25 Aralık 2012 Salı

Bebek Kaç Aya Kadar Emzirilmelidir? Sütten Kesme Zamanı


Elbette bu karar anneye aittir. Zira meme vermek görüldüğü kadar kolay bir iş değildir. Yorucudur, can acıtıcı bile olabilir; her koşulda insanın dudağı kadar hassas, sinir uçlarının yoğun olduğu bir bölgenin sürekli uyarılması söz konusudur. Annenin fiziksel ve psikolojik olarak meme vermeye hazır olması gerekir.

Ancak anne meme vermeyi istiyorsa genel kabul gören görüş bebeğin ilk 6 ay SADECE anne sütü ile beslenmesi. Devam eden aylarda ise anne sütüne EK gıdalar ile birlikte EN AZ 2 sene emzirilmesi gerektiği yönündedir. 

İlk 6 ay anne sütünden başka hiçbir şey, su bile verilmemelidir. Zira bebeğin sindirim sistemi henüz yeteri kadar gelişmemiştir, barsak florası ve dolayısıyla bağışıklık sistemi yeni yeni oluşmaktadır. Anne sütü barsak florasının oluşmasını sağlar. Anne sütünden başka herhangi bir madde çocuğun sindirim sistemini bozar (mesela su bile bebeği ishal yapabilir) ve en önemlisi barsak florasının sağlıklı gelişimi etkilenir, bu da bebeğin hastalıklara karşı dirençsiz kalmasına neden olur. İlk 6 ay içinde ek gıdaya geçen annelerin bebekleri hakkında bir kaç soru sorarsanız genellikle hastalığa eğilimli bebekler olduğunu siz de gözlemleyebilirsiniz. Ayrıca ek gıdaya geç geçilince çocuğun gıdaları reddedeceği ve iştahsız olacağı, gece uykularının düzensiz olacağı iddiaları da doğru değildir. En azından benim kızım 6. ayı bitene kadar sadece anne sütü almasına rağmen son derece iştahlı, yemek ayırmayan ve 4. ayından beri geceleri kesintisiz uyuyan bir bebek.

6. aydan sonra başlanan ek gıdalar ise adı üzerinde anne sütüne ek olarak verilen gıdalardır. Bebek 1 yaşına kadar temel olarak anne sütü ile beslenmelidir. Yani anne sütü 1 yaşına kadar temel besin olarak yeterlidir. Bebek başka besinler yemesi için zorlanmamalıdır. 6-12 aylar arası besinlerle TANIŞMA dönemidir. Ama bebek dilerse sadece anne sütü ile doyabilir.

24. aya kadar anne sütü verilmesi gerektiği genel kabul görür ama bu ifade sanki 2 yaşında anne sütünün kesilmesi gerektiği yönünde anlaşılmamalıdır. Bebeğin en az 2 sene anne sütü alması tavsiye edilir ama bu ifade, 2 seneden sonra anne sütü almaması gerektiği, anne sütünün bu süreden sonra zararlı olduğu ya da 2 yaşından sonra anne sütünün faydalı olmadığı şeklinde anlaşılmamalıdır. Anne sütünün faydaları o kadar ileriye uzanır ki, uzun süre anne sütü almış bebeklerin ileride organ nakli olmaları durumunda, vücutlarının yeni organı kabul etme ihtimalinin daha fazla olduğu bile ispatlanmıştır. Dolayısıyla anne sütü hangi yaşta içilirse içilsin insan için inek sütünden daha faydalıdır. 




Beslenme konusunda zaman zaman hükümetler düzeyinde ve UNICEF gibi diğer uluslararası örgütlerle de çalışan Dünya Sağlık Örgütü, emzirmeyi hararetle savunmakta ve bu konuda 10 maddelik bir bildiri ortaya koymaktadır. Bu bildiri şu şekildedir.

Dünya Sağlık Örgütü Şunları Önermektedir
1- Dünya Sağlık Örgütü ilk 6 ay sure boyunca bebeklerin emzirme ile beslenmesini hararetle önermektedir. 6 aylıktan sonra, tamamlayıcı olarak verilen diğer gıdalarla birlikte emzirme 2 yaş veya daha sonrasına kadar devam edebilir. Buna ek olarak:
- Emzirme doğumu takip eden ilk 1 saat içinde başlamalıdır.
- Emzirme bebek tarafından  “istenildiğinde her an”, bebeğin talep ettiği sıklıkta, gece ve gündüz  olmalıdır.
- Şişe yada biberon kullanmaktan kaçınılmalıdır.

2-Emzirmenin bebekler için faydaları
Anne sütü yeni doğan ve bebekler için ideal besindir. Anne sütü bebeğin sağlıklı büyümesi için ihtiyaç duyduğu tüm besinleri içerir. Güvenlidir ve çocukları, ishal ve zatürre gibi dünya çapında çocuk ölümlerinin iki temel sebebi olan çocukluk hastalıklarından koruyan tüm antikorları içerir. Anne sütü bebeğin kullanımına her zaman hazırdır ve maddi olarak külfeti düşük olup, bu sayede bebeklerin yeteri kadar besin alması güvencence altına alınmış olur.

3-Emzirmenin anneler için faydaları
Emzirme anne için de faydalıdır. Emzirme sıklıkla tekrar adet başlamasını geciktirir. Bu da güvenli bir doğum kontrol yöntemi olmasa da, doğal bir doğum kontrol yöntemidir. Hayatın geri kalan kısmında göğüs ve over kanser riskini azaltır, annenin doğum öncesi kilosuna düşüşünü hızlandırır, ve obezite oranını düşürür.

4-Çocuklar için uzun dönemli faydaları
Çocuklar için erken dönem faydalarının ötesinde, emzirme yaşam boyu sağlıklı bir yaşama katkı sağlar. Uzun dönem emzirilen yetişkinler sıklıkla daha düşük kan basınçları ve daha düşük kolesterollü olurlar. Bunun yanında daha aşırı kilo, obezite ve Tip-2 diyabet oranları daha düşük olur. Emzirilen kişilerin zeka testlerinden daha iyi performans gösterdiklerine dair deliller vardır.

5-Neden bebek maması değil de; emzirme?
Bebek maması, anne sütünde bulunan ve bebeği su kaynaklı hastalıklara karşı koruyan antikorları içermez. Bu, su kaynaklı hastalıklar bebeğe toz mamaya karıştırılan güvenli olmayan sudan bulaşır (bir çok ailenin temiz suya erişimi yoktur). Kötü beslenme; mamanın özellikle kıt kullanılması durumunda; aşırı derecede sulandırılmasından da kaynaklanır. Bunun ötesinde, sık emzirme sayesinde anne sütünün devamlılığı güvence altındadır. Mama kullanılması ve daha sonra mamanın mevcut olmaması durumunda, emzirmeye dönüş artık bir opsiyon olmamış olabilir. Zira, anne sütünün bir süreliğine üretilmemiş olmasından dolayı üretim miktarı düşer.

6-HIV ve emzirme
HIV-pozitif anneler için; emzirme yerine geçecek besinlerle ilgili olarak şu koşullar sağlanamıyorsa;  Dünya Sağlık Örgütü ilk 6 ay boyunca emzirmeyi önermektedir:
- Makbul (toplumca makbul olması)
- Mümkün (mamayı hazırlayacak yardım ve teçhizat mevcut olmalı)
- Satın alınabilir (mamanın 6 ay boyunca satın alınabiliyor olması)
- Sürdürülebilir (mamanın 6 ay boyunca verilebiliyor olması)
- Güvenli (mamanın temiz su ve hijyenik koşullarda hazırlanıyor olması)

7-Emzirme yerine geçen besinler hakkında mevzuat
1981 yılında, emzirme yerine geçen besinlerin mevzuata kavuşması için uluslararası bir düzenleme getirildi. Bu düzenlemeye gore şunlar temel gerekliliktir;
- Mamanın formülü ve emzirmenin faydaları hakkında bilgiyle emzirme yerine geçen besinlerin sağlık risklerinin belirtilmesi
- Emzirme yerine geçen besinlerin promosyonunun yapılmaması
- Hamilelere , annelere veya onların ailelerine,emzirme yerine geçen besinlerin  bedava numunelerinin verilmemesi, ve
- Sağlık çalışanlarına veya tesislerine bedava veya sübvanse edilmiş  ürün dağıtımı yapılmaması

8-Annelere destek bir temel ihtiyaçtır
Emzirme, öğrenilmesi sorunlu bir şey olup, bir çok kadın başlangıçta zorluk çeker. Meme başında ağrı, bebeği besleyecek kadar yeterli süt olmayacağına dair korku yaygındır. Emzirmeyi destekleyen sağlık üniteleri –ki bu üniteler eğitimi annelere eğitilmiş emzirme danışmanları aracılığı ile verirler- daha sık emzirme deneyimini teşvik ederler. Bu desteği  sağlamak ve anne ve yeni doğan için bakım sağlamak üzere 152 ülkede 20.000'den fazla “bebek dostu” unite DSÖ-UNICEF inisiyatifi sayesinde kuruldu.

9-Çalışma ve emzirme
DSÖ, doğum sonrasında annenin yeteri kadar dinlenmesi ve bebeğini emzirebilmesi için işten en azından 16 hafta boyunca uzak kalmasını önermektedir. İşe geri dönen annelerin bir çoğu tavsiye edilen süre olan 6 aydan önce emzirmeye son vermekte; zira, iş ortamında yeteri kadar zamanları olmamakta ya da emzirmeyi yapacak mekanları olmamakta ya da  sütlerini sağıp saklayacak mekanları olmamaktadır. Bir annenin, emzirme işlemine iş saatlerinde de devam edebilmesi için iş yerinde ya da yakınında güvenli, temiz ve mahrem bir mekan olması gerekir.

10-Bir sonraki adım: yeni yiyeceklere geçiş
Bebeğin artan ihtiyaçlarını karşılamak için 6 aylıktan itibaren, bir yandan emzirme devam ederken diğer yandan da tamamlayıcı besinler verilmesi gerekmektedir.  Bebeklere verilecek besinler onlar için özel hazırlanmış olabileceği gibi, ailenin kendileri için hazırladıkları besinleri modifiye ederek de hazırlanabilir. DSÖ şuna işaret etmektedir:
- Destekleyici besinler verilmeye başlandığında emzirme azaltılmamalıdır;
- Destekleyici besinler bir kaşık ya da çanak ile verilmeli, şişe içinde değil;
- Besinler temiz, güvenli ve yerel olarak bulunabilir olmalı; ve
- Küçük çocuğun katı gıdaları yemeği öğrenmesi için geniş zamana ihtiyaç vardır.




İslam dini açısından da bebeklerin 2 seneye kadar emzirilmesi tavsiye edilir, 2 seneye kadar anne sütü almak bebeğin hakkı olarak görülür, ama iki seneden sonra bebeğin emzirilmesinin haram olduğu ya da emzirilmemesi gerektiği hiçbir yerde ifade edilmemiştir:

B) Emzirme
Çocuğun bakım ve büyümesinde emzirmenin önemli bir yeri vardır. Bu bakımdan emzirme, İslâm hukukunda ana babaya terettüp eden bir vazife olarak ayrıca düzenlenmiştir. Hanefî hukukçular annenin çocuğunu emzirmeye dinen mecbur olduğunu, ancak hukuken olmadığını söylerler. Bu görüş çocuğun nafakasının her hâlükârda babaya ait olması ve o dönemlerde toplumda ücretli sütannenin kolayca bulunabilmesi sebebiyledir. Hanefîler bu yükümlüğü her durumda babaya vermişlerdir. Diğer mezhep hukukçuları ise annenin dinen olduğu gibi hukuken de çocuğunu emzirmek zorunda olduğunu söylerler. Şu kadar var ki çocuk yalnız annenin sütünü kabul ediyor veya sütanne bulunamıyor veyahut da babanın sütanne tutacak malî gücü bulunmuyorsa bu durumda Hanefîler'e göre de anne hukuken çocuğunu emzirmeye mecburdur.
Anne emzirme için evlilik devam ederken veya boşanma iddeti beklerken herhangi bir ücret isteyemez. Çünkü bu dönemlerde nafakası esasen kocaya yani çocuğun babasına aittir. Fakat boşanma iddeti biten veya ölüm iddeti bekleyen kadın emzirme için çocuğun babasından veya bizzat çocuktan yahut çocuğun nafakasından sorumlu olanlardan ücret talep edebilir.
Emzirme süresi iki yıldır. Bu şu anlama gelir ki anne emzirme için bir ücret alıyorsa ilk iki yıl için ücret isteyebilir; ondan sonrası için ücret isteyemez. Süt yoluyla kurulan hısımlık da çocuğun ilk iki yaş içinde süt emmesi durumunda meydana gelir. (bkz.: http://www.diyanet.gov.tr/yayin/basiliyayin/yweboku.asp?sayfa=17&yid=36)

Ve son olarak benim gibi, insanların da bir memeli hayvan türü olduğunu, içgüdüleri bulunduğunu düşünen bilim adamlarının yaptıkları bir çalışmayı yayımlamak istiyorum. Ki bazı anneler iş yerlerinde sağdıkları sütü buzdolabında sakladıkları için patronlarından uyarı aldıklarını, çünkü iş arkadaşlarının sütten tiksindiklerini söylediklerimi okumuştum. İneğin sütünden tiksinmeyen insanların, insan sütünü tiksindirici bulmaları ironik gelmişti bana bir hayli. Herhalde kendilerini hayvan olarak görmek, kadınların memelerinden süt çıktığını düşünmek kendilerine çağ dışı filan geliyor olsa gerek... İnsanın doğadan kopuşu ile birlikte, insanlar kendi hayvansı yönlerini yadsımaya başladılar sanıyorum (Kaynak: http://www.llli.org/ba/aug94.html, Çeviri: http://www.lllturkiye.org/Bilgiler/Sutten_kesme_zamani.html):


Amerika’da kadınlara çocuklarını ne zaman sütten kesmeleri konusunda çelişkili tavsiyeler verilmektedir. WHO ve Unicef göre annelerin en az 2 yıl emzirmelerini tavsiye ederken, Amerikan Pediatri Akademisi (AAP) 1 yıl emzirmelerini önerir. Birçok doktor 6 ay emzirmenin “fazla uzun” bir süre olduğunu savunur. Bazı sağlıkçılar ise kadınların çocuklarını neyin onları bir yıldan daha uzun bir süre emzirmelerini ittiğini sorgulamaktadır. Bundan dolayı da bazı kadınlar çocuklarını hala emzirdiklerini sağlıkçı ve ailelerinden saklama ihtiyacını duyabilmektedirler. Yapılan antropolojik araştırmalara göre, bir çok Batılı olmayan kültürlerde çocuklar 3-4 yaşına kadar emzirilir. Bu kültürlerin uygulaması mı alışılmadık yoksa bizimki mi? Kültürel inançlar tarafından değiştirilmemiş olsaydı, modern insanın sütten kesme yaşını belirlemek için diğer hayvanların ne yaptıklarına bakabilir miyiz?

Tüm memeliler gibi insan da bebeğini besleyebilmek için süt bezlerine sahiptir. Memeliler sınıfı içinde Primat (goril, orangutan, şempanze, gibon...) üyesi olan insanlar, yine primat yavrularının mümkün olan en iyi sağkalım oranını sağlamak için, doğal seleksiyonda 65 milyon yıldır şekillenen emzirme yolunu takip etmektedir. Bu yolun da genetik temelli olduğu kabul edilse de yaşam/tarih değişkenleri de insan olmayan primatlar üzerinde süt yaşı ile ilişki göstermiştir. Bu yönüyle incelendiğinde acaba insanoğlu için sütten kesmenin “doğal" yaşı hakkında ne gibi önermeler doğabilir?

Doğum Ağırlığının 3 veya 4 Katına ulaşınca sütten kesme
Emzirme literatüründe yaygın olarak görülen memelilerin yavrularını doğum ağırlıklarının üç veya dört katına varana kadar emzirmesidir (Lawrence, 1989). Bu kural özellikle küçük vücutlu memeliler için geçerlidir, büyükler için değil.  Primatları dâhil, büyük memeliler için yapılan son araştırmalara göre, anneler doğumdan sonraki ağırlıklarının üç katından daha çok dört katına çıkmasından birkaç ay sonra yavrularını sütten kestikleri olarak gözlenmiştir ( Lee, Majluf ve Gordon 1991). Peki, Amerikalı çocuklar doğum ağırlıklarından ne kadar zaman sonra dört katı ağırlığına ulaşıyorlar? Bu süre erkekler için yaş ortalaması 27 ay iken, kızlar için bu süre 30 aydır.

Yetişkin Ağırlığının 1/3’ine ulaşınca sütten kesme.
Başka çalışmalar ise primatların (tıpkı diğer memeliler gibi) yavrularını yetişkin kilosunun üçte birine ulaşana kadar emzirdiklerini ortaya koyar (Charnov ve Berrigan 1993). Yetişkin bir insanin farklı vücut ağırlığına sahip olduğu da göz önüne alınırsa, insanoğlu için bu kıyaslamada emzirme süresi 4 ile 7 yıl arasında değişiklik gösterecektir. Ayrıca erkekler kızlara oranla daha uzun süre emzirildiği gibi, bu süre geniş gövdeli gruplarda küçük gövdelilere oranla da daha fazla olacaktır.

Yetişkin Vücut Ağırlığına Göre sütten kesme.
Harvey ve Clutton-Brock (1985) yetişkin dişi vücut ağırlığına bağlı olarak sütten kesme yaşının hesaplanabilmesi için bir çalışma yayımlamışlardır. Primatların yaşam/tarih değişkenleri de göz önüne alınarak yapılan çalışmaya göre, yetişkin kadın vücut ağırlığına bağlı olarak, insanlar için sütten kesme yaşı 2,8 ile 3,7 arasındadır.

Gebelik Süresine Göre sütten kesme
Genel olarak memeliler arasında sütten kesme yaşının gebelik süresine denk geldiği literatürde yer almaktadır (Lawrence, 1989). Bu değerlendirmeye göre, insanoğlunda sütten kesme süresi için sadece dokuz ay geçmesi beklenebilir. Tabi bu bire bir ilişkide, erişkin yaşa gelmiş hayvanın ağırlığı da etkili olduğu bir gerçektir. Birçok küçük gövdeli primat için, emzirme süresinin gebelik süresinden daha kısa olduğu, büyük gövdeli primat türleri arasında da emzirme süresi gebeliğin ortalama süresini çok aştığı gözlemlenmiştir. İnsanoğlunun en yakın akrabası olarak kabul edilen şempanze ve goriller göz önüne alınırsa, emzirme süresi gebelik süresinin 6 katından fazladır. İnsanlar en iri primatlar arasında yer alır ve şempanze ve gorillerle %98’den fazla aynı genetik materyale sahiptir. Bu karşılaştırmalara dayanarak, insanoğlu için sütten kesmenin tahmini doğal yaşı en az 4,5 yıl (6 gebelik süresi) olarak gösterilmektedir.

Diş çıkarmaya göre sütten kesme.
Smith (1991)’in araştırmasına göre birçok primat, yavrularının ilk kalıcı azı dişleri çıkana kadar emzirmektedir. İlk kalıcı azı dişinin çıkması modern insanlarda 5,5 — 6 yaş civarında gerçekleşir. İnsanoğlunun yetişkin bağışıklık yeterliliğinin oluşma süresi — aynı zamanda bizim evrimsel geçmişimiz boyunca, anne sütü ile sağlanan etkin dokunulmazlık ile korunması — 6 yaşa kadar geçerli olduğunun altını çizmek gerekir (Fredrickson).

İnsanoğlunun evrimsel geçmişi öyle bir organizma yaratmıştır ki emzirme hem fiziksel, hem bilişsel, hem de duygusal gelişime katkı sağlamaktadır. İnsan primat verileri insanın en az 2.5 yıl en fazla 7 yıl anne sütü ile beslenmek için tasarlanmış olduğunu belirtmektedir. Doğal seleksiyon, güçlü ve genetik olarak kodlanmış bebekleri şanslı kılmış olsa da emzirme ile bu süreç daha da kalıcılık kazanmıştır. Günümüzde, birçok toplumda, 3-4 yaşını geçmiş çocukların besin ihtiyaçlarını karşılamak yetişkin gıdalarının onlara göre hazırlanmasıyla mümkündür. Modern toplumlar antibiyotikler, aşılar ve gelişmiş sağlık önlemleri ile anne sütünün bağışıklık için bazı (hepsi değil) yararlarını karşılayabilmektedir. Fakat çocukların fiziksel, bilişsel ve duygusal ihtiyaçları devam etmektedir. Amerika’da bir bebeği çok uzun süre emzirmek sıra dışı olsa bile, insan için sütten kesme yaşının 3 ila 7 yaş arasında mantıklı ve uygun olabileceği konusunda sağlıkçıların, ailelerin ve halkın dikkati çekilmelidir.

Kaynak: 
· Charnov, E. L. and D. Berrigan. Why do female primates have such long lifespans and so few babies? or Life in the slow lane. Evol Anthropol 1993; 1:191-94.
· Fredrickson, D. University of Kansas, personal communication.
· Harvey, P. H. and T. H. Clutton-Brock. Life history variation in primates. Evolution 1985; 39:559-81.
· Lawrence, R. A. Breastfeeding: A Guide for the Medical Profession, 3rd edition. St. Louis: Mosby, 1989.
· Lee, P C., P. Majluf, and I. J. Gordon. Growth, weaning and maternal investment from a comparative perspective. J Zool Lond 1991; 225:99-114
· Smith, B. H. Age of weaning approximates age of emergence of the first permanent molar in nonhuman primates, abstracted. Phys Anthropol Suppl 1991; 12:163-64.


19 Aralık 2012 Çarşamba

Buzdolabı Nasıl Kullanılmalı?


İstanbul'da yaşarken sebze ve meyvelerimizi eve haftalık olarak sipariş veriyorduk. Marketten almam gerekenleri de Migros'tan eve sipariş ediyordum. Migros çalışanları kapıya kadar getirdiklerinden, olabildiğince az sipariş verebilmek için, olabildiğince fazla miktarda ürün sipariş ediyordum. Bu durumda da buzdolabım tıka basa dolu oluyordu. 

Sonra küçük bir sahil kasabasına taşındık. En uzak yer 15 dakika yürüme mesafesinde. Haftada bir pazarımız var. Ama pazarda bulunan her ürün, aynı tazelikte manavda da bulunuyor. Bu nedenle pazardan sadece çevre köylülerin getirdikleri, bahçe ürünlerini alıyorum. Onun haricindeki alış verişi günlük olarak manavdan yapıyorum. Markete çok çok nadiren, özel bir ürün aradığım zaman uğruyorum. Bu nedenlerle artık buzdolabım tam da istediğim gibi, içinde sadece serin saklanması gerekli olan malzemeler var. 

Burada görülmeyen üst rafta kahvaltılık malzemeler duruyor. Burada ise ağzı açılmış konservelerim: Biber salçam ve domates konservem. O hafta bitecek olan tereyağım. Eşime ait konservelik sos (aslında evde yapımı çok kolay) ve yeşil zeytinler. Alt rafta Vonalı Celal'den aldığımız turşularımız, bir tane kesik limon ve eşimin yapay yoğurt krizi tuttuğunda aldığımız yoğurt var.

Kışın tüketmek istediğim yazlık sebzeleri konserve olarak saklamayı tercih ediyorum. Konserveleri de buzdolabında tutmak gerekmiyor. Ayrıca örneğin zeytinyağlıları da konserveleyerek saklayabiliyorum. Mesela zeytinyağlı taze fasulyeyi fazla miktarda yapmışsam, sıcakken kavanozlara doldurup, kavanozları ters çevirmek suretiyle konserveliyorum. Fazla uzun bekletmeden 1-2 hafta içinde de tüketiyorum. En uzun 3 ay kadar beklettim sanırım, tadı hala güzeldi ama içinde bakteri filan üremiş midir, bilemiyorum. Ama tahminen, zeytinyağlı yemekler uzun dayanıyor diyerek 1 hafta buzdolabında zeytinyağlı beklettiğimizde de yemek bakteri üretiyordur muhakkak.

Bir alt rafta hala Vonalı Celal'den gelen turşularımız (onlar da bitince dolap tamamen boş kalacak sanırım), köyden hediye gelen alıç ve kuşburnu marmelatları var. Ayrıca az miktarda ev yapımı tarhana ve Karadeniz'den gelen mısır unumuz da var.

Ayrıca artık elektriklerimiz sık sık kesiliyor. Bu nedenle derin dondurucuda da hiçbir şey saklamıyorum. Zira uzun süreli kesintilerde malzemelerin eriyip, yeniden donması mümkün. Bunu da bilemeyeceğimden, hiçbir şey saklamamak daha uygun geliyor. Zaten kasabımız çok yakın. Donmuş eti çözdüreceğime, kasaba kadar gidip et almak daha kolayıma geliyor. Ayrıca zaten saklayacağım her şeyi kurutarak ya da konserveleyerek saklıyorum. Bu nedenle derin dondurucuyu kullanmaya da gerek olmuyor. Her sebzeyi mevsiminde yemeyi severim. Eskiden insanlar bahçelerinde, tarlalarında ürettiklerini yazın tüketemediklerinden, bu üretim fazlalıklarını kış için de saklamaları gerekiyormuş. Ben üretici olmadığımdan kış için onu bunu saklamak bana anlamsız geliyor. Ama bazı sebzeler var ki ya kışın da yemek istediğimden (misal domates) ya da kurusunun tadını daha fazla sevdiğimden (kuru dolmalıklar), bu sebzeleri konserveliyor ya da kurutuyorum. Bazıları ise hediye geliyor ya da satın alıyorum. Mesela kak (kurutulmuş elma) ya da kurutulmuş bezelye.

Derin dondurucumun kapağı :)

Bu da içi: Düşme durumlarında ve dışarı yemek götürürken kullanmak üzere soğutucu pedler, kızımın banyosunu renklendirmek için yaptığım renkli buz, bayatlamış ekmeklerden yaptığım galeta unu ve dondurma makinesi içi.


Ayrıca artık günlük yemek pişiriyorum. Hem öğlen hem de akşam evde yemek yeniliyor (eşim öğlen yemeğine eve geliyor). Bu durumda da pişirdiğim yemekler hemen tüketilebiliyor. Şu aralar dolabımın en tıka basa görüntüsü şöyle:


Bu fotoğraf pazarımızın olduğu Cuma günü çekildi. Ayrıca en olmayacak şekilde 3 çeşit yemeğin hepsi de artmış. Genellikle en azından birisi biter, ama o gün 3 çeşit yemek de dolaptaydı. Ayrıca kefiri de hemen yapar tüketiriz ama nedense o gün kefir de dolaptaymış. Ayrıca çiğ süt kullanıyoruz. Pazartesi ve Cuma günleri geliyor sütçü. Cuma günleri bazen sütlaç yapıyorum. O gün de sütlaç günüymüş :)

En üst rafta pazardan yeni alınmış haftalık peynirlerimiz var. En az üç tür: Beyaz, taze kaşar ve çeçil peynirleri. Ayrıca az miktarda gerçek tulumdan keçi, eski kaşar vs. Artık 1 haftada yiyemeyeceğimiz miktarda peynir ALAMIYORUZ, çünkü bozuluyorlar. Tuzlu beyaz peynirin bile bir haftada bozulduğunu görünce artık paketli peynir alamaz oldum. Arka tarafta da Rusya'dan aldığımız mnik balık konserveleri var. Sağ taraftaki raf eşime ait: Kayseri'den özel olarak getirttiği sucuk ve pastırmalar var içinde.


Üst rafta günlük kahvaltılıklarımız var. Alt rafta turşularımız, kapaklı güveçte yoğurdumuz, sağ taraftaki küçük güveçlerde ise sütlacımız var

Bu rafta sol tarafta artan kefirmiz ve minik tavalarda, çorba, ara yemek ve bulgur pilavından arda kalanlar görülüyor. Bunları nasıl ısıttığımı da yazmıştım: Buharda Isıtma. Resimde görünmemekle birlikte sağdaki turşunun arkasındaki ağzı açık bir plastik kapta karbonat duruyor. Karbonat buzdolabının içindeki kokuyu emiyor. Ayrıca dolapta fazla malzeme olmadığından, çıkan kabın altını silmek, temizlemek için yeterli geliyor. Eskiden ayda bir kere dolabın raflarını boşaltır, yıkardım. Artık gerek kalmıyor, en son ne zaman yıkadığımı hatırlamıyorum bile. Ayrıca eğer dolapta karbonat yoksa, ağzı açık süt ve süt ürünü bekletemezsiniz. Zira süt de bütün kokuyu emer, kendi içine çeker, sütü içerken tüm diğer yemek kokularını da duyarsınız. Oysa karbonat dolaptayken marine ettiğiniz et ürünlerini bile ağzı açık şekilde bekletebilirsiniz, kesinlikle dolap kokmaz ya da başka bir yemeğe etin kokusu sinmez.

En alt iki raf sebze ve meyvelere ait. O gün pazardan aldıklarım, muhtemelen hafta başında tükenmiş olacaklar. Üst rafta bez poşette marul var. Kızım yapraklarını kıtır kıtır yemeye bayılıyor. Yanında çintar mantarı, onun yanında da ıspanak duruyor. İkisi de topraklı olduklarından bez poşetlere koymamışım. Ama o gün itibariyle poşetten çıkıp yıkandılar, paklandılar :) Alt sol rafta bez poşette minik bahçe havuçları ve turpları var. Üstündeki kapta da kırmızı lahana duruyor. Havuçları kızım kıtır kıtır yiyor (boğaza kaçıp çocukları boğarmış diye çocuklarına havuç yedirmeyenler var). Ayrıca havuç ve turp salatası bazen kızıma akşam öğünü oluyor (içine biraz da yeşil zeytin koyuyorum turşu niyetine). Kırmızı lahanayı da kızım kıtır kıtır yiyor. Ama ayrıca tuzlu ve limonlu bekletip, turşu gibi salataya eklediğimde de severek yiyor. Eşim domatessiz yapamadığı için hala domatesimiz var. Akdeniz'de hava hala sıcak olduğundan, pazara gelen köylülerden hala bahçe domatesi bulabiliyoruz. Ayrıca bahçemizdeki ağaçlardan koparılmış limonumuz da var. Sağdaki kapta ise meyveler duruyor. Elma, mandalina ve nar bu mevsimin vazgeçilmez üçlüsü. Ayrıca Trabzon hurması ve armut da var. Meyve yemeyi çok sevdiğimizden bu meyveler de hızla tükenecek. Bir dahaki pazara kadar en az 2 defa daha manavdan meyve alacağım. Meyve ve sebze kaplarının altında normal bez mutfak havluları serili.


Artık buzdolabımız daha boş, daha az çalışıyor ve daha az elektrik harcıyor. Büyük şehirde yaşamamanın avantajlarından sadece biri :)

Not: Yazıyı tekrar okurken farkettim ki böyle pastırmalar, keçi tulumunda peynirler filan yazınca sanki çok pahalı besleniyormuşuz gibi olmuş. Söylemek isterim ki Akdeniz'e taşındıktan sonra bir ayda yaptığım gıda alışverişi, İstanbul'da gıda için bir haftada yaptığım harcamaya eşdeğer. Yani burada özel keçi tulumları filan pek pahalı değil. Ürünleri sıklıkla üretildikleri yerden temin etmek de ucuza kaliteli yiyecek bulmanın bir diğer yolu. Eğer sucuğu Kayseri'den, mısır ununu Karadeniz'den temin ederseniz ucuza gelmiş oluyor.

6 Aralık 2012 Perşembe

Temel trafik kuralları bebeğe nasıl öğretilir?



Kızıma öncelikle "yürüyen adam"ı öğrettim. Trafik ışıklarının önünde duruyoruz. Yürüyen adam kırmızı iken bekliyoruz, yürüyen adam yeşil olunca ise arabalar duruyor ve biz yürüyoruz.

Arabada da eğer ışıkları görüyorsa "açıl susam açıl" oynuyoruz. Çocuklar bir şeyleri değiştirebilmeye muktedir olma duygusunu seviyorlar. Bir arkadaşım oğlunun üfleyerek ışıkların rengini değiştirdiğini, diğeri ise "Şimdi yeşil" diye bağırdığını söylemişti.

Yaya geçidini de "zebra" olarak öğrettim. Kızım hayvanları çok seviyor. Zebra ve zürafaya da özel bir ilgisi var. "Karşıya zebradan geçeceğiz" dedim. "Ne, zebra mı?" diye şaşırdı. "Evet, bak siyah beyaz, tıpkı zebra gibi" dedim ve bir daha da zebra olmayan yerden karşıya geçmedi. Özel ilgisi olsaydı Beşiktaş'ın renklerinden de öğretmeyi deneyebilirdim.

Bir de yukarıdaki oyunu da tavsiye ederim. Kendi kendimize de çizebiliriz. Bir trafik ışığı çizimi. Işıkların yerlerini öğreniyor bu şekilde. Işıklar boyanabilir. Ama bu şekilde renkli kağıtlarla top yapıp üzerine yapıştırıldığında, hem görsel hafızaya hem de dokunsal hafızaya hitap ediyor. (Not: Çizim ve oyun fikri "Ya-Pa Etkinlik Dosyası" isimli kitaptan alınmıştır: http://www.okuloncesimarket.com/pro/2092/60/Ya-Pa-Etkinlik-Dosyasi)

Çocuklar aynı zamanda şiir ve şarkıyla da kolay öğrenebiliyorlar. İşitsel hafızaya yönelik olarak da şarkı söylüyoruz kızımla:

Kırmızı ışıkta DUR,
Sarı ışıkta BEKLE, 
Yeşil ışıkta GEÇ,
Geç hanım teyze :)

(Bu şarkıyı Celal Şahin, akordeonu ile söylerdi; hatırlar mısınız bilmem?)


3 Aralık 2012 Pazartesi

1 yaşından sonra bebeğin beslenme düzeni nasıl olmalı?


Kızımın ek gıdaya geçtikten sonraki beslenme düzenini şurada yazmıştım:

1 yaşına kadarki kahvaltı alışkanlıklarını da şu yazımda yazmıştım: 

1 yaşından sonra gün içindeki emme sıklığı çok azaldı Hatta 1 yaş civarında günde sadece bir kere ve 5 dakika kadar emiyordu. Bu nedenle de katı gıdaya çok daha fazla ağırlık ve önem vermeye başladım. 

1-2 yaş aralığındaki beslenme düzeni şöyleydi:

07.00
Kalkış ve beslenme (meme)

Uyanır uyanmaz emdiği için uyandıktan 1 saat kadar sonra kahvaltı ediyor.
08.00
Kahvaltı

Her öğün ortalama 1 saati bulabiliyor.
11.00
Ara öğün: Meyve ya da kuru yemiş


12.30
Öğlen yemeği: Etli, sebzeli, baklagilli yemek
Öğle uykusu
16.00
Ara öğün: Meyve ya da kuru yemiş


18.00
Akşam yemeği: Öğlen yemediği besin grubu her neyse onu tamamlamaya çalışıyorum. Biz ne yiyorsak, aynısından ikram ediyorum

Çoğu zaman akşam yemeği yemek istemiyordu. O zaman yoğurt/kefir ve/veya meyve, kuru yemiş-kuru meyve veriyordum.
19.30
Uyku öncesi: Anne sütü

8 aylıktan sonra akşam uykusuna yattıktan sonra hiçbir şekilde gece beslemedim.

Yani normal bir günde 1-2 yaş arasında topla 5 öğün yemek yiyordu. 

Ancak canı istemezse asla yemesi için zorlamadım.

Bir akşam bir kase kuru yemiş yiyip yatıyordu. Başka bir akşam tam 6 tane mandalina yiyip yatmıştı ki meyve asidi midesine zarar verir mi diye çok korkmuştum. Bazen de akşam yemeği olarak sadece yoğurt yiyor veya kefir içiyordu. Gelişiminde ya da sağlığında hiçbir sorun yaratmadı bu durum.

Tabii bu düzene birden bire değil zaman içerisinde yavaş yavaş geçti. 

2 yaşından sonra: 4 öğüne indi. Kahvaltıdan sonraki ara öğünü talep etmedi. Yani 3 ana, 1 ara öğün.

3 yaşından sonra: Ben kendi irademle 3 öğüne indirmeye çalışıyorum, yani 2 ana bir ara öğün. Geç kahvaltı ettirip (uyanır uyanmaz emiyor hala), ara öğün kadar hafif bir öğlen yemeği yediriyorum. 15.00-16.00 arasında bir ara öğün daha yapıyor. Akşam da 18.00-19.00 arasında akşam yemeğini yiyip, yatmadan önce de sadece meyve yiyor. Ben günde 2 ana öğünün bir yetişkin için yeterli olduğunu düşünüyorum. Kızımın beslenme alışkanlığını da buna uydurmaya çalışıyorum.

Prensip olarak acıkmadan yemek yenilmemesi taraftarıyım. Dolayısıyla kızıma da acıkmadan yemek vermedim. 2 saatte bir acıkacağını öngörerek yemek teklif ettim ama eğer kabul etmezse ısrarcı olmadım, yemek saatleri konusunda kuralcı da olmadım. Yemediği zaman, yarım saat bir saat sonra tekrar teklif ettim. Eğer aç olduğunu düşünüyorsam ve yine de yemiyorsa, yemeği beğenmediğini düşünerek başka bir şey teklif ettim. Pişen yemeği yemesi konusunda da ısrarcı olmadım. Zaten çocuklar bugün severek yedikleri bir şeyi yarın yemeyebiliyorlar, ya da hiç ağızlarına sürmedikleri bir şeyi birden bire yalana yalana yemeye başlayabiliyorlar. Yani kızım ne zaman, ne kadar ve ne yiyeceğine kendisi karar verdi. Hatta nerede ve nasıl yiyeceğine de kendisi karar verdi. Yemek masasında yemesi ya da çatal kaşıkla yemesi konusunda da ısrarcı olmadım. Orta sehpa üzerinde ya da kendi oyun masası üzerinde ya da yere serilmiş temiz bir bez üzerinde, oyun oynarken ya da kitap okurken, elleriyle yemesine de ses çıkarmadım. Zaten sık sık sokakta, parkta bahçede yemek yiyorduk. Piknik yapmaya bayılıyor. Ama sık sık lokantada ya da eşin dostun evinde yemek de yeriz. Belki de bu nedenle kızım yemek masasında oturup, çatal kaşıkla yemek yeme konusunda da hiçbir sıkıntı yaşamadı.

Öğlen yemeklerini kızıma özel, az porsiyonlarda ve olabildiğince fazla besin grubu içerecek şekilde pişiriyordum. Akşam yemeklerini ise bizimle birlikte, ona uygun şekilde tuzsuz salçasız hazırlanmış yemeklerimizden yiyordu. Şu anda (38 aylık) sanırım yemediği hiçbir tencere yemeği yok. Sulu yemekleri pilav ya da makarna ile karıştırıyorum, çorbasına da ekmek ekliyorum. Böylece kendi kendine yiyebiliyor. Kızıma 1 yaşına kadar ekmek vermedim. Yemeklerini pirinç, mercimek, erişte ya da irmik ekleyerek koyulaştırıyordum. 1 yaşından sonra da sadece salata suyuna banmak ya da çorbasına eklemek suretiyle ekmek verdim. Verdiğim ekmek de ya ev yapımıydı ya da güvendiğim özel fırınlardan alınmaydı ve biz de beyaz ekmek yemediğimizden, hep tam buğday ekmekleri yedi. Hala beyaz ekmek yemez. Tam buğday ekmeğini de eline alıp kemirmez çoğunlukla. Pilav ve makarna olarak da bulgur pilavı ve erişteyi tercih ettim. Dolayısıyla kızım hala bulgur ve erişte ile yapılan yemekleri çok seviyor. Beyaz pirinç veya makarna pişireceksem de içine nohut ve sebze eklemeye gayret ediyorum. Patatesi de sadece çorbasına katıyordum ve blendırdan geçiriyordum. Dolayısıyla patatesi tanımadı hiç. Şu anda patates kızartmasını ağzına sürmüyor. Kararımdan pişman değilim.


1 yaşından sonra kuru yemişi önüne koydum, kendisi yedi. Önceleri fındığı ikiye, cevizi dörde beşe bölüp önüne tane tane koyuyordum ki hem yuvarlak nesneler boğazına kaçmasın hem de önündeki her şeyi ağzına sokup da tıkanmasın. Yemeye alıştıkça önüne kaseyi koymaya başladım. 18 aylıkken hiç sorunsuz arabada, sokakta kuru yemiş yiyebiliyordu. Herhangi bir tıkanma sorunu yaşamadı. Dişleri yokken de damağıyla gayet rahat öğütüyordu. Aynı şekilde çiğ beslenmeyi sevdiğini fark ettiğimden havuç, salatalık, taze fasulye, lahana, yeşil salatanın sert kısımları, sivri biber, kırmızı kapya biber ve benzer besinleri de çiğ olarak veriyordum. Önceleri onları da küçük parçalar halinde ve ara öğünde verdim. Sonra ince uzun doğrayıp, derin bir bardağa koyup eline verdim. Kıtır kıtır kemiriyordu. 3 yaşından sonra tamamen bütün halinde ve bazen de ana öğün olarak yiyor bu tür çiğ besinleri. Evimizde bütün gün kıtır kıtır sesleri duyuluyor.


Şeker oranı yüksek olduğundan kızıma meyve suyu vermedim (reçel de vermedim, 1 yaşına kadar tatlı da vermedim). Halen daha kefirin ekşi tadını daha çok sever, meyve suyu içmez. İçecek olarak sadece anne sütü, bitki çayı ve kefir veriyordum. Şimdi 3 yaşında bir de soda içmeye başladı. Başka içecek kabul etmiyor. İçmek isterse şalgam suyu da içmesini isterim. Anne sütü aldığı için normal süt de içmek istemedi. Onun için de zorlamadım. Süt yerine kefir içmesini tercih ettim. Kızım şu anda 38 aylık. Halen anne sütü alıyor. İnek sütünü de sadece sabahları müslisini yerken bir bardak kadar içiyor. Kefir içmeye de devam ediyor. Kışları da hemen her akşam yemekten sonra hep birlikte bitki çayı içiyoruz. Bizimle birlikte çay içmek isterse itiraz etmedim, paşa çayı yaptım ona.  Ama sırf bizimle içmiş olmak için birkaç yudum içiyor, bitki çayını normal çaya tercih ediyor. Biz kahve içerken bize eşlik etmek istediğinde de sütün içine keçi boynuzu tozu koyup, bizim kahve fincanlarında kahve gibi pişiriyorum. Normal kahve fincanına koyuyorum. Bizimle birlikte kahve içiyor ve mutlu oluyor :) Henüz bizim kahvemizin tadına bakmak istemedi.

Bir yaşından sonra salondaki zigonun üstünde, kızımın erişebildiği bir yerde sürekli meyve, kuru yemiş ve su bulundurdum. İstediği zaman atıştırmasına da karışmadım. Su içmesini ise sık sık hatırlattım. Çünkü küçük çocuklar oyuna dalıp yemeyi içmeyi unutuyorlar. Yemekleri saatinde yedirmek çözüm oluyor ama ne zaman susadıklarını bizler de bilemiyoruz. Çocuk susayınca rahatsızlık hissediyor. Bu rahatsızlığı adlandıramıyor ve asabiyet yaratıyor. Sık sık su teklif etmek bu türlü gerginliği önlüyor. Ayrıca yemekten önce su vermeyin, şişirir de derler ama ben kızımda tam tersini gözlemledim. Susuzken yemek yiyemiyor. Kendimde de dikkat ettim, ben de yiyemiyorum. O nedenle yemekten önce de, yemek sırasında da su içmesine hiç karışmadım ve masada hep su bulundurdum. Hemen her yemekten önce lıkır lıkır suyunu içer, sonra da gayet güzel yemeğini yer.

1 yaşından sonra her şeyi yedirdim. Alerjen olabilir denilen inek sütü, bal, çekirdeği içinde olan meyveler (kivi, çilek, domates, çekirdekli üzüm vs). Nar da yedirdim. Soyup önüne koyuyordum ama parmaklarıyla, ama kaşıkla yemeye bayılıyordu. 3 yaşında, artık ayıklamaya da başladı. Haşlanmış mısır da yediriyordum. Kırılmayacak derince bir kaba haşlanmış mısır taneleri koyup ara öğünlerde eline veriyordum. Şu anda da haşlanmış mısıra bayılıyor (an itibariyle Türkiye'de GDO'lu ürün yetiştirmek yasak ama ithalatı serbest. Dolayısıyla eğer yerli üretim mısır buluyorsanız, GDO'suz olduğundan emin olabilirsiniz). Ayrıca yağsız ve tuzsuz patlamış mısır da veriyorum. Bazen patlamış mısırla ana öğün bile yapabiliyor.


2 yaşından sonra normal kahvaltı ediyordu ama 3 yaşından sonra kahvaltıda müsli vermeye başladım hafta içleri: Yulaf, kuru üzüm, ceviz, ay çekirdeği, avokado vs koyuyorum. Bazen inek, bazen badem sütü ile kendisi yiyor çoğu zaman.


1 yaşına kadar kas gelişimi hızlı olduğundan, kas oluşumu için proteine ihtiyaç duyuyordu. 1 yaşından sonra et tüketimi yavaş yavaş azaldı ve 2 yaşından sonra büyümesi iyice yavaşladığından, kas oluşturmak yerine, oluşmuş kaslarını kullanmak ister oldu. Enerji ihtiyacını karşılamak için de karbonhidrata ihtiyacı var. Yeterli miktarda karbonhidrat vermezsem, şekerli yiyecek talep ediyor. O nedenle 3 yaşından sonra her gün bir öğününü karbonhidrat ağırlıklı pişiriyorum. Yani makarna, pilav yemesine takılmıyorum. Cevizli erişte, nohutlu meyhane pilavı denilen türde bulgur pilavı ve kuskus en sevdiklerinden. Ama normal pirinç pilavı ve makarna istediğinde de red etmiyorum. Şekerli yiyecek yemesindense sebzeli pilav ya da makarna yemesini tercih ediyorum.

Yemediği şeyleri de kafama takmıyorum: Sadece 1-2 peynir türünden çok az miktarda yiyor; yumurta sarısı yemiyor; patates, börek, gözleme yemiyor; süt sadece 1 bardak içiyor vs vs. Yemediklerinden ziyade yediklerine yoğunlaşmayı tercih ediyorum.

NOT: Hatırlatmak isterim ki beslenme uzmanı ya da çocuk doktoru değilim. Sadece tek bir çocuğum var. Buraya yazdıklarım tamamen 38 aylık, gelişimi her zaman üst sınırda gitmiş ve henüz hiç ilaç kullanmamış sağlıklı (çok şükür) tek bir çocuk annesi olarak tecrübelerimdir.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Instagram

Instagram

Twitt'le

Translate

İstatistiklerim


View My Stats