5 Nisan 2013 Cuma

Çeviri: Okulsuz Eğitim (Unschooling) İçin Başlangıç Kılavuzu

 
 
 
Dün baştan aşağı kinayeli yazılmış bir yazıdaki kinaye vurgusunu veremeden, başarısız bir çeviri örneği verdim. Ama yılmadım, bugün de çeviri yapıyorum :)
 
Leo Babauta minimalist yaşam konusunda alanında çok ünlü bir blog yazarıdır. Anne babası ve eşi öğretmendir. Eşi işinden istifa etmiş ve şu anda 4 çocuklarına okulsuz eğitim vermektedirler. Benim de blogundaki yazıları severek takip ettiğim ve fikirlerini çok beğendiğim biridir. Aşağıdaki yazıyı da 10 Nisan 2012 tarihinde yayımlamıştı (çeviri hatalarım affola):
 
 
Bir ebeveyn olarak bana en çok sorulan soru okulsuz eğitim ile igili ve zaten bir ebeveyn olarak, diğer ebeveynlere okulsuz eğitimden daha fazla önerdiğim hiçbir şey de yok.
 
Okulsuz eğitim, diğer eğitim metotları ile karşılaştırıldığında çok daha fazla özgürlük sunan bir eğitim felsefesidir. Okulsuz eğitim çocukları, bildiğim her şeyden daha fazla, belirsiz ve hızla değişen bir gelecek için hazırlar. Eşim ve ben birkaç yıldır 4 çocuğumuzu da okulsuz eğitim sistemi ile yetiştiriyoruz.
 
Okulsuz eğitime gönülden inanmama rağmen bu konuda daha önce hiç yazmadım, çünkü bu konu ile ilgili tüm cevapları kesinlikle bilemiyorum. Hiç kimse de bilemez zaten.
 
Okulsuz eğitimin güzel tarafı zaten bu cevapları arama sürecidir. Eğer tüm cevapları bilen birisi olsaydı, bu arama süreci de olmazdı. Okulsuz eğitimi tercih eden ebeveyn ve çocuklara söyleyebileceğim tek şey, cevap arama sürecinin eğlencenin kendisi olduğudur.
 
Ama yine de kendimi zorlayarak bazı sorulara cevap vermeye çalışacağım: Okulsuz eğitim nedir? Neden okulsuz eğitim vermelisiniz? Bu konuda neler okumalısınız? Bugün bu konulardan konuşacağız.
 
Okulsuz eğitim nedir?
 
Öncelikle, ev okulunun bir çeşididir. Ama kurumsal eğitim ile karşılaştırma dışında bu soruya verilebilecek uygun bir cevap yoktur. Okulsuz eğitim vermenin sadece tek bir tür yolu yoktur ve okulsuz eğitim veren insanların çoğu bunu değişik nedenlerle ve değişik metotlarla yaparlar.
 
Yine de işte benim okulsuz eğitim tanımım (kurumsal okullarla karşılaştırmalı olarak):
  •  Okullarda belirli konularda dersler varken, okulsuz eğitimde yoktur.
  •  Okullarda öğretmenler ve okul yönetimi tarafından belirlenen hedefler varken, okulsuz eğitimde çocuk kendi hedefini kendisi belirler.
  • Okullarda bilgi öğretmenden öğrenciye doğru verilirken, okulsuz eğitimde öğrenci kendisi öğrenmektedir.
  • Okullarda öğretim bir takım kitaplar ve materyallerle yapılırken, okulsuz eğitimde her türlü yolla öğrenmek mümkündür: araştırmaları sonucu buldukları kitaplar, internetteki bilgiler, kardeşler veya anne-baba, açık hava gezileri, müzeler, öğrenmek istedikleri konuda uzman olan kişiler ve diğer tüm kaynaklar.
  • Okul yapılandırılmıştır ama okulsuz eğitim caz müziği gibidir. Doğaçlama olarak gelişir ve öğrenci değiştikçe, o da değişir.
  • Okulda öğrenciler yönergeleri izlemeyi öğrenirler, okulsuz eğitim öğrencileri ise kendileri için düşünmeyi ve kendi kararlarını vermeyi öğrenirler.
  • Okullarda öğrenciler, yöneticilerin belirlediği tempoda öğrenmek zorundadırlar; okulsuz eğitimde ise öğrenci kendi hızında öğrenebilir.
  • Okulda öğrenme belirli zamanlarda ve sınıfta gerçekleşirken okulsuz eğitimde öğrenme her an gerçekleşir ve öğrenme fiili ile günlük yaşam arasında bir bölünmüşlük yoktur. (çevirenin notu: Yani "Sabah 9, öğleden sonra 3 arasında öğrenilir ve sadece sınıf içinde, sırada oturularak öğrenilir" denmez. Gece yarısı mide bulantısı ile uyanan çocuk midesinin yerini ya da annesine çamaşır asmakta yardım eden bir çocuk "nemli" kelimesinin anlamını öğrenebilir.)
 
Burada hemen bir konuyu vurgulamak istiyorum: Okulsuz eğitimde, hayatın kendisi okuldur. "Okula gitmek" diye bir kavram yoktur... Her an bir şeyler öğrenilir.
 
Okulsuz eğitimde öğrenciler, sizin benim gibi, yetişkinlerin öğrendikleri şekilde öğrenirler: ilgileri olan şeye yönelirler, kendi kendilerine nasıl öğrenebileceklerini bulurlar, kendileri değiştikçe bulacakları metot da değişir, bulabildikleri tüm kaynakları ve öğrenme materyallerini kullanırlar, merak hissi ile harekete geçerler ve merak ettikleri hususa ilişkin uygulamalar yaparlar. Yani bir kişinin onlara bu hususun önemli olduğunu söylemesi gerekmez.
 
Bu öğrenme şekli serbest çalışan bir yazar, bir girişimci ve bir ebeveyn olarak benim de öğrenme şeklimdir. Ve çocuklarımız yetişkin olduklarında, onlar da böyle öğrenecekler. Neden onların şu anda da böyle öğrenmelerine izin vermeyelim?
 
 
Neden Okulsuz Eğitim?
 
Haydi okulun ne işe yaradığını düşünelim: Çocukları gelecekteki mesleklerine (ve hayata) hazırlar, ki bu gelecek bir 10 yıl veya daha da fazla uzaktadır. Şimdi bir on yıl ve hatta daha da uzun bir süre sonraki geleceği düşünelim: kaçımız 13 sene sonra hayatın bugünkü gibi olacağını düşündü? Dünya üzerindeki ekonomik durgunluğu, değişen iş piyasasını (çevirenin notu: benim zamanımda arkadaşlarımın çoğu işletme ve iktisat okudu ve şu anda okudukları bölüm ile ilgisiz işler yapıyorlar. Hakeza uluslararası ilişkiler okuyup, kendisine uygun iş bulamayan çok insan tanıdım. Yakın gelecekte artan hukuk fakülteleri nedeni ile avukatlığın da cazip bir meslek olmaktan çıkacağını düşünüyorum.), ya da akıllı telefonlar, iPad, elektronik kitap okuyucuları gibi teknolojik aygıtların bu kadar yaygın kullanılacağını öngörebilir miydik? Ve bu sadece bir başlangıç.
 
Çocuklarımızın geleceğinin nasıl olacağını tahmin bile edemiyorken, onların geleceğe hazırlanmak için neler öğrenmeleri gerektiğini bugünden nasıl bilebiliriz? Aslında biz onları yarının mesleklerine değil, bugünün mesleklerine hazırlıyoruz. Okul çocuklara, gelecekte hiç de ihtiyaç duymayacakları bir takım bilgiler ve beceriler öğretir.
 
Okulsuz eğitim ise farklı bir yaklaşım getiriyor: çocuklar kendi kendilerine öğrenmeyi, kendilerine öğretmeyi öğrenebilirler. Eğer kendine kendine öğrenmeyi ve kendine öğretmeyi bilebiliyorsan, işte o zaman geleceğe hazırlıklısın demektir. Eğer gelecekte bildiğimiz şeyler geçersizleşirse, kendine kendine öğrenmeyi öğrenmiş olan kişi, gelecekte kullanımda olan her ne ise onu öğrenmeye hazır olacaktır. Sadece bir öğretmenden öğrenmeye alışmış kişi ise kendisine öğretmesi için bir öğretmen arayacaktır (çevirenin notu: Türkiye'nin her yerinde pıtrak gibi açılan kurslara hiç anlam veremezdim. Bu cümleyi okuduktan sonra kafamda bir ampul yandı.).
 
Okulsuz eğitimi tercih etmek için diğer nedenler:
  • Okulsuz eğitim, girişimcilerin öğrenme yöntemidir. Okullarda çocuklar talimatları takip etmek üzere eğitilirler, tıpkı iyi çalışanlar (işçiler, memurlar vs) gibi. Girişimciler ise ne öğrenmeleri gerektiği konusunda sorumluluklarını yüklenirler ve kendi kararlarını kendileri verirler ve bilinmeyen sularda gezerler. Okulsuz eğitim çocukları robot olmak yerine girişimci olmaya hazırlar.
  • Okulsuz eğitim çok daha doğaldır. Kitlesel okul sistemi çok modern bir buluştur (çevirenin notu: 190 yıllık bir geçmişi vardır. Yani Türkiye'de dedelerimizin dedesi, bizim bildiğimiz anlamda okullarda okumamışlardır.). Dolayısıyla modern okul sistemi, insanlık tarihindeki öğrenme yöntemi değildir, ki bunlar gibi insanlar da modern okul sisteminden çıkmamştır: Leonardo DaVinci, Leo Tolstoy, Amedeus Mozart, Albert Einstein ve Benjamin Franklin.
  • Okulsuz eğitim daha özgürdür. Okul yapısı, kararların kendileri adına alınmasını seven insanlar için uygundur. Ama eğer siz kendi kararlarınızı kendiniz vermek istiyorsanız ve güncel ihtiyaçlarınızı karşılayacak şeylerle ilgileniyorsanız, daha fazla özgürlük talebiniz olacaktır.
  • Bizler de çocuklar ile birlikte öğreniriz. Çocuklar okulda iken ebeveynler öğrenme sürecinin dışında kalırlar ve çocuklarının eğitiminin sorumluluğunu öğretmenlerin almasını isterler. Ama okulsuz eğitimde siz de çocuğunuzla birlikte öğrenirsiniz (çevirenin notu: Şahsen okulsuz eğitimde benim en zevk aldım bölüm burası :)). Öğrendiğim en önemli şey de öğrenmeyi öğrenmek. Her çocuk için, öğrenmenin en iyi yolunun ne olduğunu, insanların nasıl öğrendiğini birlikte öğreniyoruz.
  • Öğrenmek sınırsızdır, sonsuzdur. Okullarda öğrenme sınıflar ve ev ödevleri ile sınırlandırılmıştır. Sonrasında çocuklar öğrenmeyi durdurabileceklerini, oyun oynamaya gidebileceklerini ve gerçek hayata karışabileceklerini düşünürler. Sanki öğrenmek sıkıcıymış ve sanki bunu sadece zorunda oldukları için yapıyorlarmış gibi... Ama okulsuz eğitim öğrencileri, öğrenmenin gün boyu, her gün ve ne yaparsanız yapın gerçekleşebileceğini bilirler. Eğer bir okul kitabı okumuyorsanız, bu öğrenmemekte olduğunuz anlamına mı gelir? Oyun oynarken, bir kır yürüyüşü yaparken ya da yabancılarla konuşurken bir şeyler öğreniyor olamaz mısınız? Peki ya akşam yemeği pişirirken, bozuk bir musluğu tamir ederken ya da kumdan kale yaparken bir şeyler öğrenmeye ne dersiniz? Bilgi her yerdedir ve öğrenmek eğlencelidir! Bu da okulsuz eğitimin bize öğrettiği temel şeydir.
Okulsuz eğitimi tercih etmek için daha başka nedenler de vardır elbette ve herkes kendi nedenlerini bulacaktır. Bunlar sadece benim okulsuz eğitimi tercih nedenlerimden bazıları.
 

Okulsuz Eğitim Nasıl Verilir?
 
İşte bu da işin zor kısmı, çünkü bunu yapmak için tek ve doğru bir yol yok. Ve okulsuz eğitime başlamak isteyen ebeveynler her zaman ama her zaman, bunu nasıl yapacaklarını bilmek istiyorlar. Biz bunu yaptık ve dürüstçe söylemek gerekirse hala cevabı bulmaya çalışıyoruz.
 
Neden bu sorunun cevabı yok? Çünkü her çocuk farklıdır. Herkesin değişik ihtiyaçları, ilgi alanları, yetenekleri, hedefleri ve ortamı vardır. Eğer insanlar size hayatınızı yaşamanız, mesleğinizi yapmanız için sadece tek bir yolunuz olduğunu söyleselerdi? Bundan kesinlikle nefret ederdiniz, çünkü bu özgürlüğünüzü ve aynı zamanda işin bütün neşesini de elinizden alır.
 
Okulsuz eğitimin nasıl olacağını anlatmak, bu konudaki tüm özgürlüğünüzü ve bu işten alacağınız zevki yok etmek olur. Bu konudaki sorular, konunun bizatihi kendisidir ve bulduğunuz cevaplar da işin eğlenceli kısmıdır.
 
Ama yine de başlangıç için size fikir vermesi ve sizin konuya yaklaşımınızı şekillendirebilmeniz adına bizim okulsuz eğitimi nasıl verdiğimize ilişkin bazı fikirler vereceğim:
 
  • Üniversite heveslisi. Bizim 16 yaşındaki oğlumuz üniversiteye gitmek istediğine karar verdi. Şu anda kendi kendine SAT sınavına hazırlanıyor (çevirenin notu: bizim üniversite giriş sınavlarımıza denk bir sınav). İnternet üzerinden ücretsiz üniversiteye hazırlık kursu alıyor ve seçtiği konular üzerinde üniversite tarzı "essay"ler yazmaya çalışıyor (çevirenin notu: Amerikan üniversitelerinde sınav yerine not vermek için kullanılan yazılı ödevlere "essay" deniyor.). Ayrıca programlama ve 3 boyutlu (3D) animasyon gibi ilgisini çeken konuları kendi kendisine öğreniyor ve gitar çalıyor.
  • Origami ustası. 13 yaşındaki kızımız matematiği iyi olsun istiyor. Bu nedenle Khan Academy'den matematik kursu alıyor. Ayrıca origami yapıyor ve bilezik örüyor ve gençlik romanları ile çizgi romanlar okuyor ve piyano çalıyor, parka gidip basketbol oynuyor ve yemek pişirmeyi öğrenmeyi seviyor.
  • Kurtlar ve sihirbazlar. 8 yaşındaki oğlumuz kurtlar hakkında okumayı seviyor ve sık sık bir kurtmuş gibi davranıyor. Ayrıca bazen bir sihirbaz veya kurt adam oluyor. Oyun oynamayı ve bizimle kitap okumayı ve hikayeler uydurmayı ve resim çizmeyi seviyor. Matematikte oldukça iyi ama biz onunla pek de fazla matematik çalışmıyoruz.
  • Kaleler ve restoranlar. 6 yaşındaki kızımız kendisine kitap okunulmasını seviyor. Henüz kendisi okuyamıyor olsa da oyun yoluyla ve bizimle birlikte kitap okuyarak, okumayı öğreniyor. Matematikten hoşlanmıyor ama oyun oynarken matematik de yapıyoruz. Kaleler ve sanat eserleri yapıyor ve açık havada oynamayı ve bir restoran ya da mağaza sahibi gibi davranmayı seviyor.
  • Soruların gücü. Çocuklar bir soru sorduğunda, bu bir şeyi öğrenmek için fırsat anlamına gelir (çevirenin notu: Benim de öğretmek için seçtiğim yöntem bu. Özellikle küçük yaş çocuklarının beyninin neye açık olduğunu kestirmek zor. Kızım soru sormadıkça hiçbir bilgi vermiyorum. Eğer soru sorarsa, çok seviniyorum. Çünkü o soru ile birlikte hem o konuda öğrenmeye beyninin hazır olduğunu anlıyorum hem de karşılık sorular ile o konuda, o güne kadar, ben fark etmeden neler öğrenmiş olduğunu anlıyorum. Mesela kızıma harfler konusunda hiçbir eğitim vermemiş olmama rağmen, bir gün şak diye 3 harfli kelimeleri okumaya başladı ve şimdi sürekli harfleri soruyor ve yan yana gelirlerse nasıl bir ses oluşturacaklarını anlamaya çalışıyor.). Çocukların sorusuna cevap bulmak için birlikte araştırma yapıyoruz ya da o konuda bir kitap bulmak için kütüphaneye gidiyoruz.
  • Tanıdığınız insanlar inanılmaz birer bilgi kaynağıdır. Eğer çocuğunuz aşçı olmak istiyorsa kendisi aşçı olan veya bir restoran sahibi olan bir tanıdığınıza götürebilirsiniz. Eğer çocuğunuz bir iPhone oyunu yaratmak istiyorsa, onu programcı biri ile tanıştırabilirsiniz. Eğer çocuğunuz bilime meraklı ise onu deniz biyoloğu bir tanıdığınızla görüştürebilirsiniz vs vs. Çocuğunuzu, ihtiyacını karşılayacak insanlarla irtibata geçirin. (çevirenin notu: Ben fazladan kızımın el becerileri de olsun istiyorum. Bende yok maalesef. Bu nedenle dikiş, bahçecilik vs gibi alanlarda bu konuları bilenlerden, kızıma da öğretmeleri için ricada bulunuyorum.)
  • Oyunlar en iyi arkadaşınızdır. Her tür oyunu oynayın. Oyun esnasında neyi öğrendiklerini kafanıza takmayın. Oyun oynarken eğlenecekler ve bu sırada hayatın ve dolayısıyla öğrenmenin de oyun olabileceğinin farkına varacaklar.
  • Eğlenceli projeler. Sanat ve bilim projeleri üzerinde çalışmak çok eğlenceli olabilir.
  • İlgi takibi: Eğer çocuk bir şeyle ya da konuyla ilgileniyorsa, çocuğa onunla nasıl oynanabileceğini veya nasıl o konuda daha fazla bilgi edinebileceğini göster.
  • Okuldan arındırma (deschool). Eğer okulsuz eğitimde yeniyseniz ve çocuk bir süre okula gittiyse, bir süre için okuldan arındırma yapmak iyi olabilir. Yani bir süre için (birkaç ay veya hafta) eğitim ve öğretimi rafa kaldırın. Böylece çocuğun ve tabii sizin de kurumsal okul zihniyetinden uzaklaşmanız mümkün olabilir, ki aslında bu çok zor bir süreçtir, çünkü okul terimleri ile düşünmek üzere eğitilmişizdir. Üretici öğretmen ve öğrenciler olmamız gerektiğini ve okulun belirli bir şekilde olması gerektiğini ve eğer çocuklar bir etkinlikten bir şeyler öğrenmiyorlarsa, o etkinliğin değersiz olduğunu düşünürüz. Bu tür düşüncelerin hepsi saçmalıktır elbette. Bu zihniyetten çıkabilmek için kendinize ve çocuğunuza biraz zaman tanıyın.
  • Onlara gösterin, içindekileri açığa çıkarın. Çocuklara çeşitli uyaranlar vermeyi öğrenin. Evin her tarafında kitaplar ve dergiler bulunsun, ilginç şeyler hakkında gösteriler izleyin, masa oyunları oynayın (çevirenin notu: domino, tavla, satranç, monopoly, scrabble, tombala, dama vs), sokağa çıkın ve şehrinizi tanıyın (çevirenin notu: değişik yerler görün), değişik insanlarla tanışın (çevirenin notu: ve onlarla sohbet edin), internette birlikte sörf yapın ve yeni şeyler keşfedin. Bu tür bir teşhir, çocukların yeni ilgi alanları keşfetmelerine yardımcı olur. İlk başta ilgilenmiyormuş gibi dursalar bile (çevirenin notu: kızım heyecanlarını belli edebilen bir çocuk değil. İlk kez yaptığımız her şeye tepkisiz kalıyor. Ancak ikinci defa isterse ya da kendisi geliştirerek bize geri satarsa, ancak o zaman ilgisini çektiğini anlayabiliyoruz.), bu tür teşhirler kendi kendilerine yeni şeyler keşfetmelerine olanak sağlar.
  • Vakti geldiğinde öğrenin. En önemli şey, sizin için neyin işe yaradığını bulmanızdır. Değişik şeyler deneyin. Oynayın. Ellerinizle bir şeyler yapın. Dışarı çıkın ve bir şeyler yapın, insanlarla tanışın, yeni şeyler öğrenmenin keyfine varın. Eğlence, her zaman eğlence, eğlenceli olmadığı sürece asla ağır iş yok, hiçbir zaman zorlamayın, her zaman çocuğun size yaklaşmasını bekleyin.
  • Sabırlı olun. "Sonuçları" hemen göremezsiniz (çevirenin notu: Kızımdaki sonuçları ancak 3 sene sonra görmeye başladım. Herkes Montessori aktiviteleri vs yaparken biz boş boş gezip dolaşıyorduk. Ama an itibariyle kızımın hiçbir alanda geride kalmayıp bilakis farklı ilgi alanlarında yaşıtlarından daha önde gittiğini görüyorum. Bu nedenle, okulsuz eğitimi önermeye de ancak şimdi cesaret edebiliyorum.). Çocuğunuz öğrenmenin eğlenceli olduğunu, her zaman ve çok çeşitli yollarla öğrenmenin mümkün olduğunu öğrendikçe, çocuğunuzda zamanla değişikler olacaktır. Ayrıca çocuğunuzun çalışmak ya da okumak istememesi gibi nedenlerle sinirlenebilirsiniz. Ama bunun yerine çocuğunuzun müzik yapmasına, taklit oyunları oynamasına, çizgi roman okumasına ya da dışarıda oynamasına izin verin.
  • Güven duymak önemlidir. İlk başlarda bu biraz zor oluyor (biz hala öğreniyoruz), ama çocukların çok az bir yol göstericilik ile kendi kendilerine öğrenebileceklerine ve eğer bir şeyle ilgileniyorlarsa o konuyu öğreneceklerine inanmak önemlidir. Hepimiz çocukların kendi kendilerine öğrenemeyeceklerini düşünüyoruz, ama öğrenebiliyorlar (çevirenin notu: Hala kızımın benim öğretmediğim bir şeyi öğrendiğini gördüğümde çok şaşırıyor ve heyecanlanıyorum. Şaşırmam hala onun kendi kendine öğrenebildiğine tam da inanmamış olduğumu gösteriyor sanırım. Heyecanlanmam ise okulsuz eğitimin gerçekten de bizim için doğru yol olduğunu bir kez daha görmemden kaynaklanıyor.).
Siz yanlış bir fikre kapılmadan evvel şunu belirtmeliyim ki okulsuz eğitimin gerektirdiği çoğu şeyi eşim Eva yapıyor ve benden de daha iyi yapıyor (kendisi kabul etmese de Eva bu konuda gerçekten harika). Bu konuyla ilgili benden çok daha fazla kitap ve internet yazısı okudu ve okulsuz eğitimin gerektirdiği işlerin çoğunluğunu o yapıyor (elbette ben de elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyorum). Aynı zamanda okulsuz eğitim konusunda bize ilham veren ve kendisi de tanıdığım en müthiş okulsuz eğitim veren annelerden olan kız kardeşim Kat'i de belirtmeliyim.
 
Konu İle İlgili Okuma Kaynakları
 
Bu kesin bir rehber değildir. Böylesi bir rehber yazabilmek için yeterli deneyimim ve bilgim yok. Ama başlangıç için yol gösterici olması için bazı kitaplar ve internet sayfası adresleri:
 
  • Sandra Dodd – okusluz eğitim üzerine ilk yazan ve bu konudaki en iyi yazarlardan bir tanesi
  • John Holt – okulsuz eğitim üzerine ilk yazan yazar, bir klasik.
  • A-Z Homeschooling – ev okulu yapanlar için çok şey içeren bir site.
  • Khan Academy – her türlü konuda öğrenmek için inanılmaz bir kaynak.
  • Open Culture – dil öğrenimi ve ücretsiz "online" üniversite kuslarının listesini ve daha pekçok şeyi içeren, ücretsiz öğrenme kaynaklarına ilişkin güçlü bir koleksiyon.
  • Clickschooling – farklı öğrenme konuları hakkında bağlantıları (linkleri) içeren bir bülten .
  • Schmoop – edebiyat, tarih ve daha fazlasını öğrenmenin eğlenceli bir yolu.
  • Reading Rants – genç yetişkinler için okuma önerileri veren bir kütüphanecinin blogu.
  • Free Rice – değişik konuları öğrenmek için oyun.
  • YouTube – muhtemelen adını sıkça duyduğunuz bir vieo saitesi. ama aynı zamanda öğrenmeye ilişkin videolara konusunda da harika bir kaynak - Fransizca, İspanyolca ya da "math raps" öğrenin ve çok çok daha fazlasını.
  • Self-Made Scholar – ücretsiz dersler.
  • Free-Range Kids – nasıl kendine güvenli çocuklar yetiştirebiliriz.
  • The Sparkling Martins – okulsuz eğitim konusunda ilham almak için. 
  • Homeschoolers Guide to Getting Into College – üniversiteye gitmek için ev okulu rehberi. 
  • Life Learning Magazine – baskıcı olmayan, ilgi alanına dayalı öğrenme.
  • Natural Child – çocuklara onurlu, saygılı, anlayışlı ve şefkatli davranma konusunda öğrenilmesi gerekenler
  • Joyfully Rejoicing – daha fazla öğrenmek için daha fazla kaynak ile birlikte ev okulu felsefesine genel bir bakış
  • Zinn Education Project – tarih öğrenmek için harika kaynaklar, Howard Zinn'in kaleminden.
  • Coursera – ücretsiz "online" kurslar

  • (çevirenin notu: Ben çocuğumu bu kadar çok ekran karşısında bırakmak istemem sanırım. İnsan ilişkilerinin de öğrenimde önemli rolü olduğunu düşünüyorum. Bilge ve bilgisini verebilen insanlar benim hayatımda önemli yer tutuyor, kızımın da severek danışacağı öğretmenleri olsun isterim.)
     

    4 Nisan 2013 Perşembe

    Çeviri: Neden Çocuklarım Hiçbir Zaman Sosyalleşemeyecekler?



    Alternatif eğitim sistemleri hakkında yıllardır okuyorum. Bilimsel makalelerin yanı sıra, zorunlu kitle eğitimi dışındaki sistemlerle çocuklarını eğiten ailelerin tecrübelerini de merak ediyorum. Bu konuda en çok kişisel bloglara başvuruyorum. Aşağıdaki yazıyı kendime ve şu anda içinde bulunduğum yaşantıya çok yakın buldum. 4 çocuk annesi, ABD Arizona'da yaşayan Jeniffer McGrail'in yazısı (tercümedeki olası hatalarım affola):
     
     
    "Ev okulları ya da okulsuz eğitim ile ilgili tek kaygım çocukların sosyalleşemeyecek olmaları."
     
    Bu ifadeyi dün okudum. Ama elbette bu tür bir itirazı ilk duyuşum değildi (son duyuşum da olmayacak). Ev okulunu tercih etmiş herhangi bir ailenin de söyleyeceği gibi, bu ifade bizim biteviye, bıktırıcı olacak kadar sık duyduğumuz bir itirazdır. Hem de çok sık… Ev okulu ile ilgili şüpheye yer bırakmayacak şekilde, kesinkes kendisinden emin bir ifade olarak, en sık karşılaşılan yorum, soru ve yanlış inançtır. Pek çok gün bu tür bir yorumu duyup, duymazlıktan gelirim. Çok defasında kendimi “Gerçekten mi? Ah, gerçekten mi?” diye inlememek için zor tutarım. Çoğu kişinin sosyalleşmek kelimesinin ve ev okulu teriminin ne ifade ettiklerinden habersiz ve aslında ne söylediklerinin de tam farkında olmadıklarını düşünerek kendimi sakinleştiririm.
     
    Ama sonunda anladım ki sosyalleşmemek kaygısı, ev okulu yapan bizler için ne kadar anlamsız olursa olsun, pek çok insanın paylaştığı ortak bir kaygıymış. Eğer bir kerecik bile olsa bu konuda bir açıklama yapmazsam kendime, çocuklarıma ve ev okulu topluluğuma büyük bir kötülük yapmış olacağıma karar verdim.
     
    İşte sadece bir kez ve herkes için sosyalleşme (toplumsallaşma) sorusuna benim cevabım: 
     
    İşte çocuklarımın sosyalleşememesinin nedeni:
     
    Ev okulu yapmaya karar verdiğimizde ilk çocuğum Spencer henüz bebekti. Dolayısıyla sosyalleşmek için henüz birkaç yılı daha olduğunu düşünmüştüm.
     
    Eleştiride bulunanların haklı çıkmasına izin veremezdim, başarısız bir ebeveyn gibi görünmek istemiyordum. Bu nedenle yapacağım en son iş bile olsa çocuğumu sosyalleştirmeliydim. Ama ne yazık ki hayat bir şekilde akıp gitti. O sırada biz kilisede zaman geçirmekle meşguldük. Büyük anne-babalarımızı ve amca, dayı, hala ve teyzelerimizi ziyaretle zaman geçiriyorduk. Bölgemizdeki yerel kitapçıda düzenlenen hikaye okuma saatlerinde birkaç iyi arkadaş edindik ve onlarla birlikte haftada iki gün düzenlediğimiz oyun grubunda çok eğleniyorduk. Bu arada anne ve çocuk olarak birlikte egzersiz kursuna gittik, yüzme kursuna devam ettik ve bulunduğumuz bölgede uzun ve yavaş yürüyüşler yaptık.
     
    Zaman akıp gitti. Spencer artık "okul çağı"na gelmişti. Ama ben hala sosyalleşmeye ilişkin bir düzenleme yapamamıştım. Ama sorun da etmedim. Yaşı hala küçüktü, henüz sosyalleşebilmek için vakti vardı. 
     
    Bu sırada başka bir eyalete taşındık. Bulunduğumuz çevreyi öğrenmeye çalışıyorduk. Yeni insanlarla tanışıp, yeni şeyler keşfediyorduk. Yeni bir kilise bulduk ve orada da yeni arkadaşlar edindik. Ayrıca o dönemde ikinci bebeğim Paxton ailemize katıldı. Yeni bir bebeğin getirdikleri ile de çok meşguldük. Ama böylesi bir yoğunluğun içinde bile emindim ki çok yakında sosyalleşmeye başlayabilecektik.
     
    Ama sonra gene meşguliyetlerimiz artıverdi. Bulunduğumuz bölgedeki, bölgesel bir ev okulu grubuna katıldık ve iki oğlum da orada arkadaşlar edindiler…ki böylece korktuğum oldu, daha da fazla oyun günlerine katılmamız gerekti. Aşağı yukarı aynı zamanlarda Spencer yavru kurt olarak bir izci grubuna katıldı, bu da artık her hafta en az bir ya da iki geceyi evin dışında geçireceği, ayrıca izci toplantılarına, yemeklerine, derbilerine ve ödül gecelerine katılacağı anlamına geliyordu. Ve küçük bir kasabada oturduğumuzdan dolayı, sokağımızın karşısında komşularımız vardır. Onların kızları da hemen hemen her gün, okuldan sonra bize geliyordu. Konuksever değilmişim gibi davranmak istemedim, nasıl hayır diyebilirdim ki? Zavallı kızcağız bizim sosyalleşme zamanımızı böldüğünü nereden bilebilirdi?
     
    Bu sırada üçüncü çocuğum Everett doğdu. O sırada Spencer 7, Paxton ise sadece 3,5 yaşındaydı. Sosyalleşebilmeleri için hala zamanım olduğunu düşünüyordum. Ama bu sırada hala izci ve ev okulu grupları ve üç çocuklu bir hayat içinde oldukça meşguldük. Tabii hafta sonlarını bu kapsam dışında tutmam gerekir. Çünkü hafta sonlarımızı annemle babamın kaldıkları bir yaz kampında, onları ve onların arkadaşlarını ziyaret ederek geçiriyorduk. Ya da Massachusetts’deki akrabalarımızı ziyaret ediyorduk. Ya da kız kardeşimin ailesi ile dışarıda takılıyorduk. Ya da şehirde getir götür işlerini yapıp ortalıkta koşturan insanlarla koşturuyorduk. Ya da sokaktaki fakir insanlarla sohbet ediyorduk. Ya da kütüphanede veya pizzacıda veya pastahanede vakit geçiriyorduk.
     
    Sonra birden bire çıldırdık. Ülkenin diğer ucuna taşınmaya karar verdik. Taşındığımız ilk sene kiralık bir evdeydik. Ama kiralama bile çok fazla sayıda düzenleme, geliş-gidiş, yeni insanlar ve yeni yerler gerektirir. Mesela uydu antenimizi bağlayan bir çocuk vardı. Ya da mobilyalarımızı getiren işçiler. Ayrıca mobilya ve eşya mağazalarına geziler yapmamız gerekiyordu; bu arada kütüphaneyi inceleme gezileri de yapıyorduk. Halka açık havuzda zaman geçiriyorduk. Ayrıca bir de böcek ilaçlama servisinden gelen adam vardı (ki bu bizim için bir ilkti, daha önce hiç böcek ilaçlaması yapan biriyle tanışmamıştık), çocuklarımın isimlerini ezberlemişti ve her gelişinde onlara lolipop getiriyordu. Ayrıca orada başka bir ev okulu grubu bulduk. Ayrıca her an dışarıda futbol oynamaya hevesli bir sokak dolusu çocuk ve sürekli bizim kapının zilini çalıp oğlanların dışarı çıkıp onlarla oynayıp oynayamacağını soran kapı komşularımız da vardı. Sürekli kasırga gibi bir sürü aktivite ile çevriliydik. Şüphesiz ki böylesi bir ortamda çocuklarımın sosyalleşmeye zaman ayırmalarını bekleyemezdim.
     
    Sonunda bir ev satın aldığımızda artık hayatımızın biraz sakinleşeceğini düşündüm. O sırada Spencer 10 yaşındaydı. Ama diğer çocuklarım için çok da geç olmadığını ümit ediyordum. Başlangıçta her şey çılgıncaydı. Müteahhitlerle konuşuyor, tadilat yapanları izliyor ve kapı komşularımızla mangal yapıyorduk. Ama her şeyin sakinleşeceğini düşünüyordum. Hayat durulmak zorundaydı. Ve sonra…sonra, nihayet biraz sosyalleşmeye başlayabilirdik.
     
    Ama işler düşündüğüm gibi gitmedi.
     
    Gene hamileydim ve bu da kadın doğum uzmanına tüm oğlanlarla beraber sık sık gitmem gerekeceği anlamına geliyordu. Dördüncü çocuğum, kızım Tegan doğduktan sonra, başka bir ev okulu grubuna katıldık ve hep birlikte saha gezileri yapmaya başladık (Çevirenin notu: sınıfın dışında, gözlem yapmak için çıkılan okul gezileri). Her üç oğlum da yüzme dersleri alıyorlardı. İlk iki oğlum tekrar izci gruplarına katıldılar. İkinci oğlum Paxton küçük bir lig takımına katıldı, ve üçüncü oğlum Everett da biraz büyüdüğünde abisinin izinden gitti. Everett ayrıca bir jimnastik kursuna başladı ve orada en iyi arkadaşını buldu. Ki bu kurs altımıza birden yeni arkadaşlar kazandırdı. Eşim Mike bizi bazı off-road gruplarına soktu. Bu gruplar düzenli olarak çölde aktiviteler düzenliyorlardı. Kendi başımıza veya diğerleri ile birlikte “geocaching” yapmaya başladık. Taşındığımız bölgede yaşayan ve daha önce tanışmamış olduğum bir kuzenim olduğunu ortaya çıkardık ve şimdi haftada en az birkaç defa, onun 6 aylık tatlı kızına göz kulak oluyoruz. Ayrıca çocuklar ücretsiz bir demokratik okula* gidiyorlar, orada arkadaşlar edindik ve ayda iki defa bölgesel bir kilisenin ev okulu grubuna da devam ediyoruz.
     
    Ve bu yıl kesinlikle sosyalleşebilmemiz mümkün görünmüyor. Çünkü yukarıda saydıklarıma ek olarak, bir ay sürecek ülke genelinde bir gezi planlıyoruz. Çeşitli manzaralar görmek, eski ve yeni dostlarımızı ziyaret etmek, akrabalarımızla iletişime girmek ve 4 günlük bir “okulsuz eğitim” konferansına katılmak için.
     
    Pes ediyorum.
     
    Benim çocuklarım asla sosyalleşemeyecekler. Bunun için yeterli zamanım yok. Sosyalleşmeye zaman ayırabileceğimi düşündüm, bunu gerçekten istedim ama çocuklar buna zaman ayıramayacak kadar meşguller.
     
    :) Yazı burada bitti. Umarım yüzünüzde bir gülümseme oluşmuştur. Büyükşehirde yaşarken çok çok önemli bir işim olduğunu, deli gibi çalışmak zorunda olduğumu ve çok meşgul olduğumu düşünürdüm. Oysa küçük şehre taşınınca fark ettim ki uzayın içinde bir toz zerresiyim ve dünya bensiz de dönmüş ve dönecek, hayati öneme sahip beslenmeme ne kadar vakit ayırıyorsam, işime de o kadar vakit ayırmam yeterli ve sabahtan akşama kadar deli gibi çalışmak değil, gerçekten hayata dokunmak insanı meşgul kılıyor ve üstelik yeni hayatımda çocuklarımı da dışlamak zorunda değilim, onlarla birlikte de sosyal ve üretken olabilirim... Hissettiklerimi ve aklımdan şimşek hızı ile geçenleri anlatmak gerçekten çok zor. Belki böyle art arda yazarak kendimi ifade edebilirim. Bu yazı sadece "sosyalleşmek" denen kavramın bir yetişkin gözetiminde, her 50 dakikada bir sıralara oturup yetişkini dinleyip, akabinde 10 dakika beton dökülmüş bahçede oynayan aynı yaş grubu çocuklar arasında mı gerçekleştiği, yoksa hayatın içine karışmış ve değişik yaşlardan, meslek gruplarından insanlar ile etkileşime giren çocukların sırf zorunlu kitle eğitim sistemlerinin sıralarında oturmadıkları için sosyalleşmemiş mi sayılacakları sorularını düşündürmek için bile yeterli...
     
    * Demokratik okullar ile ilgili kitaplar:
    Demokratik okullar ile ilgili Türkçe bir yüksek lisans tezi:
    Demokratik okullar ile ilgili bir video (ki "democratic schools" ya da "demokratische schule" diye aratırsanız farklı görüntülere de ulaşmanız mümkün):
    http://www.youtube.com/watch?v=EUZU-NHxa9c



    3 Nisan 2013 Çarşamba

    Eğitim Sistemine Güvenmiyor Musunuz? Okulsuz Eğitim (Unschooling) ve Kendi Kendine Öğrenme (self-directed learning)

    Üstte yazılanlar: Ev Okulu: İnanış (efsane) - Gerçek
    Altta yazılanlar: Halk Okulları: Talep edilen - Sonuç
     
    Annem ve babam, ben kendimi bildim bileli çalışıyorlar. 2,5 yaşında yuvaya gitmeye başlamışım ve doktoramı yeni bitirdim. Yani 33 senedir okulluyum. Okulların iddia edildiği gibi insanları sosyalleştirmediğini kendimden biliyorum. Gerçi ben kişilik olarak da fazla girişken bir insan değilimdir. Ama son derece girişken olan ve benim gibi okullarda büyüyen kuzenlerim ile ilkokula kadar sokaklarda oynayarak kalabalık bir evde büyümüş olan ve karakter olarak da içe dönük sayılabilecek eşimi karşılaştırdığımda farkı görebiliyorum. Sokakta, başında bir yetişkin olmadan, değişik yaş gruplarındaki çocuklarla, geniş alanda oynamak karakter yapısı içe dönük de olsa, dışa dönük de olsa her türlü insanı sosyalleştirir, empati kazandırır, insanlara karşı hangi hareketlerin yapılması, hangilerinin yapılmaması gerektiğini öğretir. Okullarda ise insan ancak itaat etmeyi öğrenir, insan ilişkilerine dair öğrenebileceği tek şey de budur...
     
    Bu şekilde "eğitim"i geçtim, "öğretim"den bile memnun değiliz. İyi bir öğrenim alabilmek için özel okullara ya da özel öğretmenlere para dökmek, sınavlara hazırlanmak ve sosyal hayatımızdan fedakarlık etmek zorunda kaldık. Sonuçta ise en basitinden "resmi tarih" denen bir kavram ile karşılaştık ve en azından tarih dersini 30 yaşımızdan sonra, baştan çalışmak zorunda kaldık.
     
    Kızım için ümit ettiğim eğitim bu değil. Bu nedenle kızımı okula göndermek, resmi müfredatla baş başa bırakmak, yaşamını dört duvar arasında ve olabildiğince hareketsiz, sürekli oturarak geçirmesini sağlamak istemiyorum.
     
    Bu yazı da kızımın eğitimine dair verdiğim kararlara ilişkin bir giriş yazısıdır. Kısaca anlatmaya çalışacağım. Diğer yazılarla birlikte anlatmak istediklerimin netleşeceğini ümit ediyorum.
     
    Kızıma vermek istediğim eğitimle ilgili ilk fikirler Jean-Jacques Rousseau'nun Emile isimli kitabını okurken şekillendi (1700'lü yıllarda basılmış). Peşinden Richard Louv'un yazarı olduğu Doğadaki Son Çocuk isimli kitapla kafamdaki düşünceler netleşti (2000'li yıllarda basılmış). Zaten içimden geçenleri düşünceler haline dönüştürebilmek için kitaplara ihtiyacım olması, kitaplar olmadan düşünemez ve yaşayamaz hale gelmiş olduğumu fark etmem de bu süreçte oldu. Kızımın benim gibi olmasını istemediğime karar verdim. O, kitaplara veya herhangi bir dışsal uyarana ihtiyaç  duymadan etrafında var olan bilgiye ulaşabilmeli, düşüncelerini şekillendirebilmeli, içinden geçenleri bilgiye dönüştürebilmeli... Aslında her insan bunu yapabilmeli ama biz engellenmişiz, çocuklarım olabildiğince engellenmesin istediğime karar verdim.
     
    Hala kendimi tam ifade edemiyorum farkındayım. O zaman minik bir hikaye anlatayım:
     
    Bir gün ömrünü dağda, koyunlarla geçiren bir çoban varmış. Bir din adamı oradan geçerken çobanın Tanrısı ile muhabbet ettiğini duymuş. Yanındakilere "Yazıktır, bu çoban yol yordam bilmiyor. Dini kuralları öğretelim ki huzura ersin." demiş. Tam çobana doğru yürürlerken, çoban oturduğu yerden kalkmış ve sakin sakin koyunlarını güderek karşıki gölün üzerinden yürüye yürüye geçmiş. Çobanın suyun üzerinde yürüdüğünü gören din adamı olduğu yerde kalmış ve yanındakilere "Çobanı kendi haline bırakın. Onun bizden değil, bizim ondan öğreneceklerimiz var." demiş.
     
    Ben ola ola belki din adamı kadar olabilmişimdir... İsterim ki çocuklarım, o çoban gibi olsunlar...
     
    Gerçek hayata dönecek olursak, biraz araştırma sonucunda okulsuz eğitim (unschooling) ve kendi kendine öğrenme (self directed learning) terimleri ile karşılaştım. Ev okulu (home schooling) gibi, bu terimler de esasen okullarda silahlı saldırıların sık yaşandığı Amerika'da çocuklarını, okulun yaşadıkları çiftliğe çok uzak olması veya evlerinde din ağırlık eğitim vermek istemeleri gibi nedenlerle devlet okullarına göndermek istemeyen aileler arasından çıkmış. Bir tür moda olarak da yayılıyor. Bu tür moda terimlerden hoşlanmasam bile içimden geçenleri tam olarak karşıladıkları için terimleri kullanmakta bir sakınca görmüyorum. Ama neticede her ailenin eğitim anlayışının farklı olacağı muhakkak.
     
    Özetle ev  okulunda, çocuk devlet okuluna gönderilmiyor, sınavlara sokulmuyor, karne almıyor. Ama devlet okulundaki eğitim sistemine benzer bir eğitim alıyor. Evde her gün, hangi derslerin işleneceği belli. Genellikle anne, öğretmen oluyor ve çocuklar devlet okuluna benzer bir şekilde, kendi evlerinde eğitiliyorlar. Bu durumda  öğretmen olan kişi, çocukların her birinin bireysel ilgi alanlarını ve gelişim hızını takip edip, kendi müfredatını da buna göre düzenleyebiliyor.
     
    Okulsuz eğitimde ise çocuklar okula gönderilmedikleri gibi belirli bir eğitim müfredatı  da takip edilmiyor. Çocuklar kitaplardan okuyup öğrenmek yerine, kendi deneyimlerinden öğreniyorlar. Oyun oynarken, ev işi yaparken ve diğer bireylerle sosyal etkileşimleri yoluyla kendi kendilerini eğitiyorlar. Bu noktada neyi nasıl öğreneceğine çocuk karar veriyor, yetişkin ise ancak yol gösterici olabiliyor.
     
    Kendi kendine öğrenme (Autodidacticism) ise özellikle yetişkin eğitiminde kullanılan bir metot. Ama ben çocukların da ciddi anlamda, bu şekilde öğrendiklerine inanıyorum. Bebeklere konuşmayı kim öğretiyor? Kendi kendilerine öğreniyorlar. Aynı şekilde çocuğun kendi kendine öğrenme becerisini yok etmezsek, yardımsız öğrenmeye açık olacaklarını düşünüyorum. Bizler gibi sürekli dışsal yöntemlerle öğrenmeye zorlanmış bir nesil için, çocuğu kendi kendine öğrenmeye bırakmak çok zor ama kişi kendisinin ve ne yaptığının farkında olursa, imkansız da değil. Mesela 1,5 yaşından itibaren çocuklar çoraplarını, ayakkabılarını kendileri giyme denemeleri yapmaya başlarlar. Ayakkabı çiftlerini bazen ters, bazen düz giyebilirler. Çocuğa hangi ayakkabıyı nasıl tanıyacağı ve ne şekilde giymesi gerektiği öğretilebilir. Ama eğer çocuğun ters giydiği ayakkabı düzeltilmez ve o şekilde yürümesine izin verilirse, öyle ya da böyle bir gün ayakkabıları düzgün giymeyi öğrenecektir. Sonuç olarak sizin öğrettiğiniz çocuğun, o ayakkabıyı giydiği her seferinde bilgiyi tekrar etmesi gerekir ama kendi kendine öğrenen çocuğun bilgiyi içselleştirip kendisi bile fark etmeden doğru seçimi yapması, diğer çocuktan daha kısa sürecektir. Bilgiyi içselleştirmeyi öğrenen çocuk, bu yöntemi de içselleştirebilir, kendi kendine öğrenmeye devam edebilir. Ama bunu da tamamen kafamdan sallıyorum, herhangi bir istatistiki bilgiye filan dayanmıyorum, o nedenle herhangi bir bilimsel link veremiyorum :)
     
    Yeni bir etiket açıyorum: Okulsuz Eğitim. Bu da etiketin ilk yazısı olsun...
    Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

    Instagram

    Instagram

    Twitt'le

    Translate

    İstatistiklerim


    View My Stats