağını düşünüyorum. Çocuk havuzu ise 50 cm derinliğinde ve su 2 yaşındaki kızımın bile beline geliyordu. Dolayısıyla çocuk havuzunun içinde kolluksuz oynamanın keyfini sürdü bizim kız. Yalnız, başlarına sık sık gelen kazalardan dolayı sanırım, normal havuza bezli bebekleri sokmuyorlar. Bizimle birlikte yüzmeye alışık olan kızım bu durumdan hiç hoşlanmadı. Havuzun yakınında bir "pool bar" ve çokça hamak var. Ayrıca bir de minik çocuk parkları var ve benim için önemli olan nokta: Park ağaçlık bir alanda ve dolayısıyla gölgelik ve serin oluyor.



Otel 3 katlı. Standart odada, iki tane tek kişilik yatağı birleştirdiler; kızım için de park yatak getirdiler. Eğer çocuğunuz park yatakta, sizden ayrı yatmıyorsa sorun olabilir: Birleşmiş yatakların ortasındaki bölgede yatmak çocuğunuzu rahatsız edebilir.

Bizim için ana sorun ise akşam yemeğiydi: Yemekte et yemeği olarak etli patlıcan, tavuk olarak da başarısız bir tavuk şnitzel türevi vardı. Eşim yemek konusuna takıntılı olduğu için bu otele bir daha gideceğimizi sanmıyorum. Ama siz yemek konusunda çok da ayrıntıcı değilseniz, diğer yönleri ile bizde oldukça olumlu etki bıraktı. Unutmadan ekleyeyim: Akşam yemeğinde canlı müzik vardı. Kızım, hem gitar çalıp hem de şarkı söyleyen abi eşliğinde yemek yemekten hoşlanmıştı.


Bir de hatırda tutmakta fayda var: Kaz Dağları'nın karı Ağustos ayında eriyor ve ırmaklar yoluyla denize ulaşıyor. Ayrıca Altıner Oteli'ne çok yakın bir de şelale var. Bu durumda Ağustos ayında deniz suyunun sıcak olacağı yanılgısına düşmemek gerekiyormuş; yaşadık , gördük :)

24 Ağustos 2011 Çarşamba

Bebeğim havuzu kirletirse ne yapmalıyım? (Fazla yutulan deniz/havuz suyu)

Olayın geçtiği çocuk havuzu :)


Cevap: Çocuğunuzu çocuk havuzuna sokmuş olduğunuzu ümit ediyorum. Hemen diğer çocukları havuzdan çıkartıyorsunuz ve gidip otel yönetimine haber veriyorsunuz. Bir yarım saat içinde çocuk havuzu boşaltılıyor, temizleniyor ve yeniden dolduruluyor. Siz de yaşadığınız utancın sonunda bir rahatlama hissi duyuyorsunuz.

Off ki of! Başımıza bu da geldi... Bu konuda çok dikkatliyimdir. Kumaş bezlere güvenmediğim için havuzda her zaman mayo bebek bezlerinden kullandım. Ama bu seferki tatilde boş bulundum. Denize girmek üzere mavi bayraklı denizi olan bir otele gitmiştik. Denize kızımı çıplak sokuyorum. Bu nedenle sadece mayosunun altıyla denize doğru ilerlerken kızım resimde arka fonda görülen su kaydıraklarından çocukların kaydığını gördü. Kendisi de girmek istedi. Eşim de kırmadı ve birlikte kaydılar. Bu sırada kızım yüklü miktarda klorlu su yuttu. İşte o noktada uyanmam gerekirdi ama yorgundum ve boş bulundum.

Kızım fazla miktarda deniz ya da havuz suyu yuttuğunda, bu fazla sular gayet berrak olarak poposundan çıkıyorlar. Çıkarken beraberlerinde kurumuş ağaç yaprağı gibi ufak tortular da getirmeseler ve ben de gözümle görmesem, poposundan çıktıklarına kesinlikle inanmam. Tamamen sallama usulü, şöyle bir açıklama buldum kendimce: Sanırım, vücut fazla miktarda tuzlu ya da klorlu suyu böbreklere yüklememek adına barsaktan boşaltıyor. Tamamen uyduruyorum ama olabilir de... Başka annelere sordum; kimi çocuk da yuttuğu suyu direkt mideden çıkarıp istifra ediyormuş. Neyse iyice iğrençleşmeyeyim, konu zaten sapıtmaya müsait :)

Çocuk havuzundaki çocukların eğlendiğini gören kızım doğrudan çocuk havuzuna geçiş yaptı. Orada da kendi kendine oynuyor, biz de başında duruyoruz derkennnn kızımın ayaklarının etrafında kuru yapraklar görmeye başladım. "Yok canım, daha da neler" derken, yapraklar artmaya başladı. Hemen kızımı kaptığım gibi eşime verdim. Havuzdaki diğer çocuğu çıkardım. Ailesinden özür diledim. Koştur koştur resepsiyona gidip durumu izah ettim. Derhal gelip havuzu boşalttılar. Temizlediler ve yeniden doldurdular.

Bu arada ben yerin dibine girdim tabii. Havuzdaki diğer çocuğun ailesi oruçlu filan mıydı bilmiyorum, ayaklarını sokuyor ama kendileri girmiyorlardı. Çocukları da kızımdan büyük bir çocuktu ama büyük havuzunda yüzmekten korkuyordu sanırım; çocuk havuzunda ise kendi kendisine eğleniyordu. Havuz boşaltılınca, o aile de oteli terketti. Günlerini mahvetmiş olabilirim; hala aklıma geldikçe üzülüyorum.

Ertesi gün, benim kızımdan yaşça biraz daha büyük bir erkek çocuğu (ki o da yetişkin havuzundaki kaydıraklardan kayıyordu) çocuk havuzunda kakasını yapmış. Ama altında bezi olduğundan kimse fark edemedi. Sonra çocuk havuzundaki kaydıraktan kayarken kakası mayo bezden çıkarak kaydırağa sıvandı. Ben de en azından kaka sorununu uzun zaman önce halletmiş olduğuma sevindim. Kızımın denize girdiği ilk günden beri acaba denize, havuza kakasını yapar mı gibi bir gerginlik yaşamadık. Ama bu rahatlık sonunda pahalıya patladı, o da ayrı mevzu. Neyse ki olay yetişkin havuzunda başımıza gelmedi deyip, züğürt tesellisi bulayım bari...

Sonuç: Gittiğiniz otelde çocuk havuzunun yetişkin havuzuna bağlantısı olup olmadığına bakın. Eğer bağlantısı yoksa nispeten rahat edebilirsiniz. Bir kaza anında küçük havuz hızla boşaltılıp temizlenerek doldurulacaktır. Bebeğiniz tuvalet eğitimini tamamladıktan sonra bile mayo bezi olmadan havuza sokmayın. Zira uzunca bir süre oyuna daldıklarında ya da fazla su içtiklerinde altlarına kaçırma eğilimleri oluyor.

9 Temmuz 2011 Cumartesi

Bebek kahvaltısı nasıl olmalı?

Hem bulamaç hem de parçalı kahvaltının uyumlu birlikteliği :)

Cevap: Hafta içi bulamaç, haftasonu ve sair aile kahvaltılarında normal kahvaltı şeklinde olmalıdır.

Bebekler konusundaki her husus gibi, bu sorunun cevabı da bebeğe göre değişir. Yukarıda verdiğim cevap, benim kızımda uyguladığım ve çevremdeki bebeklerle kıyasladığımda da doğru bir tercih yaptığımı gördüğüm yöntemdir. Pekçok arkadaşım, kimsenin kendilerini bu konuda uyarmadığını ve şimdiki akılları olsa benim gibi yapacaklarını söylemişlerdir. Nedenlerini sayayım:
1. Sadece normal, yani parçalı kahvaltı yapan bebek az miktarda kahvaltılık yer. Oysa kahvaltı hepimizin bildiği gibi günün en önemli öğünüdür ve en azından benim kanımca en ağır yapılması gereken öğündür. 
Normal kahvaltıda yiyip yiyeceği bu kadardır kızımın...

2. Bulamaç şelinde kahvaltı yapan bebek son derece yüklü bir kahvaltı yapar ve gün içinde alması gereken kalori miktarının çoğunu kahvaltıda alır. Böylece geri kalan öğünlerini yemek istemezse bile içiniz rahat olur, çocuğu zorlamak zorunda kalmazsınız. Aranızdaki ilişki zedelenmez. Bkz. aşağıda: Bulamaç kahvaltı tarifi :)

3. Mamafih 1 yaşından önce sadece bulamaç ile kahvaltı etmiş olan bebek, 1 yaşından sonra da normal kahvaltıya geçmeyi reddedecektir. Bebeğin uyku saatleri azalıp, kendi kendine rahatlıkla yürümeye başladığında daha çok gezmek isteyeceksiniz. Ama sürekli bulamaç şeklinde kahvaltı yapmanız mümkün olmadığından, ev dışında yapılan kahvaltılarda zorlanacaksınız.

Amcasının evinde bir geniş aile kahvaltısında yağda yumurta yemeye çalışan Kontes Hanım.

4. Ayrıca evde kahvaltı yapıyor olsanız bile bulamaç yapamayacağınız ya da yapmak istemeyeceğiniz günler olabilir. Bebeğin normal kahvaltı yapamıyor olması, bebek büyüdükçe sinirlerinizi germeye başlayabilir :)

Bulamaç bulamayan bebek irisi sağlıksız poğaçalara ve az kalorili salatalıklara yüklenir :)

Sonuç olarak, bence en ideali, bebeği henüz 1 yaşını geçmeden hem bulamaç şeklinde hem de parça parça kahvaltı etmeye alıştırmaktır. Böylece bebeğin yoğun kahvaltı yapmasını istediğiniz zaman bulamaç ile, bebeğin sizinle masaya oturup kendisinin yemesini istediğiniz zaman da parça şeklinde kahvaltı  etmesini sağlayabilirsiniz.

Ve merak edenler için bulamaç kahvaltı tarifi:
Bebeğin ayına göre süt veya ıhlamurun içine haşlanmış yumurta, ezilmiş ceviz ve fındık, tereyağı, tuzsuz siyah zeytin, tuzsuz peynir (lor veya rende dil peyniri), keçiboynuzu tozu, bal/pekmez, bulamacı koyulaştırmak için muz/avakado; karbonhidrat eklemek istenirse bisküvi/ekmek.

Uyarı: Bu kahvaltıyı yapan bebek, arpası fazla geleceğinden gün boyu poposuna motor takılmış gibi hareketli olacaktır :)

En üstteki fotoğraftaki uyumlu birlikteliğin sırrı:
Kızım haşlanmış yumurta sarısı yemiyor ama beyazına bayılıyor. Tuzlu peynir yemiyor ama tuzsuz dil peynirini kemirmeyi seviyor. Peyniri, yumurtayı, bal/tereyağ ve ekmeği tabağa koyuyor; geri kalanı fincanda bulamaç yapıyorum. Hem kendisi yiyor hem de tarafımdan kaşıkla besleniyor.

Kızım şu anda 21 aylık. Her iki yöntemle de kahvaltı ediyor. Ama halen parça kahvaltıda yediği miktar, bulamaç kahvaltıda yediği miktara eş değil; çok çok daha az.

24 Haziran 2011 Cuma

Kurşunlu Şelalesi - Antalya Çevresinde Nereler Gezilebilir?


Kurşunlu Şelalesi, Düden ve Manavgat'la birlikte Antalya'nın en güzel şelalerinden biri. Çağlayanın bulunduğu bölge aynı zamanda bir tabiat parkı.
Şelalenin giriş kapısının hemen karşısında bir otopark, kapının hemen önünde de içme suyu mevcut. Buraya giriş de ücretli (2,5 TL) ve müze kart kabul edilmiyor.



Piknik alanı içerisinde ayrıca küçük bir balık restoranı, gözleme yiyebileceğiniz bir yörük çadırı ve tuvalet de var. İşte tüm alanın krokisi:





Şelalenin etrafındaki piknik alanında Tabiat Parkı içerisine uzanan gezinti yolları ve bir de çocuk parkı mevcut. Şelaleden akan suyun oluşturduğu derenin kenarında ilerleyen bir gezi yolu, bitki tüneli ve şelalenin hemen kenarında 200 yıllık bir değirmen var. 


Çağlayandan akan sular küçük şelalecikler yaparak 7 adet minik gölet oluşturarak bir kanyonun içerisinde 2 kilometre boyunca ilerliyor. Ana şelale ise 18 metre yükseklikten dökülüyor.




Şelalenin oluşturduğu gölün içerisinde balıklar, yengeçler ve su kaplumbağaları var. Kızımın ilgisini ziyadesiyle çektiklerini söylememe gerek yok sanırım :)


Tabiat parkının içerisinde çok çeşitli kuş türleri varmış. Ama bizim elbette gözlem yapmaya zamanımız yoktu. Sadece seslerini dinlemekle yetindik:




Kanyon içerisindeki yürüyüş parkurunda yürüyüp, bitki tünelinden ilerledik. Bu sırada kızım ErgoBaby'sinin içerisinde, babasının sırtındaydı. Keyfi de gayet yerindeydi:


Parkurun engebeli bir arazi üzerinde dolduğunu, çok sayıda iniş çıkışı gerektirdiğini ve zaman zaman da merdiven tırmanmanız gerekeceğini de ekleyeyim. Dolayısıyla yanınızda slinginiz yoksa, engebeli arazide tek başına yürüyemeyecek olan küçük çocuğunuzla gitmenizi tavsiye etmiyorum.

Kontes Hanım ve babası kara kara merdivenleri nasıl çıkacaklarını düşünüyorlar :)

Hiçbir gezi yazısı yemeksiz sonlanmaz :) Şelalenin çıkışından bir iki dakika sonra Topallı Köyü evlerinden birinde gözleme ikram ediliyor. Taze taze yapılan gözleme de, yanında gelen ayran da, ikram ettikleri domates ve minik acı biberler de enfesti. Tatmadan dönmeyin derim...




Çektiğim fotoğraflara baktım, çağlayanın olağanüstü doğasını ve güzelliğini ifade etmekten uzaktı. Ben de doğa fotoğrafı eklemedim. Ama yolunuz düşerse, bu güzelliği muhakkak görmenizi tavsiye ederim.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Instagram

Instagram

Twitt'le

Translate

İstatistiklerim


View My Stats