15 Mart 2011 Salı

Blogspot uzantılı sayfaları nasıl okuyabilirim?

Malum mahkeme kararı ile blogspot sayfaları erişime kapatıldı. Ben bir hukukçuyum ve bu konuda şikayet edenlere şunu söylemek isterim:
Hukuk genellikle halktaki gelişmeyi takip eder. Türkiye tarihinde, hukukun halkın gelişiminden önde gittiği tek dönem Atatürk döenmidir. O dönemde halk hukuku değil, hukuk halkı geliştirmiştir. Günümüzde ise ne yazık ki insanlarımızın hukuku gelişmeye zorlamasını beklemekteyiz.

Sonuç itibariyle ben de pekçok kişi gibi kendi blogspot sayfama giremiyordum. Yorumları okuyor ama cevap yazamıyordum. Yazılarımı yayınlayabiliyor ama anasayfamdan okuyamıyordum. Diğer blogspot sayfalarını google reader üzerinden takip ediyor ama onlara da yorum bırakamıyordum. Sonunda bugün sıkıldım ve ne yapabilirim diye araştırdım. Cevabı bulmam fazla sürmedi, ki pek de bilgisayar uzmanı sayılmam. İlk bulduğum sayfadan yararlandım ve sorunu çözdüm. Şimdi çözümümü buraya not almak istiyorum:

Sorun internet bağlantısındaki dns ayarlarından kaynaklanıyormuş. DNS ayarı nedir bilmiyorum ama sorunu çözmek için bilmek de gerekmiyormuş. Arama çubuğuna "blogspot dns" yazınca pekçok sayfa çıkıyor. Ben çözümü bu sayfada buldum. Benim ağ bağlantılarım farklıydı ama deneye yanıla söylemek istediğini buldum ve bende işe yaradı. Verdiği çözümü olduğu gibi aktarıyorum:

Hatırlatma: Bu ayarlar “Windows XP” için geçerlidir. Ayrıca tüm işlemleri yaptığınız halde giriş yapamazsanız, sayfayı Ctrl+F5 yaparak yenileyiniz. Gene olmazsa Ağ Bağlantısı’nı devre dışı bırakıp tekrar aktif ediniz. Gene olmazsa PC’yi reset’leyiniz. Daha da olmazsa kapatıp yatınız (gerilmeye gerek yok yani).


Evet, başlayalım…


1. Görev çubuğundaki Kablolu/Kablosuz Ağ Bağlantısı ikonu’na tık (tık).


2. Özelliklere tık.


3. Internet Erişimi Kuralları (TCP/IP) şeysine tık tık.


4. Aşağıdaki DNS adreslerini kullan’a tık.


5. Buradaki kutucuklara aşağıdaki DNS adreslerini yazıyoruz.


// Adresleri yazarken atlama yapmak için Boşluk tuşuna basılacak!


- 156.154.70.22, 156.154.71.22


- Açık olan tüm Ağ Bağlantısı pencerelerine Tamam, Tamam deyip bekliyoruz.




7 Mart 2011 Pazartesi

Emziren anne bel fıtığı ameliyatı olabilir mi?

Kolay değil ama uygun zaman kollanırsa olabilirmiş.

Dokuz ay evvel bel fıtığı teşhisi konuldu. Altı farklı doktora gördündüm; hepsi de ameliyat olmam gerektiğini söylediler. Ömrümdeki ilk ameliyatımı sezeryanda olmuştum ve pek de hoşlanmamıştım. Açıkçası ameliyat olmamak için tutulmuş bel ile dolanmaya, ağrılar çekmeye razıydım ama felç riskinin yüksek olduğunun söylenmesi beni korkutuyordu.

O dönemde kızım henüz 9 aylıktı. Ameliyata cesaret edemedim. Sonra bakıcımızı değiştirdik. Kızım 2 ay bana yapışık bir dönem geçirdi (15 ay civarı pekçok çocukta rastlanıyormuş). Derken her şey yoluna girdi. Kızım gün içinde 3 defa emiyordu. Yeme ve uyku düzeninde sorun yoktu. Bakıcısına da alışmıştı. Ama ben ameliyattan sonra kızıma gerekli ilgiyi gösterememekten korkuyor ve ameliyattan hala kaçıyordum. Ama korkunun ecele faydası yok; Şubat ayının ortasında tutuldum kaldım. İşten de sıkıştırıyorlardı. İşe gelip gittikçe, sınav kağıtlarını okumak için masa başında vakit geçirdikçe iyice belim büküldü. Sonunda dayanamadım; zaten bu şekilde de kızıma yeterli ilgiliyi veremiyorum, belki ameliyattan sonra düzelince daha iyi olur her şey dedim ve Şubat'ın sonunda ameliyat masasına yattım.

Perşembe akşamı kızımı uyutup hastahaneye gittim. Ben geceyi orada geçirirken, geceleri uyanmadan uyuyan kızım uyanmış, ağlamış ve uzun bir süre uyumak istememiş. İçine mi doğdu yavrumun nedir? Ertesi sabah ameliyata girdim. Doktorlarımın söylediğine göre ameliyatım yolunda gitmişti. Cuma öğleden sonrayı kendimi toparlamaya çalışarak geçirdim. Kızım gün içinde bir defa uyuyor. Gündüz uykusunu ablasıyla uyumaya alışık olduğundan sorun çıkarmamış. Akşam uykusunda ise yanyana yatarak uyuduğumuzdan sorun olmuş.Üstelik ilk defa hiç meme de emememişti. Babası girmiş yatağına, yanına yatmış. Bir süre "Anne, anne..." diye ağlayınca babası da "Yarın söz anneye gideceğiz" demiş. Laf anlayacak yaşa geldiğinden benim meleğim de yatıp uyumuş.

Cumartesi günü, yani ameliyatın bir gün sonrasında hastahaneye geldi kızım babasıyla. Henüz ayağa kalkmamıştım ve tam olarak da kıpırdayamıyordum. Kızım beni görür görmez meme istedi. Hasta yatağıma, yanıma yatırdılar. Fıtık nedeniyle, uzun süredir yatarak emziriyordum zaten. Ama kızım memeden iki fırt çektikten sonra emmeyi kesti. Sanırım ameliyat sonrası verilen antibiyotikler nedeniyle sütün tadı bozulmuştu. Odadan, serumlardan, kataterden vs korktu. Dışarıda biraz dolaştı ve eve geri döndü. Beni gördükten sonra keyfi yerine gelmiş, sorunsuz bir gün geçirmiş. Pazar günü hastahaneye getirmelerini istemedim. Hem ortamdan hoşlanmamış, tedirgin olmuştu; hem de sütün tadını beğenmediğinden emmiyordu. Gelmesine gerek yoktu. Kızım 3 günü bensiz ve emmeden geçirmişti. Ben de zorda kaldıkça, göğüslerim sızladıkça pompa ile sağmıştım. Kızım emmeyi keserse psikolojik olarak hazırlıklı olmak istiyordum.

Pazartesi eve döndüm, kızım öğle uykusundaydı. Ben de yatağıma uzanıp dinlendim. İnsanın kendi yatağı gibi yok hakikaten. Evime gelince daha iyi dinlenmeye ve daha çabuk iyileşmeye başladım. Neyse, kızım uyanır uyanmaz yanıma geldi ve meme istedi. Bayağı oynadı memelerle ama yine de fazla emmedi. Hala antibiyotik alıyordum; sanırım sütün tadı hala kötüydü. Öğlen uykusunu yine ablasıyla, akşam uykusunu da babasıyla uyudu. Ben yokken de uyanmamıştı gece boyu; ben evdeyken de uyanmadan uyumaya devam etti. Salı gününü de öyle geçirdik. Meme emmek istiyor ama bir iki emdikten sonra yüzü ağlamaklı bir hal alıp bana şikayetçi bir ses tonuyla "Anne?!" diyordu. Ne yapabilirdim ki bebeğim?

Derken şans yüzüme güldü. Doktorum sempozyuma gideceği için beni kontrole erken çağırdı. Dikişlerim kaynamıştı. Dikişler alınınca antibiyotik içmeme de gerek kalmadı ve henüz ameliyatımın üzerinden bir hafta bile geçmeden antibiyotiği kesmiş oldum. Böylece Çarşamba gününden beridir kızım eski emme düzenine geri döndü. Yalnızca akşam uyku öncesi emip uyuma zevki yok tabii artık. Emdikten sonra babasıyla odasına gidip yatıyorlar. Akşam yatma konusunda hiç sorun çıkarmayan kızım artık huzursuzlanıyor, odasına gitmek istemiyor, uykuya yatmak istemiyor; ikna etmemiz gerekiyor. Oysa eskiden kendisi beni odasına götürür, babasına da el sallardı. İkna çalışmaları nedeniyle uyku saati de sarktı. Ama yine de zaten erken uyuyan bir çocuk olduğundan uyku saati en geç 9.30'a sarkıyor ve bütün gece kesintisiz uyumaya devam ediyor.

Şimdilik tek sıkıntım kızımın akşam uyku saatinin sarkması ve bu nedenle ertesi gün öğlen uykusunu da geç uyuyup geç uyandığından, öğleden sonra dışarı çıkacak zamanı bulamayıp tüm günü evde geçirmesi. Uyku saatine bir çare bulamadım ama öğleden sonra gezintilerini sabaha çektim. Öğleden sonra  da arkadaşlarını eve davet ettim. Böylece biraz daha sakinleşti hareketleri.

Arada kucağıma alamadığım için kızıyor, uzun uzun ağlıyor. O zaman bir sandalyeye oturup, onu da kucağıma oturtturuyorum. Biraz sonra sıkılıp kendisi iniyor zaten. Yavaş yavaş kabullendi durumumu. Salondaki koltukta yatıyorum. Benimle oynamak istediği zaman elimden tutup koltuğa götürüyor "Anne, e-e." diyor. Ben yatınca da kitaplarını alıp yanıma koyuyor "Anne, oku." diyor, beraber okuyoruz. Ya da halkalarını getiriyor, beraber diziyoruz.

Eskisi kadar uzun süre ve keyifli ememiyor kızım artık, çünkü benim canım yanıyor emzirirken ve o da bunu hissediyor sanırım. Belki bırakır kendisi yavaş yavaş. Ama sonuç olarak onun seçimi. Benim ameliyatımdan dolayı zorla memeden kesilmek zorunda kalmadığı için çok memnunum. Gerçi 17 aydır emiyor zaten ama yine de annelik psikolojisi işte, istediği kadar emsin istiyorum.

Sonuç olarak:
  • Bebeğini emzirerek uyutan, aile yatağında yani yanında yatıran ve gece boyu besleyen annelere uzun ve sağlıklı bir ömür diliyorum. Çocuğun psikolojisi için zararı var dense de ben ikinci çocuğumu da kendi odasında ve gece boyu uyumaya alıştırmaya niyetliyim. Aksi durumda şu ameliyatlı dönem bizim için kabusa dönüşebilirdi. Nispeten sorunsuz atlatmamımızın başlıca nedeni kızımın kendi odasında ve gece boyu kesintisiz uyuyabilmesidir.
  • Kızımı benim yanımda da olsa başkasından bakım almaya alıştırmanın da faydasını gördüm. Babası ve bakıcı ablasının bakımını her zaman kabul ediyor. İkinci bebeğim olursa daha ilk günden benimle birlikte babasının ve bakıcısının bakımını kabul etmeye alıştıracağım. Kızımda biraz geç başlamıştım, şanslıyım ki başkasından bakım kabul etmediği zamanlarda ameliyat geçirmek zorunda kalmadım. Günde 12 defa bez değiştirdiğimiz o ilk zamanlarda, günde sadece 2 defa bir başkası bebeğin bezini değiştirse yeterli bence...
  • Kızım ek gıdaya başladıktan sonra meme emmeyi günde sadece 3 defaya indirmiştik. Kendiliğinden gelişmişti bu durum. Hatta bir ara günde sadece 1 defa emdiği bir dönem geçirdik. Memeden kesilir diye korkmaya gerek yokmuş, 18 aylık halen emiyor. Ayrıca gün içerisinde emzirmek zorunda kalmadığımdan haftasonu dışarı çıktığımızda da sorun yaşamamış oluyordum. Şimdi de ameliyat sonrası 3 gün hiç emmemesine, 3 gün de tadından dolayı ememesine rağmen memeyi bırakmamasının en büyük nedeni sanırım gün içinde emme sıklığının zaten az oluşu...
  • Kızım küçükken yatarak emzirmeyi bir türlü becerememiştim. İkinci bebeğimde umuyorum ki ilk günden itibaren yatarak emzirebilirim. Her açıdan yatarak emzirmek daha rahat. Bebeklerde ortakulak iltihabına neden olabileceği söyleniyor ama kızımda henüz böyle bir yan etkisini görmedim ki son 9 aydır yatarak emiyor.
  • Kim ne derse desin erken uyumak çocuk için önemlidir. Akşam gezmelerine gidemiyorum diye çocuğumu geç uyumaya alıştırmadığıma memnunum. Çünkü şu anda, uyku ritüeli bozulduğu halde, ne kadar nazlanırsa nazlansın en geç 9.30'da uykusuzluktan sızıp kalıyor. Ama uykuya zaten 10'da geçen bir çocuk olsaydı artık gece yarılarına kadar ayakta kalırdı herhalde. Ayrıca 9.30'da uyuduğunda bile ertesi günü çok verimsiz geçiyor. Bir çocuğun erken uyanması ile geç uyanması arasındaki farkı artık daha net görebiliyorum.
Ameliyat sonrası 2. hafta raporu:
  • Kızım memeyi bırakmadı, eski tempoda emmeye devam ediyor.
  • 2. hafta itibariyle kızımın yatağına girebiliyorum. Kızım yine el sallayarak uykuya gidiyor ve erken uyuyor.
  • Sonuç olarak: Ameliyattan 2 hafta sonra eski düzenimize geri döndük. Şimdilik tek sorun kızımı kucağıma alamıyor, düştüğünde eğilip yerden kaldıramıyor oluşum. Öyle anlarda ağlayan kızıma bakarken kendimi çok kötü hissediyorum. Ama bir müddet sonra bu sorunu da aşacağımızı düşünerek rahatlamaya çalışıyorum.

18 Şubat 2011 Cuma

Çocuklara nasıl mutlu anılar bırakılabilir?

Özgür Anne bir sobe başlatmış. Fikir hoşuma gitti, ben de katılmak istedim.

1. Anneannem beni sırtına bağlar yemek yapardı, ben de omzunun üzerinden onu seyrederdim. 25 yaşına kadar hiç yemek yapmayıp birden döktürmeye başladığımda, anneannemle bu görüntülerimizi hatırladım nedense. Babaannemle de balkonda oturup Türk kahvesi içerdik. Bana sütün içine biraz kahve koyup pişirirdi, balkonda dedikodu yapardık. Daha okula bile gitmiyordum belki de... Kendimi adam yerine konmuş hissederdim. Bir de yaz geceleri teyzemin evinin bahçesindeki sallanan üçlü bahçe koltuğunu açardık. Ben teyzemle rahmetli eniştemin arasında, yıldızların altında uyurdum. Çok mutlu hissederdim kendimi. Bir de et kokusu var hafızamda güzel günleri çağrıştıran. Sanırım arkadaşlarla ve aile dostlarıyla çıkılan yemeklerde ve pikniklerde hep et yenilmesinden kaynaklanıyor bu durum, yoksa çok da et seven biri değilimdir.

2. Babamla hulu-lulu yapardık. Şehir çocuğuydum, arabaların arasında trafikte büyüdüm. Karşıdan karşıya geçerken çabuk olalım diye bu oyunu uydurmuştu sanırım babam. Kaldırımda elele dururduk, babam birden hulu-lulu, hulu-lulu diye bağırarak elimden çekip caddeye atlardı. Deli gibi bağıra bağıra karşıya geçerdik. Çocukluğuma dair Vatan Caddesi'ndeki bu görüntüm hep aklımdadır. İri yarı, esmer, bıyıklı olan babamın bu hali bana hala komik gelir. Bir de babamla çok gülerdik. Deli gibi kahkahalar atardık. Bana asla "sokakta böyle gülünmez, kalabalıkta sesli kahkaha atılmaz" filan dememiştir babam. Hala da öyle deli gibi gülerim ben :) Küçükken bir süre babamla birlikte yıkanmıştım. O banyo eğlenceleri de mutlu birer anıdır benim için. Büyüdükçe babamla o kadar yakın olma şansını da yitirdim tabii ister istemez... Bir de babam geceleri beni yatağa götürürken "torik" yapardı. Beni ayaklarımdan tutar, sırtından aşağı sallandırır, "torik oldun sen" derdi (Torik, iri bir balık cinsi). Anneme o şekilde kafa aşağı iyi geceler öpücüğü verirdim; çok eğlenirdim.

3. Annemle ise hep sakin anlarımızı hatırlıyorum. Yere otururduk annem bana elleriyle yemek yedirirdi. Kıvırcık salatayı parmaklarıyla kavrayıp ağzıma sokuşu hala gözümün önünde :) Annem banyodaki kurnaya su doldurur, içine plastik, seramik vs parçalar atar; hangisi batıyor, hangisi yüzüyor diye oynayarak suyun kaldırma kuvvetini öğretirdi. Bayılırdım suyla oynamaya. Hala da bulaşık yıkamaya vs çok hevesliyimdir :) Annem akşamları yatmadan bana kitap okurdu. Bir tane, iki tane diye pazarlık yapardık. Mutlu anlarımdı. Bir de niyeyse bir sahne var aklımda: Hastayım, ateşim var. Babam beni kucağına alıp omzuna yatırmış "Atta gidiyoruz" diye odada volta atıyor (Ben 2 yaşımdan sonrasını çok net hatırlıyorum). Babam benim attaya gittiğimize inandığımı sanıyor. Odanın sonuna gelip geri dönerken hafif bir esinti oluyor. Serinliyorum. Bu arada koridorun sonundaki mutfakta annemi görüyorum. Ocakta bir şeyler yapıyor benim için. Sanırım ıhlamur demliyor. Ve ben kendimi çok mutlu hissediyorum :)) Ne alakaysa?

4. Kimse yalnız anılarını yazmamış ama tek çocuk olarak benim bir de yalnız mutlu olduğum anlar var: Odamda resim yapıyorum. Annem kapıdan kafasını uzatıp "Hayatta mısın, sesin soluğun çıkmıyor?" diye soruyor, gülümsüyorum ona. Gittiğim yuvanın bahçesinde yalnızım (nedense?). Yağmur yağmış. Bir parke taşı bulmuşum. Bir yağmur solucanının üzerine koyuyorum. Sonra da çıkıp taşın üzerinde tepiniyorum. Taşı kaldırıp bakıyorum. Solucan hala canlı. Kendi kendime inceleme ve keşif yapıyorum. Yağmurdan sonraki toprak kokusu ve kımıl kımıl solucan hala gözümün önünde. Gene yuvanın bahçesindeyim, yine yalnızım (??). Kaydıraktan kafa aşağı kayıyorum, salıncakta sallanıp ayaklarımı karşıdaki camiinin minaresine değdirecek kadar yükselmeye çalışıyorum. Hareket ediyorum ve kimse bana "Dur, düşersin; terler hasta olursun vs" demiyor; özgürüm. Rüzgarı hissediyorum saçlarımın arasında, mutluyum. Gene yalnızım (aslında kesinlikle değilim ama tanıdığım insanlar olmayınca öyle hissediyorum). Yüzme kursundayım. Yüzme öğreniyorum. 9 yaşındayım. O kadar mutluyum ki, öğretmen "Dinlenin" biraz deyince 1 km yüzüyorum dinlenme olsun diye. Bir şeyler başarıyorum; bir şeyleri başkalarından daha iyi yhapabiliyorum. Kendimi özel hissediyorum.

Kısaca okuduğum anılardan çıkardığım özet şu:

1. Çocuklar rutin seviyorlar. Rutin olarak yapılan aile yemeklerinden ya da oyunlardan mutlu oluyorlar. Koku hafızası da en unutulmaz bölüm olduğundan evimizin içindeki yemek kokularına dikkat etmeliyiz demek ki...
2. Çocuklar adam yerine konulmak isiyorlar. İnsiyatif almasına izin verilmesi ya da kendisine yetişkin gibi davranılması kendisini önemli hissetmesini ve dolayısıyla mutlu olmasını sağlıyor. Çocuğumuzun yalnız kalmasına, kendi kendine bir şeyler yapmasına ya da kendi kararlarını kendisinin vermesine olanak sağlamalıyız.
3. Çocuklar ten temasından ve sevginin, ilginin açıkça belli edilidiği özel ve birebir anlardan hoşlanıyorlar. Demek ki sabahtan akşama kadar yanında olmasan da ya da tam tersi tüm gün yapışık yaşasan da, çocuk senin ona dokunarak "seni seviyorum" dediğin iki dakikadan tam tatmin sağlayabiliyor. Önemli olan her an değil "ihtiyacı olduğu an", "onun istediği an" yanında olabilmen.

Kurallar çok basit aslında; uygulayabilene... :)

8 Şubat 2011 Salı

Belgrad Ormanı - Bebekle en fazla kaç kilometre yürünür?


Bu hafta sonu gezimiz: Belgrad Ormanı

Yukarıdaki resim geçtiğimiz Ekim ayında çekildi. Yerdeki minik mavi-mor çiçekler görünüyor mu?
Kızım o zaman 13 aylıktı ve yeni yeni yürüyordu. İlk orman gezintisini yapmıştı.

Gezimize sıkı bir kahvaltı ile başlamıştık. Orman girişinde, yürüyüş parkuruna girmeden hemen önce, sol tarafta kalan bir restoran vardır. Adını bilemiyorum :) Serpme kahvaltı istemiştik o zaman:


Sonra babası kızımı sırtına aldı ve yürüyüşümüze başladık:


Sonra kızımı yere indirdik, kendisi yürüdü. Kuru yaprakları hışırdattı, meşe palamudu topladık birlikte. Kızım palamutları yemeye kalktı ama yine de gördüklerinin çok hoşuna gittiği her halinden belliydi :


Yağmurlu bir ayda olduğumuz için mantarlar sarmıştı her yeri:


Yorulunca oturup dinlendik:


Sonra aldım kızımı sırtıma, bir 1 kilometre de öyle yürüdük:


Sonuç olarak 1,5 kilometre ileri ve geri, toplamda 3 kilometre yürüyerek yürüyüşümüzü tamamladık.


Kızımı orman içindeki parka da götürdük... O mevsimde parkta bizden başka sadece yabancı aileler ve çocukları vardı :)





Havayı güzel bulunca gezip tozmalara doyamadık ve bir de sahile inip, orman havasından sonra bir de deniz havası alalım dedik :)



Parkta doya doya oynadıktan sonra balıktan dönen balıkçıları seyrettik. Gerçekten seyirlik bir görüntüydü. Sadece kızım değil, biz de eğlendik...




Sonra eve dönüp sıcacık bir banyo yapıp uzunca bir uyku uyumuştu bizim Kontes Hanım.

Bu hafta sonu baktık ki hava güzel, bir kere daha Belgrad Ormanına gittik. Elbette önce aynı yerde kahvaltı ettik; ama bu sefer serpme değil de tabakta kahvaltı ısmarladık. Demek ki geçen seferki gibi aç değilmişiz :)



Masamızdan görünen manzara...
Yazın da dışarıdaki bu masalarda otururuz umarım...

Bu sefer aylardan Şubat ve Kontes Hanım 17 aylık... Artık kendi kendine gayet güzel yürüyor, elimizden tutmak istemiyor, oyuncak pusetini sürmeye bayılıyor. Bu nedenle yürüyüşümüze puset sürerek başladık:


İşte yürüyüş parkurunun başlangıcındayız. Parkur daire şeklinde ve toplam 6 kilometre. Yürü yürü başladığın yere geri dönüyor ve arabana binip evine gidiyorsun :) Parkurun bu hem başlangıç hem de bitiş olan noktasına bir de çeşme yapmışlar, elini yüzünü yıkayıp suyundan da içebiliyorsun.


Parkurun çeşitli kilometrelerine spor aletleri koymuşlar. Pek çok kişi bu aletlerde ısınıyordu:


Misss gibi orman kokusu içinde yürüyüşümüze başladık. Bu arada bende ciddi boyutta bel fıtığı olduğunu, beş farklı doktorun kesinlikle ameliyat önerdiğini ve yürüyüş ve yüzmeden başka bir spor yapmamın yasak olduğunu da eklemek istiyorum.

Kızım gene babasının sırtında başlıyor yürüyüşe...
Kızım gördüğü her köpekte kendinden geçiyor :)
Yürü yürü, kızımda sıkılma alametleri görmeyince, sonunda babası kızımı sırtına aldı:


Gelgelelim Kontes Hanım'ın uykusu geldi, bu miss gibi orman havası içinde. Eee, kim uyutuyor hanımefendiyi: Anne tabii ki... Bu durumda annenin sırtına geçiş yapıldı. Annenin sırtında biraz daha etraf kolaçan edildikten sonra biraz kestirildi. Bu arada 2 kilometre yürümüştük. "Geri dönelim, uykusu geldi, huysuzlanır şimdi" deyip de 1 kilometre geri döndük ve gördük ki Kontes Hanım çoktan uyuyakalmış. Hadi biraz cesaret dedik ve parkuru bitirmeye karar verdik.


Toplamda 7 kilometre yürüyerek, hiç dinlenme molası da vermeden, parkuru tamamladık. Parkurun 4'üncü kilometresinde uyanan Kontes Hanım son 1 kilometrede sıkılınca biraz yürüyerek, biraz babasının kucağında bisküvi yiyerek parkuru tamamladı. Sonra da ödül olarak orman içindeki parka gidildi; hatta ve hatta o deli olduğu köpeklerden birini sevmesine sahibi izin verdi ve deli gibi sevinildi :)



Bu köpeğin sahibi aile iki küçük kızları ve pusette bebekleri ve ellerinde köpekleri ile parkta eğleniyorlardı. Kızların pantolonları çamura bulanmıştı. Pusetteki bebeğin burnu soğuktan kızarmıştı. Aile elbette yabancıydı :) 
Kızım eve döndükten sonra 2,5 saatlik uzun bir öğle uykusu uyudu.
Sağlığını merak edenler için: Turp gibi :)
Güncelleme: O Şubat ayından sonra biz Belgrad Ormanı'na her ay en az bir sefer gider olduk. Kızımın en mutlu olduğu yerlerden birisi orası. Orada pek çok şey öğrendi. Çevre bilinci edindi. Şimdi kızım 3 yaşında ve "nereye gitmek istersin?" diye sorduğumuzda ya denize ya da ormana diye cevap veriyor.

Kapalı alışveriş merkezlerinde ciddi bir statik elektirik yükü var. Ayrıca dikkat kesilince fark edilen, migren sahiplerini ise çıldırtan bir uğultu oluyor içeride sürekli. İnsan kalabalığının yaydığı mikrobik tehlike de cabası... Oysa orman, deniz gibi alanlarda temiz hava var. Ayrıca çocuk toprağa, suya, bitkilere temas ettikçe vücudundaki birikmiş elektiriği atıyor, rahatlıyor, gevşiyor. AVM'lerde kendilerini yerden yere atarak 2 yaş krizleri geçiren çocukları görmek mümkün. Ama hiç bir ormanda kriz geçiren çocuk gördünüz mü?




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Instagram

Instagram

Twitt'le

Translate

İstatistiklerim


View My Stats