Eskiden genç biri öldüğünde "Hayata doyamadan gitti" diye ölen kişi adına üzülürdüm. Anne olduktan sonra "Giden kurtuldu, ya annesi nasıl yaşayacak bu acıyla?!" diye yanıyorum. Bin bir eziyetle karnında taşı, bedenini ver doğur, yedirmek giydirmek yaşatmak için kendini feda et, saçının bir teline zarar gelmesin diye deli divane ol, o acı çektiğinde sen ondan daha çok acı çek... Sonra biri gelsin, alsın yavrunu elinden... Tarifi imkansız bir acı olmalı, tahayyül bile edemiyorum. Ömür boyu boğazında bir yumruk, göğsünde bir taş ile yaşamak gibi olmalı; tarif edemiyorum. Evladını kaybeden analara, babalara sabır diliyorum...
Bu yazımda da hamilelikteki zorluklarla başa çıkma biçimimi anlatmıştım. Bir insan annesinin rahminde oluşurken, o anne neler neler yaşıyor... Kolay mı var oluyor bir can?
-----------------------------------------------------------------------------------------------
İkinci hamileliğimi, birincisinden oldukça farklı yaşamaya çalışıyorum. Keşke yapsaydım ya da keşke yapmasaydım dediklerimi paylaşmak isterim:
Bu yazımda da hamilelikteki zorluklarla başa çıkma biçimimi anlatmıştım. Bir insan annesinin rahminde oluşurken, o anne neler neler yaşıyor... Kolay mı var oluyor bir can?
-----------------------------------------------------------------------------------------------
İkinci hamileliğimi, birincisinden oldukça farklı yaşamaya çalışıyorum. Keşke yapsaydım ya da keşke yapmasaydım dediklerimi paylaşmak isterim:
1. Hamilelik öncesi tetkiklerinizi yaptırın:
Eğer planlı olarak hamile kalıyorsanız kan, idrar ve hormon tahlillerinizi yaptırın. Herhangi bir sorun ortaya çıkar da tedavi gerekirse, hamileliğinizi ertelemeniz gerekebilir. O nedenle bence evlendikten sonra düzenli olarak her yıl genel kontrolden geçmekte fayda var.
İlk hamileliğimden önce "Ben bu gözlüklerle çocuk bakamam" deyip lazerle gözlerimi çizdirmiştim mesela. Doğru bir karar vermişim.
Hamilelik öncesi toksoplazma testi de yaptırmayı unutmayın. Hamilelik sonrası yapılan testlerde toksoplazma pozitif çıkınca bazen bunun hamilelik dönemi içerisinde mi yoksa çok öncesinde mi ortaya çıktığını anlayamıyorlar. O tür bir stresin de önüne geçmiş olursunuz.
Eğer olmanız gereken bir aşınız varsa, onu da olun.
Doktorlar hamile kalmak isteyen anne adayına vitamin hapı öneriyorlar. Folik asit hamileliğin ilk haftalarında, henüz hamile kaldığınızı anlayamadığınız ilk 4-5 haftada, bebeğin beyin gelişimi açısından önemliymiş. O nedenle hamile kalmadan kullanmaya başlamak gerekiyormuş. Kontes'e planlı hamile kaldığım için kullanmıştım. Bu hamileliğimde ise hiçbir hap kullanmadım. Çünkü vitamin hapı bile olsa, onların da içinde doğal olmayan yabancı maddeler var. Ayrıca fark ettim ki vücudumu iyi dinlersem, vücudum beni yönlendiriyor. Birçok hamilenin turşuya aş erdiğini duymuşuzdur mesela. Turşunun içinde folik asit varmış. Ve insanın canı hamile kaldığını bilemediği ilk 4-5 haftalık dönemde deli gibi turşu istiyor. Ve ayrıca ikinci hamileliğimde, ilkinden farklı olarak taptaze sebze ve meyvelerle, düzenli olarak besleniyordum. Bu nedenle ekstra vitamin hapına gerek görmedim.
2. Vücudunuzu iyi dinleyin:
Yukarıda da anlattığım gibi folik asit ihtiyacı olan vücut, folik asitin turşuda olduğunu biliyor ve turşu istediğini söyleyebiliyor bize. Aynı şekilde başka ihtiyaçlarını da dile getiriyor, biz anlamasak da. Mesela bizim evde çok patates yenmez ama hamileliğimin ilk aylarında deli gibi patates istedi canım. Mümkün mertebe en sağlıklı şekilde pişirerek yemeye çalıştım. Sonra pek et sevmeme rağmen, burnuma buram buram et kokuları gelmeye başladı. Demek ki vücudumun etin içindeki bazı maddelere ihtiyacı var.
Bunun tek istisnası demirmiş sanırım. Türkiye'de yaygın olarak bazı bünyeler demiri kanlarında tutamıyorlarmış. Bu nedenle demir hapları ya da iğnesi almaları gerekebiliyormuş. İlk hamileliğimde kontrolsüzce demir kullanıp, üstüne bir de kabızlık çekmiştim. Bu hamileliğimde, hap kullanmaktansa her ay kan tetkiki yaptırırım dedim. Zaten bazı hormonal risklerden dolayı kan tahlili yaptırmam gerekiyordu. Her ay yapılan kan tahlillerime bakarak, vitamin ve diğer ilaçları kullanıp kullanmamaya karar verdim.
3. Olumsuz hiçbir lafı duymayın:
Nedendir anlamadığım bir şekilde insanlar hamilelere karşı çok düşüncesizce davranıyorlar. Aşağıda saydığım türden bir çok olumsuz ifade duyabilirsiniz, duymamazlığa gelin ya da açıkça sinirlendiğinizi belli edin ki bir daha cüret edemesinler:
- "Çok şişmanlamışsın", "Çok kilo almışsın" ya da "Karnın çok büyük", "İkiz olmadığına emin misin?" vs türü dış görüntünüzle ilgili olumsuz laflar duymanız büyük ihtimal. Kimse sizin hamilelik şekeri, hamilelikten kaynaklanan troid sorunu vs çekip çekmediğinizi düşünmez, vücudunuzla ilgili olumsuz görüşünü bildirmekte bir sakınca görmez. Hatta sizi diğerleri ile karşılaştıran bile olabilir: "A, Ayşe Hanım'ın kızı da 6 aylık ama vallahi karnı hiç belli değil.". Özellikle ikinci ve sonraki hamileliklerde karın daha çabuk belli olur ve daha çok büyür. Hamile olduğunuz süreçte mankenlik, fotomodellik filan yapmayacaksanız, sağlıklı olmaktan başka hiçbir şeyi takmayın kafanıza.
- "Doğumun yaza/kışa/Ramazan'a/bayram tatiline mi denk geliyor? Çok zorlanacaksın.". Hamile olduğunu öğrenen bir kadın ilk olarak doğum yapacağı tarihi hesaplar zaten. Ayrıca doğum yapacağı tarihteki olası hava durumunu da tahmin edebilir herkes. Kimsenin hatırlatmasına gerek yok. He deyin, geçin.
- "Onu içmemelisin/bunu yememelisin". İnsanlar hamile kalan kadınların düşünme yetilerini kaybettiklerini mi varsayıyorlar acaba? Karnımdaki çocuğun sağlığını benden iyi kimse düşünemez, dolayısıyla kimsenin bana çocuk muamelesi yapıp ne yiyip ne içemeyeceğimi söylemesini istemem.
- Hamilelik ve doğumla ilgili hiçbir olumsuz hikayeyi dinlemeyin. Herkesin anlatacak korkunç bir hikayesi oluyor ve hamile bir kadın görünce de akıllarına ilk olarak bu korku hikayesi geliyor nedense. Söyleyecek güzel bir sözü olan konuşsun, olmayan konuşmasın lütfen. Hamile kadınlar zaten hormonal olarak hassas oluyorlar, bu hassasiyetlerini daha da çok kaşımanın bir anlamı yok.
- "Çok geç/çok erken hamile kalmışsın" diyerek yaşınızı ima edene de "Size ne" demek en uygun cevap olur herhalde.
- "Kız mı erkek mi?" sorusuna verdiğiniz cevabı takiben "Olsun, sağlıklı doğsun da gerisi mühim değil". Bu kişi ya bir oğlunuz varken ikincinin de oğlan olmasına üzülmüştür ya da kendince çocuğun cinsiyetini beğenmemiştir. Sinirinizi bozduğunuza değmez.
- "Hala doğurmadın mı?". Olasılıkla en sık duyacağınız cümle de bu olacaktır? Ben sırf bu nedenle, bu hamileliğimde olası doğum tarihimi 2-3 hafta geç söylüyorum. Ama yine de biliyorum ki koca karnımla etrafta dolaşırken bu soruyla sık sık karşılaşacağım. Tavsiyem "Daha doğumuma 1 ay var" demeniz, belki ertesi gün tekrarlamazlar soruyu... Bir ümit...
4. İlk 3 ayın zor geçebileceğini bilin:
Hamleliğin ilk üç ayında, bir yandan bebeğin organları yapılanırken, sizin hormon dengeniz de tamamen değişir. Progesteron hormonu, sindirim sisteminizi yavaşlattığında kendinizi çok yorgun hissedebilirsiniz, sabah bulantılarınız ve reflünüz/mide yanmanız olabilir, yemeklere karşı tiksinti, midenizde şişlik hissedebilirsiniz (karnınız kaskatı kesilir), sıklıkla istifra edebilirsiniz, kabızlık çekebilirsiniz. Damarlarınızda dolaşan kan miktarı arttığından dolayı burun kanaması olabilir. Çoğunlukla bu belirtiler 4.-5. hafta ortaya çıkıp, 13-14. haftalarda son bulacaktır. Bu belirtiler daha uzun sürebileceği gibi hiçbir şekilde ortaya çıkmayabilir de... Aynı kadının bile bir hamilelik süreci, diğerine benzemiyor.
- Herkesten yardım alın: İlk 3 ayda herkesin, özellikle de eşinizin size yardımcı olmasını isteyin. Kafanızı kaldıracak haliniz olmayabilir. Geceleri erken yatıp, geç kalktığınız halde öğlenleri de uyumak isteyebilirsiniz. Günde 15 saat uyumanız bile mümkün. Bulabildiğiniz herkesten, her konuda yardım isteyin. Yerleri süpürür müsün, bir tas çorba pişirir misin, toz alır mısın... "Yardıma ihtiyacın var mı?" diye soran birini asla geri çevirmeyin.
- Dinlenin: Eğer hamileyken bir de çocuk bakıyorsanız, prensiplerinizi bir kenara atın. Dayanamayacağım şekilde uykum geldiğinde, kapıları kilitleyip, olası tehlikeleri bertaraf ettikten sonra kızıma çizgi film açıp, ben de yanında uyuyordum. Ya da birinden öğlenleri kızımla vakit geçirmesini istiyordum. En fazla 10 hafta sürecek bir süreç.
- Kilonuzu kafanıza takmayın: Yemek yapmaktan da yemekten de tiksinebilirsiniz, çok normal. İlk hamileliğimde eşimin haftasonu yapıp yemem için bıraktığı taze fasulyeyi yerken televizyonda bir kadın program izliyordum (ne çok vaktim varmış). Benimle aynı haftalarda hamile bir kadının eşi "Daha hamileliğinin başında ama yemek bile yapmıyor" diyerek kadıncağızı babasının evine göndermiş. Kadını dinlerken yediğim lokmalar boğazıma oturmuştu. Her iki hamileliğimde de ilk 3 ay kendim yemek pişiremediğim gibi, pişerken evde bulunduğum yemekten de yiyemedim. Kavrulmuş soğan kokusuna tahammül bile edemedim. Çoğunlukla tostla beslendim. Hatta ilk hamileliğimde ilk 3 ayda 3 kilo verdim. Sorun etmeyin, bu günler de gelip geçecek. Size yardımcı olacak bir yakınınız yoksa ve mali durumunuz müsaitse, gerekirse temizliği bir kenara bırakın ve temizlik için anlaşacağınız bir kadından sizin ve aileniz için ücret karşılığı yemek yapmasını rica edin. Gerekirse yemekleri haftalık yaptırıp buzluğa atın, yeter ki sağlıklı yiyecekler yiyin.
- Bazı şeylerden vazgeçin: Temizlik takıntınız olabilir, her gün spora gidiyor olabilirsiniz, yoğun bir iş temposunda çalışıyor olabilirsiniz... Mümkün mertebe bu dönemde sadece kendinize öncelik verin. Her gün temizlik yapmasanız, spora gitmeseniz ya da iş temposunu düşürseniz de yaşayabilecekseniz, en düşük tempoya geçin.
- Protein alın: Vücudunuzda başka bir canlının bedeni oluşuyor. Protein yiyerek desek olun. Canınız tosttan başka bir şey çekmiyor olabilir. En azından tost yerken kaliteli peynir kullanın ya da tostun yanında badem ya da yoğurt yiyin, kefir ya da ayran için.
- Su için: Su içmek yorgunluk ve bulantıyı azaltacaktır. Eğer normal su midenizi bulandırıyorsa sıcak bitki çayları için. Ya da sıcak bir mevsimdeyseniz buzlu, limonlu su için. Komposto için.
- Hareket edin: Açık havada yarım saat yürümek hem kendinizi psikolojik olarak daha iyi hissetmenizi sağlar, hem enerji verir hem de derin bir uyku uyumanızı sağlar. İlk hamileliğimde işime arabayla gidip, tüm gün oturuyordum. Bu hamileliğimde sağlığım elverdiği ölçüde bol bol hareket ediyorum. En risksiz hareket, yürüyüş. Özellikle açık havada yürüyüş, bol oksijen alabileceğiniz bir ortamdaysanız ilaç etkisi yapıyor. Ayrıca hamile yogası ve hamile pilatesi de yapabilirsiniz. Hiçbir hareket yapamayacak durumdaysanız, sırt üstü yatmanız gerekiyorsa bile muhakkak esneme hareketleri yapın. Bacak kaslarınızın esnekliğini koruyun. Mümkünse alaturka tuvalete oturun. Sık sık çömelip kalkın. Çömelme hareketini Batılılar gibi değil, Doğulular gibi yapmanız önemli. Yani çömelirken tüm ayak tabanınız yere değmeli. Eğer tutunmadan yapamıyorsanız, duvara yaslanarak ya da bir sandalye arkalığından destek alarak çömelin. Sırtüstü yatarken ayaklarınızı, bileklerinizden ileri doğru uzatın, sonra da ayak parmaklarını bacağınıza doğru yani geriye doğru getirin (Pilateste "point and flex" diye tarif ediyorlar). Bu hareketi olabildiğince sık tekrarlayın. Yerden çorap, bez vb hafif bir materyal alacaksanız ayak parmaklarınızla almaya çalışın. Sağlığınız el veriyorsa ev işinizi kendiniz yapın. Doğum anına kadar vücudunuzun el verdiği en ağır işleri yapmaktan geri kalmayın.
- Hamile kıyafetleri alın: İlk hamileliğimde hemen hiç kıyafet almamıştım, sonrasında pişman oldum. Vücudumun değişeceğini kabullenmemişim, doğumdan sonra eski halime döneceğim sanıyordum. Oysa 38 numara olan ayaklarım, hamileyken 40,5 oldu, doğumdan sonra 39 numarada kaldı. Bütün 38 numara ayakkabılarımı attım. 4 sene emzirdim kızımı, göğüslerim büyük kaldı. Doğumdan sonra eski kiloma dönmeme rağmen hem sütyen numaram değişti hem de gömleklerimin düğmesi kapanmaz oldu. Büyük boy sütyen ve yeni gömlekler almak zorunda kaldım. Doğumdan sonra karnım küçülecek sanmıştım, kilomdan bağımsız olarak karnım ilk 9 ay, 6 aylık hamileymişim gibi şiş kaldı. Ki normalde en kilolu halimde bile karnım olmazdı benim. Bütün pantolonlarımı değiştirmek zorunda kaldım. Ayrıca sezaryen yerim acıdığı için ilk 40 gün hamile pantolonu giymeye devam etim. Aynı durum külotlar için de geçerli elbette. Özetle, hamile kıyafetlerini doğumdan sonra da giyeceğinizi düşünüp, bol bol kıyafet alın, rahat rahat dolaşın.
- Doktorunuza durumunuzu anlatın: Her ne kadar yorgunluk ve bulantı bu dönemde normal de olsa, belki anormal bir durumun habercisi de olabilir ya da doktorunuzun tecrübelerinden kaynaklanan önerileri olabilir. Durumunuzu doktorunuzla paylaşın.
5. Sabah bulantılarına ve reflüye karşı iyi beslenmeniz gerekiyor:
- Sabah uyanır uyanmaz yemek için yatağınızın yanında mide bulantınıza iyi gelen bir şeyler bulundurun. Tost, bir parça ekmek, tuzlu galeta, beyaz leblebi, kefir vs.
- Sık sık ama azar azar yiyin. 2-3 saatte bir, midenizi doldurmayacak kadar yiyin. Zaten vücudunuzu iyi dinliyorsanız, o da size bunu söyleyecektir.
- Gece yemek yemekten çekinmeyin. Mide bulantısı ile uyandıysanız, sabahın üçü de olsa tostunuzu yiyin, gece yemek yenmez diyerek kendinizi engellemeyin.
- Hazır, paketli gıda tüketmeyin. Bunların çoğu mide bulantınızı arttırır.
- Şekerli gıda tüketmeyin. Hata mide yanmanız varsa şekerli meyve bile tüketmeyin. Dikkat edin, muz yedikten sonra bile mideniz yanmaya başlayacaktır.
- Mide yanmasına benim çözümüm şu oldu ama herkeste işe yarar mı bilemem: Menengiç kahvesi. Bir cezve süte, 1 tatlı kaşığı menengiç atıp kaynatıyorum. Sonra ılımasını bekleyip içine bal ekliyorum. Sıcak sütlü, ballı menengiç kahvesi benim mideme iyi gelen tek şey oldu.
6. Kabızlığa karşı:
- Çok su için. Mesela yanınızda bir şişe su bulundurun ve şişeyi bitirmeye çalışın.
- Kefir için. Evde kendi yaptığınız kefiri içmek midenize de iyi gelebilir.
- Lifli yiyecekler yemeye çalışın. Mesela sadece tost yiyorsanız bile tam buğday ekmeğinden yapın tostu.
- Kuru kayısı ve kuru erik yiyin. Tam kurumamış yarı ıslak erikler var, onlar daha da çok işe yarıyor. Kuru meyveleri sabaha kadar suda bırakıp, sabah suyu içip meyveleri de yiyebilirsiniz. Ya da kompostosunu yapın. Özellikle yaz aylarında bitki çayı yerine meyve kompostosu daha iyi gidiyor.
- Sebze ve yeşillik yemeyi arttırın. Tabii bunu söylemesi kolay, yapması zor. Normalde çok sağlıklı beslenen biri olmama rağmen her iki hamileliğimde de sabahtan akşama patates kızartması ve mayonez yeme isteği içerisindeydim. Nerede lüzumsuz bir şey görsem canım çekiyor :)
- Hareket edin, bol bol yürüyüş yapın. Eğer bir yandan da çocuk bakıyorsanız, evde kullanabileceğiniz bir yürüyüş aleti işinize yarayabilir ya da çocuğunuzla beraber yürüyüşe çıkabilirsiniz
- Alaturka tuvalete oturun. Alaturka tuvaletiniz yoksa, tuvalete oturduğunuzda ayaklarınızın altına yüksekçe bir tabure koyarak, dizlerinizin kalçanızdan daha yüksek olmasını sağlayın.
7. Bacak kramplarına, ayak kaşıntısına ve çatı kemiği ağrısına karşı:
Bacak kramplarına karşı doktorum magnezyum tabletleri önermişti, bende çok işe yaramıştı. Yine de kendi doktorunuza danışmadan kullanmayın.
Ayak kaşıntısına karşı da mısır nişastalı su ile yapılan ayak banyosu çok iyi gelmişti.
Çatı kemiği ağrısı da nedir diye düşünüyorsanız, muhtemelen başınıza gelmemiş demektir. Bu öyle bir ağrı ki, kemik ağrısı olduğundan, masaj vs hiçbir şekilde müdahale edilemiyor. Gebelikte karşılaşılan çatı kemiği ağrısı, pubik/pelvik ağrı diye de adlandırılıyor. Kontes'e hamileyken yatarken bacak arama yastık koyarak baş etmeye çalışıyordum bu ağrıyla. Bu hamileliğimde daha etkin bir çözüm buldum: Bağdaş kurmak. Koltukta otururken bağdaş kuruyorum, yazı yazacaksam müdür koltuğu denen geniş çalışma koltuğuna bağdaş kurarak oturuyorum, hatta yatarken bile sırt üstü yatıp bacaklarımı bağdaş kurar pozisyonda bağlıyorum. Misafirliğe gittiğimde ayıp olmasın diye izin alıp, tek dizimi kırıp, tek ayağımı altıma almak suretiyle yarım bağdaş pozisyonunda oturuyorum. Bu ağrının bende tek çözümü bağdaş kurmak oldu.
Çatı kemiği ağrısı da nedir diye düşünüyorsanız, muhtemelen başınıza gelmemiş demektir. Bu öyle bir ağrı ki, kemik ağrısı olduğundan, masaj vs hiçbir şekilde müdahale edilemiyor. Gebelikte karşılaşılan çatı kemiği ağrısı, pubik/pelvik ağrı diye de adlandırılıyor. Kontes'e hamileyken yatarken bacak arama yastık koyarak baş etmeye çalışıyordum bu ağrıyla. Bu hamileliğimde daha etkin bir çözüm buldum: Bağdaş kurmak. Koltukta otururken bağdaş kuruyorum, yazı yazacaksam müdür koltuğu denen geniş çalışma koltuğuna bağdaş kurarak oturuyorum, hatta yatarken bile sırt üstü yatıp bacaklarımı bağdaş kurar pozisyonda bağlıyorum. Misafirliğe gittiğimde ayıp olmasın diye izin alıp, tek dizimi kırıp, tek ayağımı altıma almak suretiyle yarım bağdaş pozisyonunda oturuyorum. Bu ağrının bende tek çözümü bağdaş kurmak oldu.
![]() |
| İşte ağrıyan yer tam olarak burası. |
8. Hamileliğiniz süresince 4 kez ultrason girmeniz yeterlidir.
Hamilelik süresince bence en önemli olan annenin stressiz ve kötü düşüncelerden uzak bir dönem geçirmesidir. Kontes'e hamileyken her ay doktora gidip ultrasona giriyordum. Bu hamileliğimde bazı nedenlerden ötürü bir günde iki defa ultrasona girmem bile gerekti ama gerekmedikçe, sırf bebeğin boyunu posunu görmek için ultrasona girmedim, sırf laf olsun diye de doktora gitmedim.
Kontes'te doktor randevularını iple çekiyordum, sanki kızımla orada görüşüyormuşuz gibi geliyordu ve o kadar endişeliydim ki birinin bana sürekli her şey yolunda demesini istiyordum.
Oysa ikinci bebeğimde şunu fark ettim ki doktora gitmek ve ultrasona girmek başlı başına bir gerginlik ve endişe kaynağı. Sürekli kendini dinleyip, hastalık hastası olmak gibi. Mesela Kontes'e hamileyken ultrasondaki görüntüye bakarak parmaklarını saydığımı hatırlıyorum.
Oysa hamileliğimiz üzerinde bizim hiçbir etkimiz yok. Yapmamız gereken belirli bir kaç kontrol var. Onları yaptırdıktan sonra gerisi kaderimize kalıyor. Nasıl bir çocuk çıkacak, neyle karşılaşacağız bilemiyoruz. En iyisi sürecin keyfini çıkarmaya çalışmak, gerisi kader kısmet. Sürekli doktora gittiğimizde %10 ihtimalle olmayan bir sorun, varmış gibi görünebiliyormuş.
Ayrıca bebekle buluşmak için mutlaka onu görmek de gerekmiyor, hatta bebeği dinlemeyi engelleyebiliyor bile. Ultrasona girmiyorsanız aklınız hep bebeğinizde oluyor. Hangi seslere, hani tatlara tepki veriyor; günün hangi saati hareketli oluyor; hangi pozisyonda durmayı tercih ediyor; ne yaparsanız mutlu, ne yaparsanız rahatsız oluyor? Bunların hepsini ancak bebeğinizi dinleyerek fark edebilirsiniz. Kontes'le doğana kadar derin bir bağ kuramamıştım, bu bebeğimle henüz doğmadan sohbet de, kavga da ediyorum :)
- Normal hamileliklerde 7, 12, 22 v 32. haftalarda; riskli gebeliklerde ise 7, 12, 22, 32 ve 38. haftalarda ultrasona girmek yeterliymiş.
- İlk olarak 10. haftaya kadar ultrasona girmemiz gerekiyormuş ki kese ve kalp atışı görülsün. Böylece dış gebelik ya da boş kese gibi olumsuz durumlar tespit edilebiliyor. Aynı zamanda biden fazla kese varsa, çoğul gebelik de tespit edilmiş oluyor.
- İkinci seferde 10-12. haftalarda ultrasona girip bebeğin gelişimi, eli ayağı normal mi, baş çevresi genişliğinde bir sorun var mı diye bakılıyor. Down sendromu vs riski belirlenmeye çalışılıyor.
- Üçüncü seferde 23-24 haftalıkken detaylı ultrasona sokuluyor. Doppler cihazı deniyor buna. Bebeğin iç organları inceleniyor. Kalbinde delik ya da böbreklerinde tıkanıklık varsa tespit edilip, gerekirse anne karnında müdahale edilebiliyor. Ayrıca bu haftalarda şeker yüklemesi de yapılıyor, eğer riskli bulunursanız bir önceki gidişinizde yani 12. haftalıkken de yaptırmanızı isteyebilir doktorunuz. Böylece hamilelik şekeri çıkarsa uygun diyetle ya da ilaçlarla müdahale edip sorun çıkmasını engellemeye çalışıyorlar.
- Son olarak 32-34. haftalar arası plesantanın yerine, duruşuna bakılması gerekiyormuş.
Hamilelikte ve doğumda sorun yaşama ihtimaliniz çok az. Sorunlu bir hamilelik geçirseniz ya da bebekte bir sorun tespit edilse bile yapılabilecek çok az şey var. Tıbbın elinden çok da fazla bir şey gelmiyor. Bu nedenle kendinizi germeyin, arkanıza yaslanıp kendinizi akışına bırakın...
9. Hastane çantası hazırlayın:
Normal durumlarda, iki gün kalacaksınız hastanede. Minik bir seyahat çantası yeterli gelecektir.
- Minik bir makyaj çantası: Diş fırçası, el aynası, makyaj yapmayı seviyorsanız makyaj malzemeleri ve makyaj çıkarıcı, tokalar, belki bir de nemlendirici koyabilirsiniz. Eğer normal doğum yapacaksanız bir saç bandı ve dudak nemlendiricisi de koyabilirsiniz. Bir de deodorant olarak karbonat koymayı unutmayın (http://sormabulmadunyasi.blogspot.com/2011/11/dogumdan-sonra-ter-kokusu-nasl-onlenir.html)
- Terlik ve çorap: Eğer ayakkabı giyip çıkarmak ya da koridorlarda ameliyat/otel terlikleri ile dolaşmak istemiyorsanız, kolay giyilebilen rahat bir terlik ve rahat çoraplar koymayı unutmayın.
- Gecelik veya pijama ve sabahlık: Doğumdan sonra da bir miktar kanamanız olacak, özellikle de sezaryen doğumda. Bu nedenle yanınızda 1-2 parça da yedek bulundurun. Gecelik, tuvalete gidip gelirken çok rahat oluyor. Pijama da içeri misafirler girip çıkarken rahat oluyor ama sezaryende de, normal doğumda da dikiş yerinizi rahatsız edebilir. Her koşulda üzerinize bir de sabahlık almak kendinizi daha rahat hissetmenizi sağlayacaktır.
- İç çamaşırı: Hamile külotu ve emzirme sütyeni almayı da unutmayın. Emzirme atleti de başkalarının yanında emzirirken rahatlık sağlıyor.
- Emzirme pedleri ve göğüs ucu kremi: Hem akan sütü emip kıyafetinizin ıslanmasını engellerler, hem de büyüyen göğüs uçlarınızı gizlerler. Ben kumaş ve geniş olanlarını tavsiye derim. Göğüs ucu kreminizi kullanmayı ihmal etmeyin ki rahat rahat emzirebilesiniz.
- Bebek kıyafeti: Yenidoğan bebek bezi, çıtçıtlı zıbın, üstüne giydirmek için uygun kıyafet ve bir de şapka. Hastanede yattığı süre içinde bir ayaklı tulum, bir de eve dönerken yolda giyeceği kıyafetler yeterli gelir.
- Telefon şarjı: Telefonundan ayrılamayanlardansanız bir de şarj koyabilirsiniz. Yoksa bir süre telefonsuz geçirin ya da telefonunuzu eşinize yönlendirin.
- Su matarası: Su içmek ya da içinde ıhlamur vb süt arttırıcı çay yapmak için bir de küçük matara ya da ağzı kapaklı kırılmaz bir bardak eklerseniz, ihtiyacınız olursa kullanırsınız.
10. Cilt Bakımı (hamilelik çatlakları):
Karnınızı, belinizi, kalçanızı ve göğüslerinizi (göğüs uçlarınız da dahil) düzenli olarak yağlayın. Doğumdan sonra da buna deva edin. Hamileyken gerilen deri çatlayabileceği gibi, hamilelikten sonra birden boşalan deri aşağı sarkıp, sarkmanın etkisiyle gerilen noktalarda çatlamaya neden olabilir.
Son ay düzenli olarak göğüs ucu kremi kullanın. Hastane çantanıza da eklemeyi unutmayın. Emzirmek bazen acı verici olabiliyor ilk günlerde. Kontes'te hiç hazırlanmamıştım. İkinci doğumumda hazırlıksız yakalanmak istemiyorum.
Unuttuğum bir şey kaldı mı acaba?
Unuttuğum bir şey kaldı mı acaba?






